Dönem dönem vücudumuzla ilgili duyu organlarının beş değil altı olduğu, yeni gizli bir duyuya sahip olduğumuzla ilgili haberlere rastlamışsınızdır. Toplumda altıncı his de denilen, çoğu zaman geleceği hissetmek veya paranormal olayları çağrıştıran, durumlar akla gelse de, bilimsel açıdan altıncı duyu bambaşka bir kavramdır. Geçtiğimiz son iki yılda daha elle tutulur biyolojik bir çalışma da yapılmıştır. Bilim insanlarının “interosepsiyon” adını verdikleri ve beynin, kalp, akciğer, böbrek ve mide gibi iç organlardan gelen sinyalleri algılayan bir sinir ağı üzerinde çalıştıkları kendileri tarafından belirtilmiştir.

Bu sistemin, bu sefer dış dünyadan gelen etkileri algılamak üzere değil, vücudumuzun içinden gelen sinyalleri algılayan, bir sistem olduğu bilim insanları tarafından özellikle vurgulanmıştır. Ntv haber internet sitesinin bu konu ile ilgili haberine göre; “Bedenin İç sesi: İnterosepsiyon ABD’deki Scripps Research Enstitüsü’nden araştırmacılar, interosepsiyonun sinir sisteminin vücudun içsel sinyallerini algılayıp yorumladığı “henüz yeterince araştırılmamış bir süreç” olduğunu belirtiyor. Bu sayede beyin, ne zaman nefes alacağını, kan basıncının düştüğünü ya da bir enfeksiyonla savaşıldığını anlayabiliyor. Araştırmayı yürüten Prof. Xin Jin, “İnterosepsiyon sağlığın neredeyse her yönü için temel öneme sahip, ancak sinirbilimin hala büyük ölçüde keşfedilmemiş bir alanı” diyor. Ekip, bu gizemli duyuyu derinlemesine incelemek için ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri’nden (NIH) 14,2 milyon dolarlık destek aldı. Yine haberin ilerleyen bölümünde farklı bir konuya da değinilmiştir. “İnterosepsiyon; karar verme, sosyal beceri ve duygusal iyi oluş gibi pek çok psikolojik sürece katkıda bulunur. Bu sistemdeki bozulmalar, depresyon, anksiyete ve yeme bozuklukları gibi ruhsal rahatsızlıklarda da görülmektedir.” Bilim insanları, bu altıncı duyunun daha iyi anlaşılmasının otoimmün hastalıklar, kronik ağrı ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkların tedavisinde de devrim yaratabileceğini düşünüyor.” Denilmiştir.

Bu çalışmadan başka çeşitli farklı bir görüşler de vardır. O da duyularımızın 5 ya da 6 değil 22 ile 33 farklı duyuya sahip olduğumuz görüşüdür. Oxford Üniversitesi'den Prof. Charles Spence, nörobilimci meslektaşlarının insanlarda 22 ila 33 arasında farklı duyu sistemi olabileceğini düşündüğünü belirtmesiyle başlayan süreç bugün daha da şekillenmiştir. Bu konu da aslında oldukça geniş bir konudur. Çünkü gündelik hayatımızda pek de farkında olmadığımız, birçok tepki ve algılayışımız bununla ilgilidir. Sadece örnek vererek daha net aktarabileceğim bu konu ile ilgili şu örnekleri sıralayabiliriz. Beynimizin, kolumuzun, omzumuzun, parmaklarımızın konumunu sürekli olarak bilmesi, hareketlerimizi istemsizce koordine etmesi bununla ilgilidir. Örneğin, merdiven çıkmak, yazı yazmak gibi fiziksel aktiviteler. Dengeyle ilgili algılayışımız, iç kulakta bulunan vestibüler sistem sayesinde gerçekleşir. Bisiklet sürerken dengede kalabilmemiz, koşarken düşmememiz gibi fiziksel aktiviteler bu duyuyla ilgilidir. Yine aç olduğumuzu hissetmemiz, susamamız, tokluk hissimiz, midemizin dolu olduğunu hissetmemiz. Ya da kaygı, stres, heyecan gibi birçok duygunun oluşumunda bedenimizden gelen bu sinyallerin etkisinin olduğu anlaşılmıştır. Dokunma duyusu da karmaşık bir konudur. Hafif bir temas olması ya da basınçlı bir güçle temas edilmesi, hatta kaşıntının bile kendine özgü sinir algılayıcılarına sahip olduğu düşünülmektedir. Birçok nörobilimci kaşıntıyı, ayrı bir duyu olarak da tanımlamışlardır. Yine başka bir konu, zamanı algılayışımızda farklı duyuların devreye girmesi ile oluşur mesela. Beynimizin zamanla ilgili bu mekanizması kendinden otomatik bir tahminle geçer. Zaman algısı lafını çoğu zaman kullanırız da fark etmeden. İşte buda bir duyunun devreye girdiğini gösterir. Bu ve bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Kısaca nörobilim bize insan bedeninin sandığımızdan daha karmaşık olduğunu göstermektedir. Her saniye milyonlarca bilgi, gözlerden, kulaklardan, deriden, kaslardan, iç organlardan ve denge sisteminden beyne ulaşmaktadır. Beyin de bu bilgilerin tamamını bir araya getirerek çevremizi güvenli bir şekilde algılamamızı ve yaşamımızı sürdürmemizi sağlamaktadır. Bu nedenle günümüzde birçok bilim insanı, "İnsan yalnızca beş duyuya sahiptir." düşüncesinin artık modern bilimin ulaştığı bilgiler ışığında yetersiz kaldığını ifade etmektedirler. Aslında bunu şu şekilde söylemek daha doğru olur. Beş duyu, insan algısının yalnızca görünen kısmıdır. Onun altında bedenimizin sürekli çalışan ve çoğu zaman farkına bile varmadığımız, çok daha geniş ve etkileyici bir duyusal dünya bulunmaktadır.