Ankara'da Kentsel Dönüşümün Kuramsal ve Pratik Sınırları: Çankaya Örneğinde Kimlik Kaybı, Dikey Yapılaşma ve Kent Hafızası
Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin mekânsal bir izdüşümü olarak, modernleşme idealinin kentsel laboratuvarı işlevini üstlenmiştir. Bu kentsel kurgunun merkezinde yer alan Çankaya, sadece bir idari merkez değil, aynı zamanda Cumhuriyet'in sivil ve anıtsal mimari mirasının en yoğunlaştığı, modern yaşam tarzının mekânsal karşılığını bulduğu bir bölge olma özelliğini taşımaktadır. Ancak son yirmi yılda ivme kazanan kentsel dönüşüm süreçleri, Çankaya'nın bu özgün dokusunu ciddi bir değişim ve yer yer telafisi güç bir yıkım süreciyle karşı karşıya bırakmıştır. Kentsel dönüşüm, afet risklerinin azaltılması ve yapı stokunun yenilenmesi gibi teknik ve meşru gerekçelerle sunulsa da, uygulamada sıklıkla ekonomik rant odaklı bir dikey yapılaşma ve kimliksizleşme pratiğine dönüşmektedir.
Ankara'nın Kentsel Gelişim Sürecinde Çankaya'nın Stratejik Rolü ve Tarihsel Derinliği
Ankara'nın kentsel gelişimi, 1923 yılında başkent ilan edilmesiyle başlayan planlı bir modernleşme hikâyesidir. İlk dönemlerde Ulus ve çevresinde yoğunlaşan yerleşim, kentin güneye doğru genişlemesiyle birlikte Çankaya aksına kaymıştır. Bu genişleme, tesadüfi bir yayılma değil, dönemin modernist planlama ilkelerine dayanan bir stratejinin sonucudur. Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte, yeni devletin modern yüzünü temsil edecek bir kentsel merkez ihtiyacı doğmuş ve bu ihtiyaç Çankaya'nın bağrında filizlenmiştir.
Cumhuriyet Dönemi Planlama Yaklaşımları ve Hermann Jansen Vizyonu
Ankara'nın ilk kapsamlı planlama çalışmaları olan Lörcher Planı (1924-1925) ve ardından gelen Hermann Jansen Planı (1932), Çankaya'yı kentin "bahçe şehir" karakterindeki sayfiye ve idari merkezi olarak konumlandırmıştır. Jansen'in planında Atatürk Bulvarı, kentin ana omurgasını oluştururken, bu aks üzerinde kamu yapıları, büyükelçilikler ve konut alanları hiyerarşik bir düzen içerisinde yer almıştır. Bu planlama anlayışı, kentin sadece bir barınma alanı değil, aynı zamanda bir kamusal temsil alanı olduğunu vurgulamıştır.
Cumhuriyet dönemi mimari mirası denince Ankara'da özellikle Atatürk Bulvarı üzerindeki kamu yapıları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Bakanlıklar binaları akla gelmektedir. Bu yapılar, sadece fiziksel birer bina değil, aynı zamanda genç Cumhuriyet'in dünyaya kendini sunduğu mimari kimlik kartlarıdır. Çankaya'nın dokusu, bu anıtsal yapıların çevresinde gelişen sivil mimari örnekleriyle (modern apartmanlar, bahçeli villalar) zenginleşmiştir. Jansen Planı'nın getirdiği en önemli unsurlardan biri olan "yeşil kuşak" ve "bahçe şehir" konsepti, Çankaya'nın ilk sakinlerine doğayla iç içe, modern bir kentsel yaşam sunmuştur.
1950 Sonrası Hızlı Kentleşme ve Apartmanlaşma Sürecinin Etkileri
1950'li yıllardan itibaren Türkiye'de yaşanan kırdan kente göç, Ankara'nın kentsel dokusunda ilk büyük sarsıntıyı yaratmıştır. Jansen Planı'nın öngördüğü nüfus eşiklerinin aşılmasıyla birlikte, Çankaya'daki bahçeli evler yerini çok katlı "Ankara Apartmanları"na bırakmaya başlamıştır. Ancak bu dönemdeki apartmanlaşma, günümüzdeki kontrolsüz dikey yapılaşmadan farklı olarak, hala belirli bir mimari estetik ve mahalle ölçeğini koruma çabasındaydı. Kavaklıdere, Ayrancı ve Bahçelievler gibi mahallelerde gelişen bu doku, "Ankara Modernizmi" olarak adlandırılan özgün bir sivil mimari dilini ortaya çıkarmıştır.
|
Ankara Kentsel Gelişim Dönemleri |
Planlama Karakteristiği |
Mimari Stil |
Öne Çıkan Bölgeler |
|
1923-1932 (Lörcher Dönemi) |
Geleneksel ve modern geçişi |
I. Ulusal Mimarlık Akımı |
Ulus, Kızılay başı |
|
1932-1950 (Jansen Dönemi) |
Bahçe şehir, yeşil kuşak |
Modernizm, Uluslararası Stil |
Çankaya, Bakanlıklar, Bahçelievler |
|
1950-1980 (Apartmanlaşma) |
Yüksek yoğunluk, bitişik nizam |
Ankara Modernizmi |
Ayrancı, Esat, Küçükesat |
|
2000-Günümüz (Kentsel Dönüşüm) |
Dikey yapılaşma, rezidanslaşma |
Eklektik, Ticari Modernizm |
Çukurambar, İncek, Dikmen |
Kentsel Dönüşümün Yasal Zemini ve Çankaya'daki Uygulama Pratikleri
Modern anlamda kentsel dönüşüm, Türkiye'de özellikle 2000'li yıllardan itibaren yasal bir çerçeveye oturtulmuştur. 6306 sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun", bu sürecin en güçlü aracı haline gelmiştir. Çankaya ilçesi, hem eskiyen yapı stoku hem de yüksek arazi değeri nedeniyle kentsel dönüşüm projelerinin odağına yerleşmiştir.
Riskli Alan İlanları ve Teknik Analizlerin Rolü
Kentsel dönüşümün ilk ve en kritik aşaması, belirli bölgelerin "Riskli Alan" olarak ilan edilmesidir. Bu ilan, jeolojik ve jeoteknik etütler ile yapı ömrünü tamamlamış binaların bilimsel tespitine dayanmaktadır. Çankaya'da afet riski taşıyan bölgelerde yapılan bu çalışmalar, teoride can ve mal güvenliğini korumayı amaçlasa da, uygulamada mülkiyet hakları ve kentsel dokunun korunması noktasında derin çatışmalar yaratmaktadır. "Riskli alan" ilanı, yerel yönetimlerin ve merkezi hükümetin kentsel mekan üzerindeki müdahale yetkisini genişleten bir mekanizma olarak işlemektedir.
Çankaya Belediyesi, planlı yapılaşmayı sağlamak amacıyla ilçe sınırlarındaki metruk ve tehlike arz eden binaların yıkımını kesintisiz olarak sürdürmektedir. Örneğin, Dikmen Sokullu Mehmet Paşa Mahallesi'nde gerçekleştirilen yıkımlar, kentsel güvenliğin sağlanması ve metruk alanların suç odağı haline gelmesinin önlenmesi adına atılan adımlar olarak sunulmaktadır. Ancak bu yıkımların ardından gelen yeniden inşa sürecinde, mevcut dokunun korunup korunmadığı ve yeni yapılaşmanın bölgenin taşıma kapasitesine uygun olup olmadığı sorusu uzmanlar tarafından sıklıkla dile getirilmektedir.
Dikey Yapılaşmanın Getirdiği Altyapı ve Sosyo-Mekansal Sorunlar
Kentsel dönüşüm projelerinin çoğunda, inşaat maliyetlerini karşılamak ve müteahhitlik kar marjını artırmak amacıyla "yoğunluk artışı" yoluna gidilmektedir. Yatay yapılaşma yerine tercih edilen dikey yapılaşma, Çankaya'nın silüetini ve mikroklimasını kökten değiştirmektedir. 4-5 katlı binaların yıkılıp yerine 20-30 katlı kulelerin dikilmesi, bölgedeki nüfus yoğunluğunu geometrik olarak artırırken, mevcut ulaşım, su ve kanalizasyon altyapısı üzerinde de sürdürülemez bir yük oluşturmaktadır.
Dikey yapılaşmanın tercih edilmesi, sadece estetik bir kaygı değil, aynı zamanda afet yönetimi açısından da ciddi riskler barındırmaktadır. Yerleşim yerlerinin fay hatları üzerinde ya da yakınında kurulması ve buna ek olarak yapı yoğunluğunun artırılması, afet anında yaşanacak can ve mal kayıplarını potansiyel olarak artırmaktadır. Mimari tasarımda "sağlamlık" (firmitas) ilkesinin sadece betonun dayanıklılığına indirgenmesi, kentin bütünsel direncini ve tahliye olanaklarını zayıflatan bir yaklaşımdır.
Çankaya'nın Kaybolan Dokusu: Sivil Mimari ve Mahalle Kültürünün Erozyonu
Çankaya'yı özgün kılan, sadece büyük kamu binaları değil, aynı zamanda o binaların çevresinde yeşeren mahalle kültürü ve sivil mimari örnekleridir. Ayrancı, Bahçelievler, Esat ve Küçükesat gibi semtler, Ankara'nın entelektüel ve toplumsal kimliğinin üretildiği mekanlardır. Kentsel dönüşümle birlikte bu mekanlar, "eskimiş" olarak yaftalanmakta ve birer gayrimenkul yatırım aracına indirgenmektedir.
Ayrancı ve Bahçelievler'de Kimlik Kaybı ve Sosyal Kopuş
Ayrancı ve Bahçelievler gibi mahalleler, Cumhuriyet'in orta sınıf memur ve aydın kesiminin yerleşim alanları olarak gelişmiştir. Bu bölgelerdeki 1950-1970 arası inşa edilen yapılar, geniş balkonları, bahçeli nizamları ve komşuluk ilişkilerine izin veren mekânsal kurgularıyla özgündür. Ancak kentsel dönüşüm, bu yapıları mimari değerinden bağımsız olarak sadece "yıkılması gereken ekonomik ömür" üzerinden değerlendirmektedir.
Bu süreçte sadece binalar değil, semt sakinlerinin on yıllardır biriktirdiği mahalle hafızası da silinmektedir. Ayrancı Ağı gibi sivil inisiyatifler, mahalleyi ve komşuluğu savunmak adına örgütlenerek kentsel dönüşümün yarattığı sosyal atomizasyona karşı direnç göstermeye çalışmaktadır. Mahalle kültürünün kaybı, kentsel dokunun sadece fiziksel değil, sosyal bir yıkıma uğraması anlamına gelmektedir. Sokak ölçeğinin kaybolması, esnaf kültürünün yerini zincir marketlere bırakması ve komşuluk hukukunun yerini anonim rezidans yaşamına devretmesi, Çankaya'nın kent kimliğindeki en derin yaralardır.
Betonlaşma ve Kent Ekolojisi Üzerindeki Yıkıcı Etkiler
Çankaya'daki kontrolsüz yapılaşma, kentin ekolojik dengesini de altüst etmektedir. Özellikle Ankara'nın doğal nefes boruları olan vadilerin yapılaşmaya açılması, kentin geleceği için en büyük tehditlerden biridir. Şirindere Vadisi gibi alanların kentin açık-yeşil alan sisteminin bir parçası olarak korunması gerekirken, bu bölgelerde insan hayatını riske sokan yapılaşma koşullarına izin verilmektedir.
Betonlaşma oranının artması, toprak zeminin su emme kapasitesini (geçirgenliğini) düşürerek su taşkın riskini yükseltmektedir. Şehir Plancıları Odası (SPO) Ankara Şubesi'nin raporlarına göre, su taşkın seviyelerinin altında kalan parsellerin yerleşime açılması, bilimsel şehircilik ilkelerine tamamen aykırıdır. Kentin yüzeyinin betonla kaplanması, aynı zamanda "kentsel ısı adası" etkisini de artırarak Ankara'nın yaz aylarındaki sıcaklık değerlerini yapay olarak yükseltmektedir.
|
Çevresel Risk Faktörü |
Kentsel Dönüşüm Öncesi Durum |
Dönüşüm Sonrası Beklenen Etki |
Kaynak |
|
Zemin Geçirgenliği |
Bahçeli nizam sayesinde daha yüksek |
Betonlaşma ile minimuma inme |
|
|
Su Taşkın Riski |
Vadilerde düşük yoğunluk |
Artan betonlaşma ile yüksek risk |
|
|
Hava Sirkülasyonu |
Yatay yapılaşma ile açık koridorlar |
Dikey bloklar ile rüzgarın kesilmesi |
|
|
Yeşil Alan Dağılımı |
Mahalle aralarında küçük bahçeler |
Sert zemin ve otopark odaklı alanlar |
Vadi Projeleri ve Kentsel Dönüşümün Sosyal Boyutu: Dikmen Vadisi Örneği
Ankara'nın en uzun soluklu kentsel dönüşüm projelerinden biri olan Dikmen Vadisi, hem bir vizyon projesi olarak başlamış hem de zamanla büyük bir mağduriyetler ve hukuksuzluklar silsilesine dönüşmüştür. İlk etaplarda katılımcı bir modelle başlatılan proje, sonraki etaplarda yerini "hukuksuz planlara" ve hak sahiplerinin dışlandığı bir sürece bırakmıştır.
Hukuki Mücadeleler ve Planlama Hatalarının Anatomisi
Dikmen Vadisi'nin son etaplarında yargı, Şehir Plancıları Odası'nın açtığı davalar sonucunda birçok kez "hukuksuz planlara dur" demiştir. Bu davaların temel gerekçeleri; kamu yararının gözetilmemesi, yoğunluk artışlarının bilimsel bir dayanaktan yoksun olması ve sosyal donatı alanlarının ticaret alanlarına dönüştürülmesidir. Dikmen Vadisi projesi, kentin doğal bir eşiği olan vadinin, devasa beton bloklarla örülerek kentin hava koridorlarının kapatılmasının en somut örneğidir.
Mamak ve Dikmen gibi bölgelerde yaşanan kentsel dönüşüm süreçleri, hem kamu kaynaklarını zarara uğratan hem de hak sahiplerinin büyük mağduriyetler yaşamasına neden olan bir tablo sergilemektedir. Özellikle Melih Gökçek dönemi belediyecilik anlayışının bir mirası olarak, hak sahiplerine verilen daire sözlerinin tutulmaması ve inşaatların yarım kalması, binlerce aileyi kira yardımlarına mahkum etmiştir. Ancak bu kira yardımlarının da düzenli ödenmemesi, sosyal bir krizin kapısını aralamıştır.
Soylulaştırma (Gentrification) ve Kent Hakkı
Çankaya'nın merkezinde gerçekleşen kentsel dönüşüm, tipik bir "soylulaştırma" sürecini beraberinde getirmektedir. Eski, orta-alt gelir grubuna mensup sakinler, artan aidat, bakım maliyetleri ve genel yaşam pahalılığı nedeniyle yenilenen binalarda barınamamakta ve kentin çeperlerine doğru itilmektedir. Bu durum, kentin sosyal dokusundaki heterojenliği yok ederek, belirli bölgelerin sadece yüksek gelir gruplarının "steril gettoları" haline gelmesine neden olmaktadır. Kent hakkı, her vatandaşın kentin merkezindeki imkanlardan ve tarihsel dokudan yararlanma hakkını savunurken, mevcut dönüşüm pratikleri bu hakkı mülkiyet ve sermaye gücüne endekslemektedir.
Mimari Estetik ve Yapı Güvenliği Arasındaki Çelişkiler
Kentsel dönüşüm projelerinde sıklıkla dile getirilen "modern mimari" ve "deprem güvenliği" kavramları, çoğu zaman niteliksiz ve estetikten yoksun bir yapılaşmayı meşrulaştırmak için paravan olarak kullanılmaktadır. Romalı mimar Vitruvius'un mimarlık tarihine temel teşkil eden üç ilkesi -sağlamlık (firmitas), işlevsellik (utilitas) ve güzellik (venustas)- günümüz projelerinde nadiren bir arada bulunmaktadır.
Tasarımda Niteliğin Kaybolması ve Tip Proje Sorunu
Modern projelerin çoğu, azami inşaat alanı (emsal) kullanımı üzerine kurgulandığı için estetik ve işlevsellikten ödün vermektedir. Birbirine çok yakın inşa edilen, penceresi sadece komşu duvara bakan veya ortak kullanım alanları asgari düzeye indirilmiş yapılar, kentsel yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürmektedir. Çankaya'nın 1930'lardaki modernist ruhu veya 1950'lerin tasarım odaklı apartman mimarisi, yerini "giydirme cepheli", kimliksiz ve birbirinin kopyası olan yapılara bırakmıştır. Bu durum, kentin görsel hafızasını tahrip etmekte ve Çankaya'yı herhangi bir çevre yolundaki niteliksiz yapılaşmadan farksız kılmaktadır.
Afet Dirençli Kentleşme mi, Rant Odaklı Planlama mı?
Bir deprem ülkesi olan Türkiye'de kentsel yenileme kaçınılmaz bir zorunluluktur. Ancak bu yenileme, sadece binaların beton kalitesini artırmakla sınırlı kalmamalı, kenti bir bütün olarak afetlere dirençli hale getirmelidir. Dikey yapılaşma ve artan nüfus yoğunluğu, olası bir afet anında tahliye yollarının tıkanması, toplanma alanlarının yetersiz kalması ve itfaiye/ambulans gibi acil müdahale araçlarının bölgeye girememesi gibi yaşamsal riskleri beraberinde getirmektedir. Çankaya'daki dönüşüm süreçlerinde, jeolojik verilerin planlama kararlarının önüne geçememesi ve "daha fazla inşaat alanı" talebinin bilimsel gerçekleri gölgelemesi, kenti afetlere karşı daha kırılgan hale getirmektedir.
Meslek Odalarının Mücadelesi ve Kamusal Denetimin Önemi
TMMOB Şehir Plancıları Odası (SPO) ve Mimarlar Odası, Ankara'nın kentsel gelişim sürecinde en önemli kamusal denetim mekanizmalarıdır. Bu kurumlar, bilimsel dayanaktan yoksun imar değişikliklerine, yeşil alanların gaspına ve kamu yararına aykırı projelere karşı yürüttükleri hukuki mücadelelerle, Ankara'nın son kalan değerlerini korumaya çalışmaktadır.
Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi'nin Mamak ve Dikmen kentsel dönüşüm alanlarındaki raporları, sürecin ne kadar şeffaf olmayan ve katılımcılıktan uzak yürütüldüğünü belgelemektedir. Meslek odalarının yaptığı uyarılar, sadece teknik eleştiriler değil, aynı zamanda sağlıklı bir kentte yaşama hakkını savunan politik bir duruştur. Kamu kaynaklarının zarara uğratılması ve vatandaşın mağdur edilmesi süreçlerine karşı yürütülen bu mücadele, kentsel demokrasinin en önemli kalelerinden biridir.
Çankaya'da Kentsel Dokuyu Korumak İçin Stratejik Yol Haritası
Ankara Çankaya'daki kentsel dönüşüm süreçleri, bir "yenilenme"den ziyade bir "başkalaşma" ve "kayıp" sürecine dönüşmüştür. Çankaya'nın tarihsel kimliğini, mimari mirasını ve toplumsal dokusunu koruyarak geleceğe taşımak için acil bir paradigma değişikliğine ihtiyaç vardır.
Bilimsel ve Katılımcı Bir Dönüşüm Modeli
Kentsel dönüşüm, sadece müteahhit ve mülk sahibi arasındaki bir ticari pazarlık olarak görülmemelidir. Mahalle ölçeğinde, semt sakinlerinin katılımıyla hazırlanan ve kentin bütünüyle uyumlu planlar esas alınmalıdır. Parsel bazlı yoğunluk artışları yerine, bölgenin altyapı, ulaşım ve sosyal donatı dengesini gözeten bütüncül planlama yaklaşımları benimsenmelidir.
Cumhuriyet Mimari Mirasının Tescili ve Korunması
Cumhuriyet döneminden kalan sadece anıtsal yapılar değil, aynı zamanda dönemin modern yaşam kültürünü yansıtan sivil mimari örnekleri de (1950-1970 arası apartmanlar vb.) "mimari miras" olarak kabul edilmelidir. Bu yapıların yıkılması yerine, aslına uygun şekilde güçlendirilerek korunması teşvik edilmelidir. Ankara'nın kent hafızasını oluşturan bu binalar, kentin estetik karakterinin bir parçası olarak tescil edilmelidir.
Doğa Dostu ve Afet Dirençli Tasarım
Vadilerin yapılaşmaya kapatılması ve kentin yeşil sisteminin bir parçası olarak rehabilite edilmesi hayati önem taşımaktadır. Yapılaşma kararlarında jeolojik ve jeoteknik veriler mutlak belirleyici olmalı, dikey yapılaşmanın yarattığı çevresel ve sosyal riskler "mikroklima analizleri" ve "ulaşım etki değerlendirmeleri" ile denetlenmelidir. Vitruvian ilkeler olan sağlamlık, işlevsellik ve estetik, yerel yönetimlerin yapı ruhsatı süreçlerinde aradığı temel kriterler haline getirilmelidir.
Ankara'nın ve Çankaya'nın geleceği, geçmişin mirasını yok ederek değil, o mirası modern yaşamın ihtiyaçlarıyla bilgece harmanlayarak kurulabilir. Kentsel dönüşümün bir yıkım makinesinden, bir kentsel iyileştirme aracına dönüşmesi; ancak bilimsel şehircilik ilkelerinin, kamusal yararın ve kentli bilincinin ön planda tutulmasıyla mümkün olacaktır. Çankaya, Türkiye'nin modernleşme hikâyesidir ve bu hikâyenin beton kuleler arasında boğulmasına izin verilmemelidir.
Referanslar
1. CUMHURİYET'İN “MİMARİ MİRASI”NIN PLANLAMA ... - Ankara, erişim tarihi Şubat 27, 2026, http://ankaratarihi.blogspot.com/2009/12/cumhuriyetin-mimari-mirasinin-planlama.html
2. bir deprem ülkesinde kentsel yenileme / dönüşüm: bugünden yarına, erişim tarihi Şubat 27, 2026, http://www.mimarlarodasiankara.org/dosya/dosya56.pdf
3. Kentsel Dönüşüm Uygulamaları - Çankaya Harita, erişim tarihi Şubat 27, 2026, http://www.cankayaharita.com.tr/hizmet-detay/kentsel-donusum-uygulamalari
4. Çankaya'da Tehlikeli Yapıların Yıkımı Sürüyor, erişim tarihi Şubat 27, 2026, https://www.cankaya.bel.tr/haberler/cankayada-tehlikeli-yapilarin-yikimi-suruyor
5. Untitled - TMMOB Şehir Plancıları Odası, erişim tarihi Şubat 27, 2026, https://www.spo.org.tr/resimler/ekler/101e90f83ece794_ek.pdf
6. TMMOB Şehir Plancıları Odası, erişim tarihi Şubat 27, 2026, https://www.spo.org.tr/