Naylon Torbadaki Çocukluk: Bir Bayram Provası

Eski bayramların o telaşlı sabahlarını bilirsiniz; hani o başucunda bekletilen, gıcırdayan yeni pabuçların, ütüsü bozulmasın diye askıda sert duran bayramlıkların gölgesinde uyanılan sabahları... Ama benim hafızamda bayram, kıyafetlerden ziyade o incecik, şeffaf naylon torbaların hışırtısıyla başlar.

O zamanlar mahalle, sadece evlerin yan yana dizildiği bir sokak parçası değil, kocaman bir oyun alanıydı. Biz çocuklar ise o oyunun en disiplinli askerleriydik. Sabahın ilk ışıklarıyla, henüz büyükler kahvaltı sofrasına oturmadan, elimizde o mütevazı torbalarla sokağa fırlardık. Hedefimiz belliydi: Kapı eşiklerinde biriken hatıraları ve tabii ki o renkli şekerleri toplamak.

İlk kapı her zaman en heyecanlısı olurdu. "Bayramınız mübarek olsun" cümlesi, bir çocuk ağzında dünyanın en sihirli anahtarı gibi dururdu. Kapılar aralandığında burnumuza gelen o ağır tütün kolonyası kokusuyla karışık misafir odası kokusu... El öpmek için sıraya girerken, aslında gözümüz ev sahibinin elindeki o gümüş tepside ya da cam kasede olurdu.

Hangi kapıdan hangi şekerin çıkacağını ezbere bilirdik. Üst kattaki Müzeyyen Teyze hep o sert, vişneli akidelerden verirdi; ağzında bitmek bilmezdi, yanağımızı şişirir, gün boyu bize eşlik ederdi. Köşedeki bakkal amca ise eli bol davranır, fındıklı çikolatalardan atardı torbamıza. O çikolatanın kağıdı, bizim için altından daha değerliydi.

O naylon torbanın dibinde birikenler sadece şeker değildi aslında. O hışırtıların içinde komşunun tebessümü, bir yaşlının başımızı okşayan nasırlı eli, sokağın güven veren o kadim sessizliği vardı. Torba ağırlaştıkça, sanki dünyanın en zengin insanı bizmişiz gibi bir gurur kaplardı içimizi. Eve döndüğümüzde, ganimetleri halının üzerine döküp tasnif etmek, bayramın en kutsal töreniydi. Şekerler bir yana, çikolatalar bir yana, "şanslıysak" verilen o kağıt paralar en gizli cebe...

Şimdilerde o naylon torbalar çoktan doğadan silindi gitti. Mahalleler, kapıların ardına kilitlenen, yabancılığın hüküm sürdüğü beton bloklara dönüştü. Artık çocuklar bayram sabahları sokaklara "akmıyor", şekerler market raflarında ambalajlı birer tüketim nesnesi olarak kalıyor.

Oysa ne güzelmiş, bir avuç şeker için kapı kapı gezerken, aslında hayatın içine karışmak. Birinin elini öperken hürmeti, bir torbayı doldururken sabrı ve o şekerleri arkadaşınla bölüşürken adaleti öğrenmek...

Bugün yine bayram. Belki elimizde o hışırdayan naylon torbalar yok, belki pabuçlarımız o kadar yeni değil ama içimizde hâlâ o kapıların açılmasını bekleyen, bir sıcak gülümsemeye tav olan o çocuk yaşıyor.

Hafızanızdaki o en tatlı şekerin tadı damağınızdan hiç eksilmesin. İyi bayramlar.