Deprem, sel, heyelan, yangın, fırtına ve diğer doğal afetler, bütün insanlık için, geçmişten bugüne kadar hayatın en önemli bir gerçeği olarak hep karşımızda duruyor. Yeryüzünün hareketlerinin, iklim olaylarının ve çeşitli doğal süreçlerin, bazen insanların yaşamlarını olumsuz yönde derinden etkileyen, büyük felaketlere dönüşmesi ihtimali hep vardır.

Depremler, seller, heyelanlar, çığlar, fırtınalar, kuraklıklar, orman yangınları ve tsunamiler, dünyanın farklı bölgelerinde milyonlarca insanın hayatını etkilemeye devam etmektedirler. Ülkemizde de bu felaketlerin hemen hemen hepsi sıkça görülebilmektedir. Özellikle deprem, ülkemizin en önemli doğal afetlerinden biri olarak, diğer doğal afetlere göre öne çıkmakta. Ülkemizin önemli bir bölümü aktif fay hatlarının bulunduğu bir coğrafyada yer aldığı için, geçmişte yaşanan büyük depremler, depreme karşı hazırlıklı olmanın da ne kadar önemli olduğunu acı bir şekilde bizlere göstermiştir. Deprem dışında sel, heyelan, çığ, kuraklık ve orman yangınları da, ülkemizde zaman zaman büyük kayıplara neden olabilmektedir. Bu nedenlerden dolayı bilindiği gibi, doğal afetlerle mücadelede en önemli kavramlardan biri de eğitimdir. İnsanlar, yaşadıkları bölgedeki afet risklerini ve afet anında nasıl davranmaları gerektiğini öğrenmelidirler ki; deprem sırasında panik yapmadan doğru hareket edebilmeli, sel sırasında dere yataklarından ve su baskını yaşanan alanlardan uzak durmalı, yangın gibi afetler sırasında da yine yetkililerin uyarılarını dikkate almalıdırlar. Bu ve bunun gibi bilgiler yalnızca yetişkinler için değil, çocuklara da küçük yaşlardan itibaren öğretilmelidir. Tabi ki doğal afetlere karşı mücadele, yalnızca bireysel olarak yapılan hazırlıklarla sınırlı değil, devlet kurumlarının, yerel yönetimlerin, bilim insanlarının ve vatandaşların birlikte hareket etmesiyle üstesinden gelinebilecek bir eylemdir. Bilimsel çalışmalar, erken uyarı sistemleri, güvenli şehir planlamaları, sağlam altyapılar ve etkili afet yönetimi gibi başlıklar kayıpların azaltılmasında büyük rol oynamaktadır. Afet meydana geldikten sonra yardım ulaştırmak elbette çok önemlidir. Fakat asıl hedef, afet meydana gelmeden önce gerekli önlemleri alarak can ve mal kayıplarını en aza indirmek olmalıdır.

Hepimizin bildiği gibi, yalnızca olay yaşandıktan sonra yapılan yardımlarla bu durum sınırlı kalmamalıdır. Asıl önemli olan, afetler gelmeden önce ne yapacağımızı bilerek, doğru uygulamaları ve davranışları sergilemek ve bu bilinci de küçük yaşlardan itibaren toplumun her kesimine kazandırmaktır. Unutmamak gerekir ki afetler çoğu zaman aniden gelir, fakat hazırlık önceden yapılır. Bir felaket yaşandıktan sonra duyulan üzüntü ve yapılan yardımlar ne kadar değerli ve önemliyse, felaketler yaşanmadan önce alınan önlemler de o kadar önemlidir. Daha güvenli yapılar inşa etmek, doğayı korumak, çocukları eğitmek, bilim insanlarının uyarılarını dikkate almak ve afetlere karşı hazırlıklı olmak, hepimizin ortak sorumluluğudur. İşte bu noktada okulların rolü son derece büyük ve önemlidir. Çünkü çocuklara verilen afet eğitimleri, yalnızca bir ders konusu olarak değil, gerektiğinde hayat kurtarabilecek bilgilerdir.

Bundan iki önceki "Bilgi Hayat Kurtarır" başlıklı yazımda 26 Aralık 2004'te Güney Asya'da büyük bir tsunami faciasından bahsetmiştim. 11 ülkede 231 bin kişinin ölümüne yol açan tsunami büyük bir felakete yol açmış ve bu felakette o bölgede, Puket adasında ailesi ile birlikte tatil yapan Tilly Smith, Mai Khao plajında dalgaların köpürdüğünü ve suların çekildiğini görünce, tsunami olacağını anlayarak, ailesi vasıtası ile alarm verilmesini sağlamış ve bölgenin tahliyesini sağlamıştır. Bu sayede yüzlerce kişi otellerden ve sahillerden kaçarak kurtulabilmişlerdir. Tilly'nin babası kızının bu bilgiyi 2 ay önce coğrafya dersinden öğrendiğini ilgililere söylemiştir. Bu güzel örnekte de görüldüğü gibi öncelikle okullarda yapılması gereken ilk çalışma, her okulun bulunduğu bölgenin risklerini iyi bilmesidir. Çünkü ülkemizin her yerinde aynı afet riski yoktur. Bir bölgede deprem ön plandayken başka bir yerde sel, heyelan, çığ, orman yangını veya fırtına gibi afetler daha büyük bir tehlike oluşturabilir. Bu nedenle her okulun herkese uyan tek bir planı değil, bulunduğu çevrenin özelliklerine göre hazırlanmış bir afet ve acil durum planı olmalıdır. Okul binasının dayanıklılığı, acil çıkış yolları, toplanma alanları, yangın merdivenleri, elektrik ve doğal gaz sistemleri, dolaplar ve düşme riski taşıyan eşyalar da sürekli ve düzenli olarak kontrol edilmelidir.

Doğal afetlerle iç içe yaşamak zorundayız. Fakat çaresiz değiliz. Bilgi ve bilim birikimi, toplumsal dayanışma ve doğru önlemler sayesinde, kendimize daha güvenli bir yaşam alanı oluşturabiliriz. Çünkü afetlere karşı en güçlü silahımız korku değil; bilinç, hazırlık ve birlikte hareket etme iradesidir.