Geçtiğimiz günlerde rastladığım bir haberde; bal arılarının eğitilerek narkotikte ve patlayıcı maddelerin saptanmasında kullanılacağı haberi yazıyordu. Milliyet gazetesinde rastladığım "Bu arılar köpeği işsiz bırakacak" başlıklı haberine göre haberin detayları şöyle; “ODTÜ’lü araştırmacılar, narkotik madde ve patlayıcı tespitinde bal arılarının kullanılacağı proje geliştirdi. ODTÜ Teknokent bünyesinde Ar-Ge çalışmaları yürüten Babür Erdem, Okan Can Arslan ve Tuğrul Akpolat bu projeyle TÜBİTAK Bireysel Genç Girişim Programı’ndan yararlanacak. Projeye göre, patlayıcı ve narkotik maddelerin saptanması için bal arıları kullanılarak mevcut elektronik dedektörlerden bin kat daha hassas portatif dedektör geliştirilecek. Köpeklerin eğitimi yaklaşık 6 ay sürerken arılarda bu süre 15-30 dakikaya iniyor. Eğitim 5 dakikadan kısa sürede kolayca uygulanabilecek.” Haberinden sonra, daha çok üniversiteler bünyesinde yer alan teknokent firmalarının, yaptıkları çalışmalara kısaca bir göz attım. Bunun gibi önemli buluşların olduğu birçok çalışmaya rastladım. Kolay sipariş platformlarının geliştirilmesinden, uçakların iniş sistemlerinin güvenlik önlemlerine ya da, uzaktan hasta takibiyle kişiye özel sağlık kayıtlarının tutulabilmesini sağlayan yazılımlardan, uzaktan kontrol ile robot haritalamaya varana kadar, daha birçok alanda çalışmalar ve devam eden projeler vardı.
Buradaki firmaların büyük bir bölümü Ar-Ge çalışmaları yapıyorlar. Yani hazır bir ürünü alıp satmaktan çok, yeni bir şey üretmeye, geliştirmeye, iyileştirmeye çalışıyorlar. Kimi firmalar bilgisayar yazılımı yazıyor, kimi elektronik devreler tasarlıyor, kimi de savunma sanayisi için sistemler geliştiriyorlar. Kimi de sağlık alanında insanların hayatını kolaylaştıracak cihazlar üzerinde çalışıyorlar. Ama en kalabalık firma grubu yazılım ve bilişim alanında. Bu firmalar; cep telefonlarımızda kullandığımız uygulamalardan, şirketlerin kullandığı büyük yazılımlara kadar pek çok şey geliştiriyorlar. İnternet siteleri, mobil uygulamalar, yapay zeka sistemleri, siber güvenlik yazılımları gibi konular da bu firmaların günlük işi diyebiliriz. Örneğin bazı firmalar uzaktan eğitim için platformlar geliştirirken, bazıları çocuklar için eğitici oyunlar yapıyorlar, bazıları da büyük şirketlerin veri güvenliğini sağlayan sistemler kuruyor. Kısacası, ekranda gördüğümüz pek çok dijital hizmetin arkasında bu teknokent firmalarının emeği var.
Bir diğer önemli grup da oyun ve dijital eğlence alanında çalışan firmalar. Türkiye’den çıkıp, dünyada ses getiren bilgisayar oyunlarının bir kısmı bu teknokentlerde geliştiriliyor. Bu firmalarda yazılımcılar, tasarımcılar ve sanatçılar birlikte çalışıyorlar. Oyun karakterlerinden haritalara, müziklerden hikayeye kadar her şey burada üretiliyor. Yani sadece teknik değil, yaratıcı bir üretim de söz konusu olmakta.
Teknokent’te elektronik ve donanım üzerine çalışan firmalar da var. Bunlar; sensörler, akıllı cihazlar, haberleşme sistemleri ve özel elektronik kartlar geliştiriyorlar. Günlük hayatta fark etmesek de bu tür teknolojiler; sanayide, ulaşımda, savunmada ve hatta evlerimizde kullandığımız sistemlerin temelini oluşturmaktalar. Bu firmalar genellikle nasıl daha küçük, daha hızlı ve daha verimli olunur sorusuna cevap arayarak çalışmalarını sürdürüyorlar diyebiliriz, çünkü kullandığımız birçok elektronik ya da diğer ev aletlerinin her geçen gün daha da geliştiğini ve daha da işlevselleştiğini görmekteyiz.
Türkiye’nin dört bir yanında, üniversitelerin bünyesinde kurulan tüm teknokentler benzer bir amaca hizmet ediyor. İster Ankara’da, ister İstanbul’da, ister Anadolu’nun başka bir şehrinde olsun; teknokentlerin ortak noktası, bilgiyi sadece akademilerde ya da dersliklerde bırakmayıp toplum yaşamına entegre ederek büyük faydalar sağlamalarıdır. Dersliklerde, laboratuvarlarda, tezlerde kalan fikirlerin; işe, ürüne ve toplumda faydaya dönüşmesi çok önemlidir. Bugünü kolaylaştıran, yarını ise daha umutlu hale getiren bu yerler sayesinde; Türkiye sadece teknoloji tüketen değil, teknoloji üreten bir ülke olma yolunda her geçen gün biraz daha güçlenmektedir.
TÜRKİYE’NİN SESSİZ KAHRAMANLARI
Koray Çetin
Yorumlar