Ankara’nın Hafızası: Kuğulu’da Bir Zaman Yolculuğu
Ankara denince akla hemen gri binalar, birbirini kovalayan bürokratik mesailer ve soğuk kış günleri gelir ya; işte tüm bu "resmi" Ankara algısının tam ortasında, Tunalı Hilmi Caddesi’nin kalbinde kendine has bir vaha gibi durur Kuğulu Park. Şehrin her yerinde yükselen beton yığınlarının aksine, burası Ankara’nın "yumuşak karnıdır." Kuğulu’ya dair yazılacak her satır, aslında sadece bir parkın değil, bir şehrin sosyal hafızasının, değişen yüzünün ve o değişime inat direnen naif ruhunun da günlüğüdür.
Kuğulu Park’ın hikayesi, bugün bildiğimiz o düzenli ve peyzajlı halinden çok daha önceye, "Kavaklıdere" isminin hakkını veren o dere ve kavak ağaçlarıyla dolu, daha vahşi ve daha bakir günlere uzanır. Semtin isminin kaynağı olan bu dere, bölgeyi o dönemde adeta bir doğa parçası kılıyordu. And Evi’nin gölgesinde, Polonya Sefareti’nin bahçeleriyle komşu olan bu arazi, 1958 yılına gelindiğinde Ankara Belediyesi tarafından bir "şehir parkı"na dönüştürülerek modern Ankara’nın çehresine kazandırıldı. Ancak parkın bugünkü o kült statüsüne erişmesi için biraz daha zaman, biraz da vizyon gerekiyordu.
1970’lerin ortasında, dönemin Belediye Başkanı Vedat Dalokay’ın şehircilik anlayışıyla park adeta yeniden doğdu. 1975 yılında Viyana Belediyesi tarafından Ankara’ya hediye edilen "Ankara" ve "Viyana" isimli iki beyaz kuğu, parka ismini veren o efsaneyi başlattı. O günden sonra, Kuğulu sadece bir park değil, artık kanat seslerinin korna seslerine karıştığı, Ankaralıların "bizim parkımız" dediği bir aidiyet mekanına dönüştü.
Kuğulu Park, sadece bir yeşil alan değil, Ankara’nın sosyal röntgenidir. Tunalı’da yürürken bir durup dinlenmek, sınav sonuçlarını beklerken o havuzun başında bir nefes almak veya sadece Ankara’nın o meşhur rüzgarına karşı bir bankta oturup geçenleri izlemek, bir Ankaralı için ritüeldir. Parkta bulunan Attila Onaran imzalı "Öpüşenler" heykeli, adeta bu mekanın estetik imzası gibidir. 1977 yılında belediyeye hibe edilen bu heykel, parkın dokusuyla öyle bir bütünleşmiştir ki, heykelsiz bir Kuğulu düşünmek, şehrin belleğinde derin bir boşluk yaratır.
Ancak bu huzurlu vahanın tarihi, aynı zamanda zorlu mücadelelerle de doludur. 2000’lerin ortasında parkın yanından geçen Kuğulu Alt Geçidi inşaatı, Ankaralılar için unutulmaz bir direnişin fitilini ateşledi. "Kuğulu yıkılacak" söylentileriyle başlayan süreç, bölge sakinlerinin ve parkı sevenlerin, aslında ağaçları değil, kendi geçmişlerini, çocukluklarını ve Ankara’nın ruhunu savundukları bir toplumsal harekete dönüştü. 2008 yılından itibaren alt geçidin parktaki ağaçlara verdiği zarar üzerine yürütülen tartışmalar, Kuğulu’nun Ankara için ne kadar kırılgan ve ne kadar değerli bir emanet olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Kuğulu Park, bugün sadece fiziki bir alan değil; 7 bin 743 metrekarelik bir alana sıkışmış olsa da, etkisi tüm başkente yayılan bir kültürel mirastır. Çin hükümetinin hediye ettiği kara kuğulardan, parkın girişinde bizleri karşılayan Tunalı Hilmi Bey büstüne kadar her köşe, Ankara’nın çok katmanlı tarihinin bir yansımasıdır. Elbette, hayvan hakları savunucularının parktaki yaşam koşullarına dair eleştirileri, şehrin vicdanını sorgulayan, üzerinde durulması gereken önemli başlıklardır. Bu eleştiriler, parkın sadece bir nostalji alanı değil, aynı zamanda canlı ve yaşayan bir ekosistem olduğunu, dolayısıyla sorumluluk gerektirdiğini hatırlatıyor.
Sonuç olarak; Kuğulu Park, betonun gölgesinde açan, her mevsim başka bir renge bürünen ama her daim Ankara’nın "insan kalmayı başarabilen" yüzü olmaya devam eden bir mekandır. 2013 yılındaki yeniden düzenleme sonrası kapılarını tekrar açtığında, şehirdeki pek çok kişi için o havuzun başında tekrar oturmak, bir nevi "eve dönüş" gibiydi. Şehirler, sadece binalar ve asfalt yollardan ibaret değildir; onları "şehir" yapan, ruhunu veren köşelerdir. Kuğulu Park, bu ruhun Ankara’daki adresidir ve Ankara var oldukça, Kuğulu’daki o kuğular, bu şehrin masalını anlatmaya devam edecektir.
Tunalı’nın o kendine has ritmi ve Ankara’nın bitmeyen telaşı arasında, Kuğulu Park süzülmeye, bizi kendi zamanına davet etmeye devam ediyor.