Teknokentler en basit haliyle, üniversitelerin, araştırma kurumlarının ve özel şirketlerin birlikte hareket ederek, yeni teknolojiler üretmek için birlikte çalıştıkları özel bilimsel alanlardır. Bu alanlar, yeni fikirlerin pratiğe dönüşerek, sonrasında ürüne dönüşmesini sağlayan; araştırma, geliştirme ve yenilik odaklı bir çalışma ortamıdır. Türkiye’de üniversitelerin içinde ya da hemen yanında kurulan teknokentler, en basit haliyle fikirlerin işe, bilginin ürüne dönüştüğü yerlerdir. Bilindiği gibi üniversitelerde çok değerli araştırmalar ve projeler üretilir. Ama bu araştırmaların sonucunda çıkan bilgiler bazen sadece kitaplarda ya da tezlerde kalır. İşte teknokentlerin amacı da, bu bilgileri alıp gündelik hayatta kullanılacak ürünlere, yazılımlara ve hizmetlere dönüştürmektir.
Teknokentlerde genellikle yazılım şirketleri, mühendislik firmaları, oyun yapan ekipler, savunma sanayiyle uğraşan şirketler ya da sağlık alanında çalışan firmalar bulunur. Burada çalışanların çoğu gençtir; yeni mezunlar, öğrenciler, akademisyenler gibi. Burada asıl kolaylaştırıcı şey bir hocanın, bir akademisyenin kendi projelerini hayata geçirebilmesi, ya da bir öğrencinin daha okuldayken gerçek bir projede çalışabilmesidir. Dolayısı ile üniversite ile iş dünyası aynı yerde buluşup, faydalı bilimsel çalışmalarda bulunurlar.
Bu yerlerde yapılan işlerin temelinde ar-ge dediğimiz araştırma ve geliştirme vardır. Yani daha iyisi nasıl yapılır sorusu sorularak bu çalışmalar projelendirilerek ilerletilir. Örneğin yeni bir telefon uygulaması tasarlandığında, hastanelerde kullanılan bir cihazın yapımında, ya da fabrikalarda kullanılan akıllı yazılımların faaliyete geçirilmesinde, yani günlük hayatta kullandığımız pek çok teknolojinin arkasında aslında bu teknokent ofisleri vardır. Hatta bu dönemler, özellikle son zamanlarda da konu olarak ele aldığım enerji ve çevre teknolojileri ile ilgili çalışmalar oldukça gündemdedir. Bu çalışmaları yapan firmalar genellikle; enerji verimliliği, yenilenebilir enerji ve çevre dostu sistemler üzerine çalışmaktalar. Daha az enerjiyle daha çok iş yapılmasını sağlayan çözümler, karbon salımını azaltmaya yönelik teknolojiler ve sürdürülebilirlik odaklı projeler de bu firmaların gündeminde. Günümüz dünyasında enerji meselesinin ne kadar kritik olduğu düşünülürse, bu çalışmaların önemi daha da iyi anlaşılmaktadır.
Teknokentlerin bir diğer önemli katkısı da gençlere umut veren bir yönünün olmasıdır. İyi bir proje fikri olan gençlerin, nereden başlayacakları açısından bakıldığında teknokentler önemli bir kapı olmuştur. Aynı zamanda teknokentlerin önemli bir diğer yönü de beyin göçünü tersine çevirmeye çalışmalarıdır. Yurt dışına gitmeyi düşünen birçok genç mühendis ve yazılımcı, burada kendi ülkesinde dünya standartlarında işler üretebileceğini görerek çalışmalarına burada ülkemizde devam edebilirler. Dolayısı ile üniversite ve sanayicilerin iş birliğiyle, gerek firmalar gerekse, genç mühendisler nitelikli insan kaynaklarına daha kolay ulaşırlar. Bu durum da doğal olarak, hem üniversitelerin daha canlı hale gelmesini sağlar, hem de ülke ekonomisine uzun vadede katkı sağlamış olurlar. Akademisyenlerin teorik bilgilerini sahaya taşımalarıyla birlikte, genç mezunlar da ilk iş deneyimlerini burada kazanırlar. Bu sayede az önce söylediğim gibi, hem nitelikli istihdam artmış olur, hem de beyin göçü yavaşlamış olur.
Özetle görüldüğü gibi, sağlıktan eğitime, enerjiden ulaşıma kadar pek çok alanda insanların hayatını kolaylaştıran birçok çözüm ve teknolojik tasarım, bu merkezlerden doğuyor. Yani teknokentlerde yapılan çalışmalar sadece firmalara değil, doğrudan toplumun faydalanmasına da neden oluyor. Türkiye’nin akıl ve emekle çalışan bu merkezleri, üniversitelerde üretilen bilginin, gerçek hayatta karşılığı olan ürünlere dönüştüğü bir ekosistem yaratmıştır diyebiliriz. Üniversitelerle birlikte büyüyen bu yapılar, Türkiye’nin bilimde, teknolojide ve kalkınmada daha güçlü bir geleceğe yürümesinde önemli bir rol oynamaktadır.