Çizgiyle Yazılan Bir Cumhuriyet Destanı: İhap Hulusi Görey

Bu hafta köşemizi, Türkiye’nin görsel hafızasını tek başına inşa eden, Cumhuriyet’in o aydınlık yüzünü çizgilere döken bir devin doğum gününe ayırıyoruz. İhap Hulusi Görey. Adını belki her gün anmıyoruz ama onun çizgileriyle büyüyoruz, onun tasarladığı logolarla yaşıyoruz ve onun kurduğu o estetik dünyada nefes alıyoruz.

Hadi, bu hafta 27 Mart 1898’de Kahire’de doğan ama kalbi hep bu topraklarda atan o "Münzevi Dev"in hikayesine, bir fincan kahve eşliğinde dalalım.

Bazı insanlar vardır, öldükten sonra bile her gün sizinle konuşmaya devam ederler. İhap Hulusi tam da böyle biri. Eğer bugün cebinizden bir Milli Piyango bileti çıkarıyorsanız, bir şişe Kulüp Rakısı’nın üzerindeki o iki dostun sohbetine dalıyorsanız ya da dedenizin sandığından çıkan eski bir Ziraat Bankası cüzdanına rastlıyorsanız; aslında İhap Hulusi ile selamlaşıyorsunuz demektir.

Kahire’den Münih’e, Münih’ten Ankara’ya

İhap Hulusi, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak Kahire’de dünyaya geldiğinde kaderi aslında çizilmiş gibiydi: Hariciyeci olacaktı. Ama o, diplomatik yazışmaların soğukluğu yerine fırçanın sıcaklığını seçti. Babasının tüm itirazlarına rağmen resim eğitimi almak için Almanya’ya, Münih’e gitti. Orada dönemin en modern grafik sanatlarını, afiş tekniklerini öğrendi.

1925’te Türkiye’ye döndüğünde elinde sadece çantası ve fırçaları yoktu; cebinde yeni kurulmuş bir Cumhuriyet’in ihtiyaç duyduğu o "modern yüz" vardı. O dönemde Türkiye’de "grafik tasarım" diye bir meslek henüz icat edilmemişti. İhap Hulusi, bu toprakların ilk "reklam ressamı" oldu.

Sadece Bir Logo Değil, Bir Kimlik İnşası

Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım; bir devletin sadece kanunlarla, binalarla kurulduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bir devlet, görsel bir kimlikle, bir estetikle kurulur. İhap Hulusi, Cumhuriyet’in vitrinini düzenleyen adamdı.

Onun tasarımlarına baktığınızda sadece birer ilan görmezsiniz. O ilanlarda:

  • Modernleşen Türk kadını vardır.
  • Üreten, çalışan, başı dik Türk köylüsü vardır.
  • Batı’yla yarışan genç bir devletin özgüveni vardır.

Atatürk’ün bizzat isteğiyle hazırladığı o meşhur "Alfabe" kapağını hatırlayın. Hani o küçük Ülkü’nün elinden tutup harfleri öğrettiği kapak... İşte o kapak, bir milletin okuma-yazma seferberliğinin görsel marşıydı. İhap Hulusi, harf devrimini halkın gönlüne o çizgilerle indirdi.

Markaların Babası

Bugün dev reklam ajanslarının, kreatif direktörlerin haftalarca uğraşıp yapamadığı işi, o dönemde tek başına, tek bir fırça darbesiyle yapıyordu.

  • Ziraat Bankası’nın o meşhur başaklı logosu,
  • Türk Hava Yolları’nın kanatları,
  • Kızılay, Yeşilay, Milli Piyango ve daha niceleri...

Onun işlerinde bir "tarafsızlık" yoktur; aksine bir "karakter" vardır. "Kulüp Rakısı" şişesinin üzerindeki o meşhur iki figürden biri kendisi, diğeri ise dostu Fazıl Ahmet Aykaç’tır. O kadar hayatın içindeydi, o kadar bizdendi ki, kendi hayatını bile tasarımlarına meze yapacak kadar samimiydi.

Türk Tasarımının Temel Taşı

Neden bu kadar önemli diyoruz? Çünkü İhap Hulusi olmasaydı, Türk grafik sanatı belki de on yıllar boyu bir "taklit" döngüsünde kalacaktı. O, Batı’nın tekniğini aldı, bu toprağın ruhuyla yoğurdu ve ortaya "Türk Grafik Sanatı" dediğimiz o ekolü çıkardı. Tipografiden renk kullanımına kadar her şeyi en baştan tanımladı.

Ona "Münzevi" derlerdi. Şöhretin değil, işinin peşindeydi. Şişli’deki o mütevazı atölyesinde, bir elinde fırçası, diğerinde büyüteciyle sabahlara kadar çalışırdı. Parayla pulla işi olmazdı; hatta anlatılanlara göre birçok dev markanın telif haklarını bile almamıştı. Onun için asıl ödül, sokağa çıktığında kendi çizdiği afişi bir duvarda, bir bakkal camında görmekti.

128. Yaşında Bir Saygı Duruşu

Bugün tasarımcılar "minimalizm", "modernizm" diye tartışadursun; İhap Hulusi bunların hepsini 100 yıl önce halletmişti. O, sadece bir ressam değil, Cumhuriyet’in görsel mimarıydı.

Eğer bugün Türk tasarımı dünyada bir yerlere gelmeye çalışıyorsa, bastığımız o sağlam zemini İhap Hulusi’nin fırça darbelerine borçluyuz. 27 Mart, sadece bir doğum günü değil; bu toprakların estetikle, sanatla ve modernlikle tanışmasının yıldönümüdür.

Sözün özü; İhap Hulusi Görey, bize bakmayı değil, "görmeyi" öğretti. Bir banka cüzdanına bakıp güven duymayı, bir alfabeye bakıp gelecek umudu taşımayı o öğretti. Mekanı cennet, çizgileri daim olsun. Bu nisan ayında bir sergiye yolunuz düşerse ya da eski bir afişe rastlarsanız, o büyük ustaya bir selam gönderin. Çünkü o, hala bizimle, hala her çizgimizde yaşıyor.