Adana’nın Saimbeyli ilçesi ve çevresinde art arda meydana gelen depremler, bölgedeki sismik hareketliliği yeniden gündeme taşıdı. Kısa aralıklarla yaşanan sarsıntıların ardından, Saimbeyli-Feke ile Göksun-Kozan arasındaki hattın deprem üretme potansiyeline sahip olduğu belirtildi.

Art arda depremler yaşandı
Saimbeyli’de dün öğle saatlerinde meydana gelen 4,8 büyüklüğündeki depremin ardından yaklaşık 17 dakika sonra 4,9 büyüklüğünde bir sarsıntı daha kaydedildi. Kısa süre sonra Osmaniye’nin Sumbas ilçesi merkezli 5,2 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Bölgede aynı gün akşam saatlerinde 4,3 ve 4,4 büyüklüğünde iki sarsıntı daha yaşanırken, bugün gece saatlerinde Saimbeyli’de 4,1 büyüklüğünde bir deprem daha kaydedildi. Böylece bölgede 4 ve üzeri büyüklükteki deprem sayısı 6’ya ulaştı. Sarsıntılar Adana’nın yanı sıra çevre illerde de hissedildi.

Bölgedeki fay yapısına dikkat çekildi
Saimbeyli-Feke ile Göksun-Kozan arasındaki koridorun jeolojik açıdan karmaşık bir yapıya sahip olduğu ve bir makaslama zonu niteliği taşıdığı belirtildi.
Bölgenin, 6 Şubat 2023 depremleri ve sonrasında meydana gelen binlerce sarsıntının etkilerinin görüldüğü alanlardan biri olduğu ifade edildi. Ayrıca 21 Eylül’de Saimbeyli’de meydana gelen 5 büyüklüğündeki deprem de bölgedeki hareketliliğin devam ettiğini gösteren sarsıntılar arasında değerlendirildi.
Bölgenin deprem üretme potansiyeli bulunuyor
Sismik hareketliliğin görüldüğü hattın tektonik açıdan zayıf ve karmaşık bir yapıya sahip olduğu, bu nedenle yer kabuğunda biriken enerjinin zaman zaman sarsıntılarla açığa çıkabildiği belirtildi.
Bölgenin 5 ile 5,8 büyüklüğü arasında depremler üretme potansiyeline sahip olduğu değerlendirilirken, yaşanan sarsıntıların bir süre daha devam edebileceğine dikkat çekildi.

Depreme dayanıklı yapılaşma vurgusu
Türkiye’nin aktif fay sistemlerinin etkisi altında bulunan bir ülke olduğu hatırlatılırken, deprem riskine karşı en önemli adımlardan birinin sağlam ve yönetmeliklere uygun yapılaşma olduğu vurgulandı.
Özellikle Adana ve çevresinde çok sayıda tektonik yapının bulunması nedeniyle bölgedeki sismik hareketlerin bilimsel çalışmalarla yakından takip edilmesi gerektiği belirtildi. Deprem riskinin tamamen ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı, bu nedenle kentlerin depreme dirençli hale getirilmesinin önem taşıdığı ifade edildi.




