Bilindiği gibi yıllardır, dünya da ulaşım büyük ölçüde petrol üzerine kurulu. Benzin gibi yakıtlar, hem ulaşımda, hem de fabrikalarda olmazsa olmaz bir yakıt oldu. Ama fosil yakıt dediğimiz petrol, kömür ve doğal gaz gibi maddelerin, daha önceki yazılarımda da anlattığım gibi olumsuz birçok yönleri bulunmakta. Hızlıca tekrar üstünden geçecek olursam; bu maddeler, sınırlı kaynaklar oldukları için, ham maddesi gün geçtikçe tükeniyor, ister sanayide ister ulaşımda kullanılsınlar, yandıklarında atmosfere karbondioksit gibi zararlı gazlar salan bir yapıya sahipler, bu yönleriyle de çevreye büyük zararlar vermekteler, bu verdikleri zararla da iklim değişikliklerine sebep olarak, sel gibi ani, büyük felaketlere bile neden olabiliyorlar.

Tüm bu sebeplerden dolayı insanlarda ulaşımda ve sanayileşmede değişik arayışlara girmişlerdir. Bu yüzden dünya da birçok ülke elektrikli araçların araştırılmasına ve üretilmesine doğru yöneldiler. Tabi ki bu üretimlerde birdenbire tam ve verimli bir sonuç vererek ilerlemedi. 20-30 yıl kadar bir zaman aldı diyebiliriz.

ABD ve Çin gibi ülkeler “Petrolsüz de olur” diyerek ilk girişimleri yapan ülkeler oldu. Aslında burada 20-30 yıl derken seri üretimden bahsetmekteyim. Yoksa elektrikli araçların mazisi 1894’lere kadar gitmekte. O yıllarda ilk denemeler yapılıyor ve günümüze kadar da bu denemeler devam ediyor. İlk elektrikli araba, 1894'te Pedro Salom ve Henry G. Morris tarafından icat edilse de, daha öncesinde başka kişiler tarafından birçok hazırlık ve aşama kaydediliyor. Örneğin; 1834’te, ismi Thomas Davenport olan Amerikalı bir demirci ilk elektrik motorunu üretiyor. Bunu da bir lokomotif üstünde deniyor. Bir pivot, bir batarya, ve elektromıknatıslardan oluşan küçük bir lokomotif yapıyor. Mesela aynı dönemde 1832’li yıllarda da İskoçya'da da Robert Anderson adında birisi o da elektrikli bir araç icat ediyor. Fakat şarj etme özelliğini geliştiremiyor. 1897’lerde Salom ve Morris'in öncülüğünde gelişen elektrikli araçlar, Chicago, New York ve Boston gibi şehirlerde ticari taksi olarak kullanılmaya ve yaygınlaşmaya başlıyor. 1900'lü yılların başında da benzinli araçların yerine daha çok talep görüyorlar. 1908’lerde ise Henry Ford' un seri üretimle ürettiği yeni bir benzinli araç bütün her şeyi değiştirerek, elektrikli araçların ve otomobil pazarının gidişatını tam tersi yönde etkiliyor. 1920’lere kadar da zaten, elektrikli araçlara göre insanlar, benzinli araçlarla daha uzun mesafelere gidebildikleri için, beygir gücünün daha fazla olduğu için ve benzine ulaşımın daha kolay olması gibi sebeplerle benzinle çalışan araçlar daha çok talep görüyor. 1960’lar ve 70’lerde ise Amerika ve Avrupa'da hava kirlilikleri ileri derecede baş gösterince, elektrikli araçlar yeniden düşünülmeye başlıyor. Hatta sadece bu nedenle değil, petrol krizi de kendini yavaş yavaş göstermeye başlıyor. 2004 yılında Tesla Motors bu çalışmalara hız katarak günümüze kadar getiriyor. Şu an Amerika, Çin, Norveç gibi ülkeler değişik markalarla yüzbinlerce elektrikli araç üretmekteler. Yani özetle elektrikli araçlar, madem 1800'lü yıllardan beri varlar. Peki neden üretilmedi de biz çevreyi ve insan sağlığını olumsuz etkileyen, benzinli ve dizel araçları kullandık sorusunun cevabı; ilk olarak, bu araçların teknik olarak, içten yanmalı motor teknolojisindeki yenilenmeyle baş edememeleridir. Sonrasında, benzin ve dizel kullanılan araçların daha güçlü ve hızlı olmaları, hatta daha az maliyetle üretiliyor olmalarıdır. Bu gibi sebeplerle de bu geçtiğimiz yüzyıl boyunca benzinle çalışan araçlar, elektrikli araç kullanımını ve üretimini geride bırakmıştır.

Şimdilerde ise yaygınlaşan elektrikli arabalar sayesinde artık şehir içinde egzoz gazı salınması azda olsa giderek azalmakta. Sokakta yürürken arabaların arkasından siyah duman çıkmıyor. Gürültüler azalıyor. Önümüzdeki yıllarda daha da azalacaktır. Bu durum da özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanlar için, ciddi bir nefes alma imkânı sağlıyor. Trafiğin yoğun olduğu yerlerde de elektrikli araç sayısı arttıkça hava kalitesinde de gözle görülür bir şekilde fark oluşuyor.

Ülkemiz açısından da baktığımızda, petrol gibi fosil yakıt ithalatının ciddi şekilde, ekonomik yük olarak kendini gösterdiği ve bunun temininin de dışa bağımlı olduğu ülkemizde, elektrikli araçların yaygınlaşması, hem uzun vadede yakıt ithalatını azaltacak, hem de büyük şehirlerdeki hava kirliliğini önemli ölçüde önleyecektir. Hatta elektriği de güneş, rüzgâr, gibi yerli ve yenilenebilir kaynaklardan üretirsek, bu hem çevre, hem de ekonomi açısından ülkemize büyük kazanç olacaktır. Dünya yavaş yavaş petrol çağından çıkmaya hazırlanıyor. Maddi açıdan daha karlı olan elektrikli araçlar, Dünyayı da kirletmeden temiz bir çevre de bıraktığı için daha da geliştirilecektir…