BÖLÜM 5 — Aydınlar, Gazeteciler ve Fikrin Sokağa Çıktığı İsimler

Ankara’nın sokak tabelalarında bazı isimler vardır; bir dönem yalnızca yazdıklarıyla değil, yazdıkları yüzünden anılmışlardır. Bu şehirde aydın olmak, çoğu zaman masa başında kalmamış; gazete sütunlarından meydanlara, mahkeme salonlarından sürgünlere uzanmıştır. Ankara’nın hafızasında gazeteciler ve düşünürler, fikirle bedel arasındaki o ince çizginin üzerinde durur.

Bu isimlerin tabelalarda yer alması, bir şehrin sadece susanları değil, konuşanları da hatırladığını gösterir.

Kalemle Kurulan Mücadele

Ahmet Taner Kışlalı, Ankara’nın düşünce tarihine adını en sert biçimde yazdırmış isimlerden biridir. Gazeteci, akademisyen ve aydın kimliğiyle bu şehirde kamusal sözün ne kadar tehlikeli olabildiğini hatırlatır. Adının bir sokakta geçmesi, susturulmuş bir sesin hâlâ duyulabildiğinin işaretidir.

Uğur Mumcu, Ankara’da yalnızca bir gazeteci değil, bir vicdan figürüdür. Onun adıyla karşılaşılan her tabelada, bu şehirde gerçeğin peşine düşmenin bir bedeli olduğu hatırlanır. Aynı zamanda bu bedelin unutulmadığını da.

Muammer Aksoy, hem hukukçu hem aydın kimliğiyle Ankara’da fikrin savunma hattını temsil eder. İsmi, düşüncenin yalnızca yazılmadığını, gerektiğinde savunulduğunu da anlatır.

Düşüncenin Kurumsallaştığı Yer: Ankara

Ankara’da gazetecilik ve düşünce üretimi çoğu zaman İstanbul’dan farklı bir yerde durur. Daha resmî, daha doğrudan, daha devletle iç içedir. Bu yüzden bu şehirde aydınlar yalnızca yorum yapmaz; rapor yazar, yasa tartışır, kürsüye çıkar.

Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, Cemal Süreya gibi isimler, Ankara’nın düşünsel ikliminde yalnızca edebiyat ya da gazetecilik üretmez; bir dünya görüşü inşa eder. Tabelalara adlarının yazılması, bu görüşlerin kamusal alana taşındığını gösterir.

Kadın Aydınlar ve Görünürlük

Bahriye Üçok, bu şehirde hem akademik hem kamusal alanda var olmanın ne demek olduğunu gösteren güçlü bir figürdür. İsmi tabelaya yazıldığında, Ankara’nın düşünce hayatında kadınların da bedel ödeyerek yer aldığını hatırlatır.

Türkan Saylan, doğrudan Ankara sokaklarında değil ama bu şehrin kurumsal hafızasında yer etmiş bir aydın figürdür. Onun adı geçen her yerde, bilginin toplumsal sorumlulukla birleştiği bir hat kurulur.

Tabelada Yazılı Olanın Ötesi

Bu aydınların ve gazetecilerin isimleri, yön bulmak için konulmuş kelimeler değildir. Onlar, bu şehirde düşünmenin, itiraz etmenin ve söz söylemenin tarihini taşır.

Ankara’nın sokaklarında yürürken bir gazetecinin adını görüyorsak, bu şehrin geçmişinde yalnızca kararlar değil, itirazlar da olduğunu anlarız.

Ve belki de bu yüzden Ankara’nın tabelaları sessiz değildir.
Yeterince dikkatle bakarsanız, hâlâ konuşurlar.