Ocak ayı çoğu insan için “başladım” ayıdır. Hedefler yazılır, niyetler konur, bir şeyler değişsin istenir. Ama hayat, niyetle değil ritimle yürür. 1 Şubat, tam da bu yüzden anlamlıdır: İlk ayın koşuşturması biterken insan kendine dönüp şunu sorar: “Ben bu tempoyu gerçekten sürdürebilecek miyim?” Bu gün, vazgeçmek için değil; sürdürülebilir hâle getirmek için vardır.
Kendine dönüş, büyük inzivalar demek değildir. Bazen birkaç saati telefonsuz geçirmek, bazen bir deftere içini dökmek, bazen de “hayır” diyebilmek… 1 Şubat, bu küçük ama etkili hamleleri hatırlatır. Çünkü insan, kendini duymadığında başkalarının sesine göre yaşar.

1 Şubat neden Kendine Dönüş Günü olarak anılır?
Yılın başında herkes biraz hızlanır. Yeni hedefler, yeni kararlar, yeni planlar… Ancak hız, bir süre sonra yorar. 1 Şubat, o yorgunluğun fark edildiği ve “ben ne istiyorum?” sorusunun yeniden sorulduğu bir eşiği temsil eder. Bu gün, dışarıdan çok içeriyi toparlamaya çağırır.
Bu gün hangi döneme denk geldiği için anlamlıdır?
Ocak ayı, “başlangıç coşkusu”yla geçer. Şubat ise daha gerçekçidir; hayatın rutini geri gelir. 1 Şubat, işte bu geçiş çizgisidir. İnsan o çizgide kendine şunu söyler: “Ben bunu böyle mi sürdüreceğim, yoksa ayar mı çekeceğim?” Bu yüzden günün ruhu, düzeltmek ve sadeleştirmektir.
Kendine dönmek pratikte ne anlama gelir?
Kendine dönmek, her şeyi bırakmak değildir. Öncelik koymaktır. On maddelik listeyi üç maddeye indirmek, “her gün” dediğini “haftada iki gün”e çekmek, kendini suçlamadan planı yeniden kurmaktır. Bu gün, büyük hedefleri öldürmez; onları yaşatacak bir forma sokar.
1 Şubat’ta neler yapılabilir?
- Ocak ayında koyduğun hedefleri yeniden okumak ve gerçekçi hâle getirmek
- Günün bir bölümünü sessiz geçirmek, zihni boşaltmak
- Ertelediğin tek bir işi bitirip “tamamladım” hissini yaşamak
- Kendine bir cümle yazmak: “Bu ay kendime şunu borçluyum…”




