Türkiye’de emeklilik, uzun yıllar boyunca çalışmanın ardından gelen görece sakin bir dönemi çağrıştırırdı. Küçük bir ev, düzenli bir maaş, belki torunlarla geçirilen zaman… Bugün ise bu imgelerin yerini, geçici adresler ve valizler aldı. Son dönemde giderek daha görünür hâle gelen bir gerçek var: bazı emekliler için ev artık bir daire değil, otel odası.

Artan kira fiyatları, sabit kalan maaşlar ve barınma krizinin derinleşmesi, özellikle büyük şehirlerde emeklileri ciddi bir çıkmaza sürükledi. Kiralık ev bulmak zorlaştıkça, bulunan evlerin bedeli emekli maaşlarını çoktan aşmış durumda. Bu noktada bazı emekliler için “çözüm”, aylık kiradan daha ucuz olan küçük otel odalarına yerleşmek oldu. Ancak bu bir tercih değil; zorunluluk.

Otel odalarında yaşayan emeklilerin anlattıkları, meselenin yalnızca ekonomik olmadığını gösteriyor. Kimi yıllarca aynı mahallede yaşamış, komşuluk ilişkileri kurmuş, evini yuva hâline getirmiş insanlar… Şimdi ise birkaç metrekarelik odalarda, günlük temizlik saatlerine, giriş-çıkış kurallarına ve geçicilik hissine mahkûm durumdalar. Kendi mutfağını kullanamamak, eşyalarını depolayamamak, kapısını kapattığında “burası benim” diyememek; bütün bunlar barınmanın ötesinde bir kayıp yaratıyor.

Bu yeni düzen, emekliliğin anlamını da dönüştürüyor. Dinlenme ve güven duygusu yerini sürekli bir tedirginliğe bırakıyor. “Bir ay daha kalabilir miyim?”, “Fiyat artar mı?”, “Bu otel kapanırsa nereye giderim?” gibi sorular, emeklilik günlerinin parçası hâline geliyor. Otel odaları, geçici çözümler olarak sunulsa da bazı emekliler için bu geçicilik kalıcı bir hâl almış durumda.

Öte yandan, otel işletmecileri açısından da durum karmaşık. Boş kalan odaların uzun süreli kiralanması, özellikle düşük sezonlarda bir gelir kapısı yaratıyor. Ancak bu ilişki, barınma hakkının piyasa koşullarına teslim edildiği bir tabloyu da gözler önüne seriyor. Ev ile otel arasındaki sınır silindikçe, “yuva” kavramı da anlam kaybına uğruyor.

Bu manzara, sosyal devlet tartışmasını yeniden gündeme getiriyor. Emeklilik yalnızca maaş meselesi değildir; barınma, sağlık ve güvenli yaşam koşullarıyla bir bütündür. Bugün otel odalarında yaşamaya zorlanan emekliler, sistemin en görünür kırılma noktalarından birini oluşturuyor. Bu hikâyeler, istisna değil; giderek yaygınlaşan bir gerçekliğin işaretleri.

Belki de en çarpıcı olan şu: Emekliler, hayatları boyunca çalıştıkları şehirlerde artık misafir gibiler. Kendi kentlerinde, kendi hayatlarında geçici konaklayan insanlar hâline geliyorlar. Otel odaları ise bu geçiciliğin sessiz tanıkları.


Kaynakça