Tübitak'ın, sadece 2025 yılında birçok alanda yaptığı araştırmaları, çalışmaları, etkinlikleri, verdiği destekleri yazmış olduğum Türkiye'nin Teknoloji Yolculuğu başlıklı yazı dizisinde anlatmıştım. Hatta savunma sanayii alanında yaptığı çalışmalardan da yeri geldikçe kısmen bahsetmiştim. Fakat Tübitak'ın kısa adı SAGE olan yani TÜBİTAK Savunma Sanayii Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü'nün çalışmalarından bahsetmemiştim. SAGE bugün sahada kullanılan birçok teknolojik sistemin geliştirilmesinde aktif rol üstlenen büyük bir bilim merkezi konumunda bir enstitüdür diyebiliriz.

Geçtiğimiz yıl basına da yansıyan, IDEF 2025 fuarında yer alan ve ilk kez sergilenen Gökhan füzesi, hem uzun menzilli hava füzesi olma özelliğine sahip, hem de Milli Ramjet Motoruyla bilinmektedir. Ön tasarım aşaması 2024’te tasarlanan bu füze için, daha uzun menzile gitmesi ile ilgili sözleşmelerde imzalanmıştır. Böylelikle bu gelişmeyle birlikte, NATO bünyesinde yer alacak olan, en uzun menzilli hava füzelerinden biri olarak envantere girmesi için çalışılmaktadır. Gökhan gibi Gökdoğan, Bozdoğan ve Som-j füzeleriyle birlikte, milli muharip uçağımız olan Kaan ve insansız savaş uçağı olan Kızıl Elma'nın da, üretim tesislerinde entegrasyon çalışmaları devam etmektedir. Tübitak'ın internet sayfasında Kızılelma ve Gökdoğan füzesiyle ilgili şu açıklamalar yapılmıştır. "KIZILELMA platformundan görüş ötesi hava-hava füzesi GÖKDOĞAN’ı ateşleyerek AESA Burun Radarı veri bağı güdümü ile dünya havacılık tarihinde ilk defa bir hava hedefini bu yöntemle vurduk. ÖZGÜR F-16 Uçağından ilk defa AESA Burun Radarı veri bağı güdümü ile GÖKDOĞAN füzesi atışı gerçekleştirerek bir hava hedefini imha ettik. Çelik Kubbe’nin en üst katmanını oluşturan ve tasarım sorumluluğunu TÜBİTAK SAGE’nin üstlendiği uzun menzilli hava savunma füzemiz SİPER-2’nin ve yerli turbojet motoru ve millî alt sistemlerle donatılan SOM seyir füzemizin atış testini icra ettik. Hava savunma mimarimizin önemli bir bileşeni olan GÖKSUR’un, deniz platformundan atış ve hedefe angajman testlerini gerçekleştirdik. Su üstü platformlara taarruz yeteneğine sahip SOM-J füzesinin testlerini başarıyla gerçekleştirerek kalifikasyonunu tamamladık. MK-83 Genel Maksat ve SARB-83 Delici Bombaları ile uyumlu, ülkemizde SİHA’lardan atılan en uzun menzile sahip güdüm kiti olan GÖKÇE’nin AKINCI SİHA’ya entegrasyonunu tamamladık, MK-82 Uçak Bombası uyumlu GÖZDE güdüm kitinin hareketli hedefe atışını gerçekleştirdik. BOZOK ve KAYI30 mühimmatlarımız ile AKINCI ve Bayraktar TB2’den yapılan atış testlerinde hedefleri tam isabet vurdu. TEKNOFEST kapsamında düzenlediğimiz Dikey İnişli Roket Yarışmamıza 324 takım başvurdu, finalde 16 takım kıyasıya mücadele etti, 3 takım başarılı oldu."

Yapılan bu açıklamalarla da görüldüğü gibi; Türkiye’nin bu son yıllarda savunma sanayisinde gösterdiği yükselişlerin temelinde yerli yazılımların olduğunu görüyoruz. Bunun yanında; elektronik sistemler, haberleşme altyapıları, radar teknolojileri, yapay zekâ uygulamaları gibi çözümlerde yer almaktadır. Daha önceki yazılarımda da anlattığım gibi, bu alanların hemen hepsinde TÜBİTAK’ın doğrudan ya da dolaylı katkısı bulunmakta. Özellikle savunma sanayisinin beyni olarak görülen elektronik ve yazılım sistemlerinde, bu kurumun geliştirdiği teknolojiler oldukça fazladır. Tabiki üniversitelerle, özel sektörle ve savunma şirketleriyle birlikte yürüttüğü projeler sayesinde de birçok başarılara imzalar atılıyor. Ama bugün Türkiye’nin savunma sanayisinde elde ettiği başarıların arkasında; laboratuvarlarda çalışan birçok bilim insanı, mühendisler ve araştırmacılar bulunuyor. Bunlar gibi, TÜBİTAK’ın yıllardır sürdürdüğü araştırmalar ve geliştirdiği projeler sayesinde, ülkemiz savunma alanında kendi teknolojisini üretebilen ülkeler arasında yer almaya devam ediyor.