Ankara’da yaşayanlar bilir; bazı boşluklar sadece fiziksel değildir. 2018 yılında o eski, yorgun ama hatıralarla dolu 19 Mayıs Stadyumu’nun yıkılışını izlerken, aslında sadece beton yığınlarının gidişini değil, bir şehrin futbol hafızasının, çocukluk heyecanlarımızın ve o meşhur "stat arkası" sohbetlerimizin de toz bulutuna karışışını izlemiştik. Uzun bir sessizlik oldu. Ankara futbolu, mabedsiz kalmış bir cemaat gibi oradan oraya savruldu.

Şimdilerde ise o boşluk, devasa bir mühendislik harikasıyla doluyor. Ulus’un o kadim rüzgarını arkasına alan, Başkent’in göbeğinde yükselen yeni stadyumdan bahsediyorum.

Bu sadece bir "inşaat projesi" değil. Teknik rakamlara baktığınızda göğüs kabartan bir tablo var karşımızda: ABD ve Çin’den sonra, 285 metrelik açıklığıyla dünyanın en uzun çelik çatı açıklığına sahip üçüncü stadyumu Ankara’da yükseliyor. Bu, Ankara’nın bozkırına çelikten bir zırh giydirmek gibi. 45 bin kişilik kapasitesiyle UEFA ve FIFA standartlarının en tepesine göz dikmiş bir yapı. Ama benim için bu rakamlardan daha kıymetlisi, o çelik çatının altında yeniden filizlenecek olan aidiyet duygusu.

Geçtiğimiz günlerde inşaatın gidişatını izlerken düşündüm; bir stadyum sadece 90 dakikalık bir seyirlik alan mıdır? Yeni projeye baktığımızda; müzesiyle, konferans salonlarıyla, atölyeleriyle ve spor salonlarıyla yaşayan bir kompleks kurgulandığını görüyoruz. Yani o eski 19 Mayıs’ın o çok sevdiğimiz "yaşayan mahalle" ruhu, modern bir teknolojiyle harmanlanıyor. Futbol topu formundaki tasarımıyla, Ankara’nın gri siluetine estetik bir imza atılacağı aşikâr.

Ankara futbolu (Ankaragücü ve Gençlerbirliği başta olmak üzere), uzun süredir ev sahibi olmasına rağmen misafir gibi hissetmekten yorulmuştu. Şimdi bu devasa yapı, sadece bir maç alanı değil, Ankara’nın spor kültürünü yeniden ayağa kaldıracak bir merkez olmaya aday. Bakanlıkların ve TOKİ’nin iş birliğiyle %65’i tamamlanan bu devasa yapı, bittiğinde Ankara’nın makus talihini de yenecek mi, göreceğiz.

Ancak unutmamak gerekir ki; binaları "mabet" yapan sadece çelik çatılar veya teknolojik altyapılar değildir. Orayı mabet yapan, içine girecek olan o coşkulu ruh, o eski semt kültürü ve tribünlerin o kendine has lisanıdır.

Ankara, dünyanın en uzun üçüncü çelik çatısına sahip stadyumunu inşa ediyor olabilir; ama bizim asıl beklediğimiz, o çatının altında Başkent futbolunun yeniden dünya sahnesine çıkacağı o ilk düdük sesidir.

Şimdilik çelik halatların yükselişini izliyoruz. Hasret büyük, ama görünen o ki beklediğimize değecek.