İthal Bir Sonbahar Ritüeli: Gösteriş Çağında Cadılar Bayramı ve Kentsel Hafıza
Ankara'nın o kendine has, keskin ayazı şehri sarmaya başladığında, bozkırın sararan yaprakları arasında ardı ardına iki farklı dünyanın çarpışmasına şahit olunur. Bir yanda 29 Ekim’in derin, köklü ve rasyonel Cumhuriyet coşkusu; hemen iki gün sonrasında ise bambaşka bir kıtadan ithal edilmiş, neon ışıklı, plastik balkabaklı bir "karnaval" hali: Cadılar Bayramı. Memuriyetin, bürokrasinin ve rasyonelliğin gri şehri Ankara, 31 Ekim gecelerinde adeta sürreal bir set ortamına dönüşüverir.
Bir kavram olarak Cadılar Bayramı'nı salt bir tüketim çılgınlığına indirgemeden önce köklerine bakmak gerekir. Bu Amerikanize vitrinlerin ardında, antik Keltlerin yazın bitişini ve karanlık kış günlerinin başlangıcını simgeleyen "Samhain" festivali yatar. Asırlar süren ve dinlerle harmanlanan bu dönüşüm, göçmenlerle okyanusu aşmış; ardından kapitalizmin seri üretim bantlarında, Hollywood stüdyolarında yoğrularak tüm dünyaya pazarlanabilir bir popüler kültür ürünü halini almıştır.
Fakat bugün sokakları, kafeleri ve etkinlik mekanlarını ele geçiren bu ithal bayramın en hastalıklı yönü, şüphesiz dijital çağın "gösteriş" obezitesiyle zehirlenmiş olmasıdır. Sosyal medyanın dayattığı kusursuzluk ve sanal onaylanma ihtiyacı, Cadılar Bayramı'nı masum bir deşarj alanından çıkarıp acımasız bir beğeni yarışına, içi tamamen boşaltılmış bir dijital vitrine dönüştürmüştür. Artık büyük bir çoğunluk o gecenin atmosferini yaşamak, anın tadını çıkarmak veya tekdüze hayattan bir geceliğine uzaklaşmak için kostüm giymemektedir. Tek amaç; Instagram'da paylaşılacak o on beş saniyelik kusursuz hikayeyi yakalamak, TikTok'tatrend olabilmek ve sanal kalabalıklardan etkileşim dilenmektir. Aylar öncesinden hazırlanan kostümler, saatler süren profesyonel makyajlar ve sırf prestij için astronomik rakamlar ödenen parti biletleri; aslında "ben de buradayım, ben de bu statü akımının bir parçasıyım" diye bağıran koca bir dijital illüzyondan ibarettir. Eğlencenin yerini dijital şovmenlik, geleneğin yerini ise filtreler almıştır. Bu durum, her şeyin başkalarının gözüne sokulmak üzere pazarlandığı günümüz yüzeysel kültürünün en çarpıcı özetidir.
Bu küresel şovun Ankara özelindeki mekânsal yansımaları ise kentsel sosyoloji bağlamında oldukça çarpıcıdır. Ankara, doğası gereği kendi içine dönük, ağırbaşlı ve sınırları olan bir kenttir. Kendi kabuğunda yaşayan bu şehrin mekânları, dış kaynaklı etkinliklerle geçici ama sarsıcı bir mutasyona uğrar. Çankaya'nın göbeğinde, kanlı hemşire kıyafetleriyle veya özenle yapılmış zombi makyajlarıyla ellerindeki akıllı telefon ekranlarına hapsolmuş gençleri görmek, şehrin sosyokültürel katmanlarındaki tezatlığı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer.
Bugün ODTÜ Mezunları Derneği Vişnelik Çim Amfisi, CerModern'in o keskin endüstriyel mimarisi veya lüks otellerin balo salonları, Ekim ayının son günlerinde adeta birer alt kültür mabedine dönüşür. Tunalı'daki köklü etkinlik merkezleri veya Bahçelievler'in dinamik caddeleri; girişlerine kurulan devasa örümcek ağları ve yapay sis makineleriyle, sadece eğlencenin değil, aynı zamanda dijital içerik üretiminin de stüdyoları haline gelir.
İşin en dramatik yanı, bu dijitalleşmiş gösterişin Ankara'nın o tavizsiz dokusuyla kurduğu devasa zıtlıktır. İstanbul'un veya İzmir'in kozmopolit karmaşasında bir parti şehrin doğal ritmi içinde eriyip gidebilirken, Ankara'nın planlı, ciddi beton blokları arasında, Kızılay'da yüzü boyalı bir grubun metroda selfie telaşına düşmesi çok daha gerçeküstü bir karedir. Ortada derinliği olmayan ama görsel gücü yüksek bir "uyarlama" vardır. Geleneğin kendisi yoktur ancak geleneğin satın alınabilir estetiği ve sosyal medyadaki kurgusal yansıması, bir geceliğine sokakları ele geçirir.
Bozkırın ortasında, rasyonel temellerle kurulan bu kent; ithal, temelsiz ve tamamen sanal onaylanma üzerine kurulu bir gösteriye o soğuk mekânlarıyla sahne oluyor. Belki köklerden gelmeyen bu bayram, zamanla sadece sonbaharın karanlık hüznünü flaş patlamalarıyla dağıtan, gösteriş kültürüne hizmet eden sıradan bir kent ritüeli olarak Ankara'nın hafızasında var olmaya devam edecek.