Canım Kızım Leyla,

Sana bu satırları, toprağın barutla, göğün umutla yıkandığı yerlerden, Afyon ovalarından yazıyorum.

Bugün 29 Ağustos... Başkomutan'ın o keskin bakışlarıyla Kocatepe'den verdiği emrin üzerinden üç koca gün geçti. Siperlerdeyiz. Gece zifiri karanlık. Genzimizi yakan o kesif toz ve kan kokusuna rağmen, nefes aldığımızı hiç bu kadar derinden hissetmemiştik. Yanımdaki Mehmet'in yaşı henüz on sekiz; elleri titriyor ama korkudan değil, vatanı bir an evvel o yabancı çizmelerden temizlemenin sabırsızlığından. Yarın büyük bir gün olacak diyorlar. Yunan tahkimatını yarıp geçtik, düşman Çalköy sularına doğru çekiliyor. Sessizce bekliyoruz. Gökyüzündeki yıldızlar sanki bizimle omuz omuza vermiş, yarın kopacak o büyük kıyameti gözlüyor. Dağların ardında doğacak güneşi beklerken, sana kavuşma ihtimalim namlunun ucundaki o soğuk demirden daha ağır basıyor yüreğimde.

Şimdi 30 Ağustos akşamındayız kızım. Dumlupınar... Bu ismi hayatın boyunca unutma. Bugün burada sadece bir savaş kazanılmadı; bugün burada koca bir milletin üzerine serilen o kara kefen yırtılıp atıldı. Sabahın ilk ışıklarıyla koptu o fırtına. Kulaklarımızı sağır eden top sesleri, göğüs göğüse çarpışan bedenlerin çıkardığı o boğuk haykırışlara karıştı. Bir ara başımı kaldırdım, toz bulutunun içinde Başkomutan'ı gördüm; en önde, ateş hattının hemen kıyısında, yıkılmaz bir çınar gibi duruyordu. O an anladım ki, bu milletin sırtı bir daha asla yere gelmez. Süngülerimizle çelikten bir duvar ördük. Yorgunluk hissi yok, acı yok, sadece hürriyet var. Düşman darmadağın oldu. Güneş batarken ufukta beliren o kızıllık, bizim için artık sonsuz bir aydınlığın rengidir.

Ve bugün 1 Eylül... Uşak sınırına doğru yürüyoruz. Üzerimizde günlerin uykusuzluğu, üniformalarımızda kurumuş çamur lekeleri var ama adımlarımız kuş gibi hafif. Az evvel ovanın ortasında o gür, o sarsılmaz ses çınladı: "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, İleri!"

Bu emir, sadece bir askeri talimat değil; senin, benden sonraki nesillerin, bu topraklarda başı dik yürüyebilmesi için verilmiş bir yaşam fermanıdır. Artık durmak yok. İzmir'e kadar, denizin o tuzlu rüzgarı yüzümüze çarpana kadar durmayacağız.

Seni, o hür, o aydınlık sabahların güneşinde kucaklayacağım günü bekliyorum. Bu mektubu cebimde, tam kalbimin üzerinde taşıyorum. Bilesin ki, burada atılan her adım, düşülen her siper, senin o güzel yüzün bir daha hiç asılmasın diyedir.

Gözlerinden hasretle öperim.

Baban...