Cem Yılmaz dünyası diye bir gerçeklik var. Gerçek yaşam ile sanatsal kompozisyonu arasında derin ilişki kurabilen, tüm kariyer gelişimi boyunca devingenliğini halkın isteklerine göre değil, kendi doğruları üzerinden gerçekleştiren, yeknesaklıktan uzak, sinemayı öğretici bir unsur olarak da kullanan ve böylece popüler kültürün fantazyalarından pay almamız gerektiğinin ısrarla altını çizen bir dünya…
İşte bu dünyanın son ürünü: “Do Not Disturb: Ayzek ile Bir Gece”
Film Netflix’e çekilmiş ve “2 Arada” filminde gemide garsonluk yapan Ayzek (Cem Yılmaz)’in yakın gelecekteki hikayesini anlatıyor. Gemideki işinden pandemi nedeniyle ayrılan ve iki sene sonra üçüncü sınıf bir otelde gece müdürü olarak işe başlayan Ayzek, kendini değerli hissetmek için sürekli Peri Sönmez’in (Nilperi Şahinkaya) videolarını izliyor ve yeni hayatına uyum sağlayabilmek için “BiCoverdim” isimli bir ilaç kullanıyor. Ve izlediği bu kişisel gelişim/şifalanma videolarının ve BiCoverdim’in yan etkileri, otelde ilk gece başından geçen olaylara yansıyor.
Filmle ilgili keyfinizi kaçıracak spoiler vermekten kaçınarak biraz karakterlerden bahsedeyim. Metin, nam-ı diğer Ayzek, dürüst, namuslu, kendi halinde, yalnız bir karakter. Cem YILMAZ bu karakterin portresini çizerken bir ressam gibi sadece fiziksel-biyolojik varlığını değil onun bir insan olarak kavranan varlığını resmediyor. Filmde ayrıca aydın kesiminin boş mutsuzluklarını temsilen Profesör Bahtiyar (Celal Kadri Kınoğlu), toplumsal yaralarımızı temsilen Davut (Bülent Sakrak), klişe bir karakter Suhal (Ahsen Eroğlu) ve bence zorlama bir karakter olarak Eczacı Saniye (Özge Özberk) var. Ancak karakterlerin hiçbiri inandırıcılığı olmayan karikatürize tipler değil…
Birçok bireysel ve toplumsal meseleye değinen, popüler kültürün gündelik yaşamın bir parçası olduğunun ancak yapay mutluluklar üreten bir kültür olduğunun altını çizen, pandemiyle birlikte kişisel gelişimci/şifacı adı altında hastadan çok doktorun türediği ticari tuzaklara ve internette ağızdan ağıza yayılan bilgilere satirik bir dille yaklaşan, pek çok açıdan derinlikli, olgunluğu açısından itibarı hak eden bir film… Filmin gerilim ve düğüm noktalarında Ayzek’in bastırılmış duygularının toplumsal çatlakların arasına sızması ve burada seyircinin alacağı dolaylı ve dolaysız mesajlar, filmi Türkiye'deki egemen sinema anlayışından çok farklı bir noktaya taşımış…
Şahsen filmi görselliği, resimleri, renkleri, kadrajları, sahneleri, sesleri, müzikleri, diyalogları, seyirciye verdiği duyguları ile hayranlıkla izledim.
Zaten bekleneni vermek sıradan insanların işi… Cem YILMAZ o kerteyi çok önceden aştı… Karakomik filmler ve Erşan Kuneri’de de sıradışılığını ortaya koyan Cem YILMAZ’ın kendi sanatsal dramaturjisini yarattığı ve bunda da çok başarılı olduğu açık. Filmle ilgili naçizane tek eleştirim, yerli sinemada da sıkça kullanılan, karakterleri kendi kendine konuşturma huyundan bi vazgeçsek…
Tadından yenmeyecek…
Keyifli seyirler…