Türkiye Gazetesi'nden Murat Öztekin'in haberine göre, İstanbul’un en önemli tarihî yapılarından Yerebatan Sarnıcı, Bizans döneminden günümüze uzanan ilginç hikâyeleriyle dikkat çekiyor. Doç. Dr. Sedat Bornovalı, Osmanlı döneminde sarnıcın tamamen terk edilmediğini, bölge sakinlerinin buradan su çektiğini ve içindeki balıkları avladığını belirterek yapının tarihî serüvenine ilişkin önemli bilgiler paylaştı.

100 bin ton su depoluyordu
Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından 526 yılında inşa ettirilen Yerebatan Sarnıcı, dönemin İstanbul’unun artan su ihtiyacını karşılamak amacıyla yapıldı. 336 sütundan oluşan dev yapının yaklaşık 100 bin ton su depolama kapasitesine sahip olduğu ve suyunu Belgrad Ormanları’ndan gelen kemer sistemiyle aldığı ifade ediliyor.

Osmanlılar balık avlıyordu
Bornovalı’ya göre İstanbul’un fethinden sonra işlevi değişen sarnıç tamamen unutulmadı. Üzerindeki mahallede yaşayanlar sarnıçtan su çekmeye devam ederken, içerideki balıkları da avlıyordu. Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul’u ziyaret eden seyyah Petrus Gyllius’un yapıyı tanıtmasıyla sarnıç yeniden ilgi görmeye başladı.

Abdülhamid döneminde kurtarıldı
Yerebatan Sarnıcı’nın bugüne ulaşmasında Sultan II. Abdülhamid döneminde gerçekleştirilen çalışmaların önemli payı bulunuyor. 1894 İstanbul depreminin ardından yapının güçlendirildiğini, sütunların onarıldığını ve ağır hasar gören bölümlerin koruma altına alındığını aktaran Bornovalı, bu müdahalelerin sarnıcın geleceği açısından kritik olduğunu vurguladı.

Medusa başlarında gizem yok
Sarnıcın en çok merak edilen unsurlarından Medusa başlarına da değinen Bornovalı, bu parçaların yapıya sonradan getirilen devşirme malzemeler olduğunu söyledi. Medusa başlarının sütun boylarını tonoz yüksekliğine uyarlamak amacıyla kullanıldığını belirten Bornovalı, popüler kültürde sıkça dile getirilen gizemli teorilerin tarihî bir dayanağı bulunmadığını ifade etti.




