BÖLÜM 6 — Yerel Hafıza, Sessiz İsimler ve Ankara’ya Ait Olanlar

Ankara’nın sokak tabelalarında her isim büyük değildir; ama her isim önemlidir. Bu bölüm, devlet kurmayan, kitap yazmayan, manşetlere çıkmayan ama yaşadığı yerle bütünleşmiş isimlerin hikâyesine ayrılır. Çünkü bir şehrin hafızası yalnızca tarih kitaplarıyla değil, gündelik hayatın içinden geçen insanlarla da yazılır.

Bu tabelalarda karşımıza çıkan bazı isimler, Ankara’nın yerel hafızasının taşıyıcılarıdır. Bir semtin eski muhtarı, yıllarca aynı mahallede hekimlik yapmış bir doktor, bir okulun adını verdiği öğretmen, bir parkın köşesine ilişmiş bir esnaf ismi… Bu insanlar, büyük anlatıların dışında kalmış ama şehrin dokusunu ayakta tutmuştur.

Mahalle, Semt ve Günlük Hayat

Ankara’nın birçok tabelasında karşımıza çıkan isimler, bir dönemin mahalle hayatını temsil eder. Çocukların top oynadığı sokaklarda, sabah erken saatlerde kepenk açan dükkânların önünde, aynı durakta yıllarca bekleyen insanların belleğinde yer etmiş kişilerdir bunlar.

Bu isimler, “kimdi?” sorusundan çok, “orada ne vardı?” sorusunu hatırlatır. Bir sokak adı, bazen bir fırının kokusunu, bazen bir apartmanın merdiven seslerini, bazen de artık olmayan bir ağacı çağırır.

Ankara’ya Ait Olanın Dili

Ankara’da tabela isimleri çoğu zaman iddiasızdır. Gösterişli değildir, bağırmaz, süslenmez. Tıpkı şehrin kendisi gibi. Bu yüzden yerel isimler, Ankara’nın karakterini en iyi anlatan katmandır. Bu şehirde bir isim tabelaya yazıldıysa, çoğu zaman uzun süre orada kalır; kimse yerini değiştirmez, kimse acele etmez.

Yerel hafıza, Ankara’da sessiz çalışır ama kalıcıdır.

Büyük Anlatının Küçük Harfleri

Bu seride anlatılan tüm isimler — ulular, kurucular, sanatçılar, aydınlar ve yerel figürler — aslında tek bir cümlenin parçalarıdır: Ankara’nın cümlesi. Bazıları büyük harfle başlar, bazıları küçük kalır ama hiçbiri anlamsız değildir.

Ankara’nın tabelaları, şehrin kim olduğunu değil, nasıl yaşadığını anlatır.

Serinin Son Sözü

Bu seri, Ankara sokaklarında yürürken başımızı kaldırıp baktığımız tabelalara yeniden bakma çağrısıydı.
Bir yön tarifinden fazlası olan isimlere, bir adres değil bir hafıza olarak yaklaşma denemesiydi.

Bu yazılarda geçen isimlerin bazıları çok tanıdık, bazıları ise ilk kez duyulmuş olabilir. Ama hepsi, bu şehrin bir dönemine dokunmuştur. Ankara’nın hikâyesi, tek bir büyük anlatıdan değil; yan yana duran, üst üste binen, bazen çelişen bu isimlerden oluşur.

Belki de bu yüzden Ankara’yı anlamak için haritaya değil, tabelalara bakmak gerekir.

Çünkü Ankara, kendini yüksek sesle anlatmaz.
Ama dikkat edene, her köşede bir şey fısıldar.