Bozkırın Ortasında Bir 'Liman' Hayali: Karum’un Mimari ve Toplumsal Arkeolojisi

Ankara, çoğu zaman "gri" sıfatıyla haksızca damgalanan, ancak her sokağında başka bir devrin hayallerini ve bazen de o hayallerin enkazını saklayan bir kenttir. Bu kentin hafızası, sadece resmi binalarda değil, gündelik hayatın tam kalbinde duran ama artık "eskimiş" sayılan mekânlarda gizlidir. Bugün Tunalı Hilmi’nin sonunda, beyaz bir dev gibi yükselen Karum İş ve Alışveriş Merkezi’ne baktığımızda gördüğümüz şey, sadece bir bina değildir. O bina; bir kentin bağ bozumu geleneğinden kopuşunun, 80’li yılların neoliberal rüzgârlarının ve Türkiye’nin "modernleşme" iştahının ta kendisidir.

Bağ Bozumundan Betonun Rasyonelliğine: Cenap And’ın Mirası

Karum’un hikâyesini anlamak için, 1980’lerin sonuna kadar gitmek, hatta o toprağın altındaki üzüm köklerini hatırlamak gerekir. Bugün Karum ve yanındaki Sheraton’un yükseldiği o devasa arazi, aslında Türkiye’nin ilk özel sektör şarap üreticisi olan Kavaklıdere Şarapları’nın fabrikası ve bağlarıydı. Cenap And’ın vizyonuyla şekillenen bu alan, Ankara’nın o naif ve mütevazı Cumhuriyet döneminin sembolüydü. Sonbahar geldiğinde Kavaklıdere’ye sinen o mayhoş üzüm kokusu, kentin kimliğinin bir parçasıydı.

Ancak 1980 sonrası Türkiye’de rüzgâr başka türlü esmeye başladı. Kent toprağı, üretimden daha değerli hale geldiğinde, o bağların sökülüp yerine "modernliğin tapınakları"nın dikilmesi kaçınılmazdı. Karum, işte o üzüm bağlarının üzerine, Ankara’nın bozkırına "modern bir liman" vaadiyle konduruldu.

Bir Mimari Metin: Meinhard von Gerkan’ın Rasyonel Gemisi

Karum, ismiyle bile bir iddia taşıyordu. Asur dilinde "ticaret merkezi" ya da "liman" anlamına gelen Karum, Milattan Önce 2000’li yıllarda Mezopotamyalı tüccarların Anadolu’da kurduğu ilk serbest ticaret bölgelerinin adıydı. Ankara, denizi olmayan bu kent, kendine modern bir "kara limanı" inşa ediyordu.

Alman mimar Meinhard von Gerkan ve ekibi (GMP) tarafından tasarlanan yapı, rasyonel Alman mimarisinin en katı ama bir o kadar da etkileyici örneklerinden biridir. Yanındaki Sheraton kulesiyle birlikte bir bütünlük arz eden Karum, bembeyaz prekast cephesi, ızgara sistemi (gridal yapı) ve içindeki devasa cam tavanlı atriumuyla 1991 yılında kapılarını açtığında, Ankaralılar için adeta bir "bilim kurgu" filmi seti gibiydi. O dönemde ne Ankamall vardı ne de Panora. Karum, Batılı yaşam tarzının, lüksün ve vitrin kültürünün kente giriş kapısıydı.

90’ların Sosyokültürel Mabedi: Buz Pateni ve "Ateş Hattı"

Karum’u sadece bir alışveriş merkezi olarak tanımlamak haksızlık olur. O, 90’lar Ankarası’nın en büyük sosyalleşme arenasıydı. Bodrum katındaki buz pateni pistini kim unutabilir? Ankara’nın ayazında dışarıda yürümek zorken, Karum’un içinde yapay bir kış sporuyla tanışan o dönem gençliği için bu pist, flörtlerin, dostlukların ve "başka bir dünyalı olma" hissinin merkeziydi.

Üst katlarda ise başka bir devrim yaşanıyordu: Medya. Show TV’nin o meşhur şeffaf stüdyoları Karum’daydı. Reha Muhtar’ın "Ateş Hattı"nı sunduğu, ana haber bültenlerinin Karum’un o modern fonunda çekildiği yıllar... Binanın koridorlarında her an bir siyasetçiye, bir sanatçıya ya da o dönemin "yeni zengin" figürlerine rastlamak mümkündü. Karum, Türkiye’nin dışa dönük yüzünün, o pırıltılı (ve bazen de gürültülü) 90’ların vitriniydi.

Dönüşüm: Dev AVM’lerden Butik Bir Hafıza Mekânına

Zaman geçtikçe ve kentin merkezi batıya (Çayyolu, İncek hattına) doğru kaydıkça, Karum o "tek ve biricik" olma vasfını yitirmeye başladı. Devasa otoparkları olan, ruhsuz ve dev AVM’ler birer birer açıldığında, Karum’un o labirentvari koridorları "eski" kaldı. Ancak bu eskilik, beraberinde bir saygınlığı ve niş bir karakteri getirdi.

Bugün Karum’a girdiğinizde, 90’ların o ışıltılı markalarının yerini; mahir terzilerin, gelinlikçilerin, antikacıların ve avukatlık bürolarının aldığını görürsünüz. Ama en çok da vize kuyrukları dikkat çeker. Karum, ironik bir şekilde isminin hakkını vermeye devam eder; bir "liman" gibidir. Ancak bu kez lüks tüketimin değil, bu ülkeden bir süreliğine de olsa gitmek isteyenlerin, pasaportlarıyla kapısında beklediği hüzünlü bir "vize limanı"dır.

Sonuç: Gri Binanın Altındaki Renkler

Karum, bugün Ankara’nın "20. Yüzyıl Modern Mimari Mirası" listesinin en başında yer alması gereken bir yapıdır. O, sadece beton ve camdan ibaret değildir; içine sığdırılan binlerce insan hikâyesiyle, kentin hafıza defteridir. Kavaklıdere’nin bağ bozumundan gelen ruhu, von Gerkan’ın cetvelinden çıkan o keskin hatlarda hala gizlidir.

Tunalı Hilmi Caddesi’nden yukarı doğru yürüyüp Karum’un o devasa atriumuna girdiğinizde, sadece bugünün sessizliğini değil, geçmişin o şaşaalı uğultusunu da duymaya çalışın. Çünkü şehir, binaları kadar o binaların içinde biriken anılarla yaşar. Karum, Ankara’nın modernleşme sancısının en sadık ve en vakur şahididir.

Kaynakça ve Arşiv Taraması

Mimari Kaynak: Gerkan, Marg and Partners (GMP) Architects, Project Documentation: Kavaklıdere Complex (Sheraton & Karum), Hamburg, 1991.

Kent Tarihi: Şenyapılı, T. (2004). "Baraka'dan Gecekonduya, Gecekondu'dan AVM'ye: Ankara'nın Mekansal Dönüşümü", ODTÜ Yayıncılık.

Hafıza Çalışmaları: Batuman, B. (2012). "Mekan ve Siyaset: Ankara'nın Kamusal Alanları", İletişim Yayınları.

Kurumsal Tarih: Kavaklıdere Şarapları Müze Kayıtları, "And Ailesi ve Kavaklıdere Bağları'nın Tasfiyesi Üzerine Notlar".

Periyodik Yayınlar: Mimarlık Dergisi, "Meinhard von Gerkan ve Ankara Projeleri Üzerine", Sayı: 245, 1992.

Sosyolojik Gözlem: Güvenç, M. (2010). "Ankara'da Orta Sınıfın Yaşam Pratikleri ve Karum Örneği", Ankara Araştırmaları Dergisi.