TÜBİTAK'ın araştırma merkezlerinden daha önceki yazılarımda bahsetmiştim, ama MAM yani TÜBİTAK MARMARA ARAŞTIRMA MERKEZİ bunların en önemlilerindendir diyebilirim. TÜBİTAK'ın 2025 yılındaki faaliyetlerini araştırırken gördüm ki MAM sadece geçtiğimiz yılda bile onlarca projeye, onlarca çalışmaya imza atmış bir merkez. Birazdan bu çalışmalardan bahsedeceğim ama TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezinin en önemi tarafı, teorideki çalışmaların doğrudan gerçek hayatla karşılık bulan somut projeler olmasıdır. Az önce dediğim gibi birçok proje ve çalışma yaptığından dolayı bu faaliyetlerini size biraz daha maddeler halinde sıralayarak aktarmaya çalışacağım.

2025 yılında TÜBİTAK MAM, Avrupa’nın en güçlü sanayi ve araştırma iş birliği platformlarından biri olan A.SPIRE bünyesine katılmış ve kaynakların daha verimli kullanılması ve çevre dostu üretim yöntemlerinin yaygınlaştırılması gibi amaçlarla, Avrupa’nın önde gelen sanayi kuruluşları, araştırma merkezleri ve üniversitelerini aynı çatı altında buluşturmuştur. Bu üyelik sayesinde de ülkemizin temiz enerji ve sürdürülebilir üretim hedeflerine, uluslararası düzeyde önemli katkılar sağlanmıştır. Aynı zamanda yeşil dönüşüm ile dijitalleşme gibi alanlarda da, stratejik projelerin hayata geçirilmesine büyük öncülük etmiştir.

Sağlık alanı olarak halk sağlığı, kanser biyoteknolojisi, biyosensör teknolojileri ve nörodejeneratif hastalıklar gibi çeşitli alanlarda da çalışmalar yürütürken, SARS-CoV-2 virüsüne karşı koruyucu etkisi olan pastil/çiğneme tabletinin geliştirilmesine yönelik bir patente de imza atmıştır. Biyoteknolojik ilaç ve aşı üretiminde GMP süreçlerine ilişkin teknik gereksinimlerin, kalite anlayışlarının, mevzuat çerçevesinin, denetim sistemlerinin ve sektörel tecrübelerin ele alındığı SciREACT 5. Bilgi Günü, “Biyoteknolojik İlaç ve Aşı Üretimi: GMP Süreçleri” konusu Ocak 2025’te gerçekleştirilmiştir.

Pandemi sürecinde elde edilen bilimsel ve teknik deneyimler ile TÜBİTAK ve TÜSEB arasındaki Ar-Ge iş birlikleri, SciREACT 6. Bilgi Günü kapsamında Mayıs 2025’te değerlendirilmiş. Proje çerçevesinde düzenlenen çalıştay serisinin ilk oturumu olan “Sorun Tespit Çalıştayı” ise Kasım 2025’te gerçekleştirilmiştir.

Biyoteknoloji konusu ile ilgili olarak da, Sabancı Üniversitesi, Koç Üniversitesi (Tirex platformu), İstanbul Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Atabay İlaç, T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı (TAGEM-TİGEM), gibi kurumlarla farklı başlıklarda ortak çalışmalar gerçekleştirmişlerdir.

Sındırgı çevresinde kurulan yüksek çözünürlüklü deprem gözlem ağları sayesinde, bölgedeki depremler hassas biçimde izlenerek yerel fay yapısına ilişkin önemli veriler elde edilmiş. Ayrıca Silivri açıklarında 23 Nisan 2025’te meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki depremin ardından yürütülen kara ve deniz çalışmalarıyla, deniz tabanı fay kırıkları, artçı sarsıntılar ve depremin kaynak mekanizmasına dair önemli veriler de elde edilmiştir. Yine depremle ilgili bir konu olarak; Devlet Hava Meydanları İşletmesi ile yürütülen iş birliği kapsamında, Çukurova Uluslararası Havalimanı ve Ordu-Giresun Havalimanı sahalarında operasyonel güvenliği sağlamak için zemin deformasyonu ve deprem risk analizleri tamamlanmış. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ile yapılan iş birliği kapsamında da, il genelinde deprem tehlike haritalarının güncellenmesi ve zemin sıvılaşma riskinin bölgesel ölçekte haritalanmasına yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Kapadokya bölgesindeki tarihi yapılar da modern teknolojilerle izlenerek yapı sağlığı araştırmaları yapılmıştır.

Merkez koordinasyonunda, AFAD, MTA, Türkiye Belediyeler Birliği ve Harita Genel Müdürlüğü dahil birçok kurumun yer aldığı, hatta 22 üniversitenin de içinde bulunduğu proje kapsamında, Türkiye’nin afet risklerini azaltmaya yönelik kritik verilerin üretimine yönelik çalışmalar 2026’ya kadar kesintisiz sürdürülmektedir.

Bu yazıda Marmara Araştırma Merkezi'nin, sadece sağlık alanı ve depremle ilgili yaptığı çalışmalarından bahsedebildim. Diğer çalışma ve faaliyetleri diğer bir yazının konusu olsun. Ama görüldüğü gibi Marmara Araştırma Merkezi, Bir anlamda Türkiye’nin kendi kendine yetebilme kapasitesini artıran bir merkezdir diyebiliriz. Günlük hayatta çoğu insan farkında bile olmadan bu merkezin geliştirdiği teknolojilerin etkisini görmekteler. Temiz suya erişimden enerji kullanımına, sanayi üretiminden sağlık alanına kadar birçok noktada MAM’ın çalışmaları görünür düzeydedir.