Son beş yazımda doğal afetlerle ilgili farklı yazılar yazmıştım. Dün Nepal'de yaşanan büyük sel ve heyelan felaketiyle de durumun ciddiyeti bütün dünya için gözümüzün önünde bir kez daha kendini gösteriyor. Dev bir toprak kitlesinin binaları, araçları, evleri çok katlı işyerlerini dahi nasıl içine alarak ilerlediğini gelen görüntülerden izledik. Nepal ile Çin'in Tibet bölgesinde meydana gelen selde halen 1300’den fazla kişinin kayıp olduğu yetkililer tarafından bildiriliyor.

Hürriyetin dün ki haberine göre felaketin aşama aşama gelişimi şöyle bildiriliyor; “Felaketin ilk saatlerinde olayın bir deprem tarafından tetiklendiği düşünüldü. Nepal Dışişleri Bakanı Shishir Khanal, bölgede meydana gelen depremin heyelanı başlattığını ve heyelanın nehri tıkamasıyla biriken suyun aşağı kesimlere doğru ilerlediğini açıkladı. ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu'nun (USGS) ilk verileri de Tibet'in kuzeyinde bir deprem meydana gelmiş olabileceğine işaret etti. Ancak daha ayrıntılı incelemelerin ardından bu değerlendirme değişti. USGS, başlangıçta deprem olarak kaydedilen sismik hareketin aslında buzul çökmesi ve enkaz akışından kaynaklandığını açıkladı. Yakındaki sismik istasyonlardan alınan veriler, uzun periyotlu sismik dalgalar ve uydu görüntülerinin incelenmesi sonucunda bölgede deprem meydana gelmediği sonucuna varıldı. Uzmanlar, buzuldan kopan büyük kütlenin kaya ve enkazı beraberinde sürükleyerek nehir sistemine ulaşmasının, aşağı kesimlerde yıkıcı sel ve heyelanları tetiklemiş olabileceğini değerlendirdi.

Nepal'in Rasuwa bölgesinde meydana gelen felaket, yetkililer tarafından "hayal edilemeyecek kadar büyük bir yıkım" olarak tanımlandı. Tribhuvan Üniversitesi Jeoloji Bölümü akademisyenlerinden Bishal Nath Upreti, olayı "Nepal'deki en büyük felaketlerden biri" olarak nitelendirdi.

Upreti, buzul çökmesinin 100 ila 200 metre yüksekliğinde "gökyüzünden bir tsunami" oluşturduğunu ve yaklaşık 20 milyon metreküp suyu serbest bıraktığını belirtti. Çamur, kaya, buz ve sudan oluşan dev akış, Rasuwa Vadisi'ndeki yerleşimlere ulaştı. Köyler, yollar, köprüler ve altyapı büyük zarar gördü. Suların çekilmesinin ardından bölgede metrelerce kalınlığında çamur tabakaları ve geniş enkaz alanları oluştu.”

Haberde de görüldüğü gibi selin, genellikle zaten kısa sürede yağan şiddetli yağmurların, dere ve nehirlerin taşmasından kaynaklandığı bilinmekte. Altyapılarında yetersiz kalmasıyla veya doğal su yollarının yanlış yapılaşma nedeniyle kapatılmasıyla da, doğal felaketler kendilerine uygun ortamı daha rahat bulabilmekteler. Birkaç saat içinde yağan yoğun yağmur, özellikle şehirlerde büyük bir tehlikeye dönüşebiliyor. Betonlaşmanın artmasıyla da yağmur sularının toprağa karışacağı alanlar azalıyor ve su kendisine yeni yollar bularak, çoğu zaman yolları, evleri ve iş yerlerini basabiliyor.

Geçmiş afetlerden kazanılan derslerle gelecekte olabilecek afetlerdeki zararların azaltılabileceği gerçeğinden hepimizin aslında ders alması lazımdır. Doğa kaynaklı afetlerin tekrar edeceği olgusu, uzmanlar tarafından sürekli söylenmekte.

Geçen sene de Nepal'de aynı bölgede olan sel bu durumu doğrulamaktadır. Şehirlerin ve yerleşim alanlarının doğru planlanması, dere yataklarının ve taşkın riski bulunan bölgelerin yapılaşmaya açılmaması da çok önemlidir. Nepal' deki felakette de gördüğümüz gibi birçok evin yer aldığı dere yatağındaki mahalleler, bir anda sular hatta çamurlar içinde kalabiliyor.

Birçok ülkede geçmişte birçok yerde dere yataklarının kapatıldığı, üzerlerinin yollar ve binalarla doldurulduğu görülmüştür. Bunlara rağmen doğanın kendi kuralları vardır. Dere yatağını kapatmak, suyun tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Tam tersi şiddetli yağışlar sırasında su, eski yatağını yeniden buluyor ve karşısına çıkan her şeyi sürükleyerek ilerliyor.

Özetle az önce de söylediğim gibi, afetlerle mücadelede en güçlü yöntem, felaket yaşandıktan sonra harekete geçmek değil, felaket gelmeden önce gerekli önlemleri almaktır. Daha güvenli bir gelecek için doğayla mücadele etmek yerine, doğanın kendi kurallarına saygı göstererek yaşamak zorundayız. Doğru yapıları doğru yerlere kurarak, doğayı koruyarak ve insanları bilinçlendirerek kayıpları azaltabiliriz.