Türkiye’nin nüfus yapısı değişiyor. Bu değişimin en dikkat çekici göstergelerinden biri de artık il il okunabilen yaşlılık haritası. 2025 verilerine göre Türkiye’nin yaşlılık haritasında yüzde 21,7 ile Sinop ilk sırada yer aldı. Sinop’u yüzde 21,1 ile Kastamonu, yüzde 20,0 ile Giresun izledi. Listenin en alt sırasında ise yüzde 3,8 ile Şırnak bulundu. Şırnak’ın ardından yüzde 4,5 ile Şanlıurfa, yüzde 4,7 ile Hakkari geldi. Böylece Türkiye’nin yaşlılık haritası, ülke içindeki bölgesel farkın ne kadar belirgin hale geldiğini bir kez daha ortaya koydu.
Bu tablo yalnızca iller arasındaki demografik farkı göstermiyor. Aynı zamanda göç, doğurganlık, ekonomik yapı, aile ilişkileri, sağlık hizmetleri, sosyal destek mekanizmaları ve yerel yönetimlerin öncelikleri gibi birçok başlığın da yeniden düşünülmesi gerektiğine işaret ediyor. Çünkü Türkiye’nin yaşlılık haritası artık sadece istatistiksel bir liste değil. Ülkenin hangi bölgelerinde nüfusun yaşlandığını, hangi bölgelerinde genç kaldığını, hangi kentlerin bakım, sağlık ve sosyal hizmet yükünü daha yoğun hissedeceğini anlatan güçlü bir toplumsal veri haline gelmiş durumda.
2025 yılı itibarıyla Türkiye’de 65 yaş ve üzerindeki nüfus 9 milyon 583 bin 59 kişiye ulaştı. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı yüzde 11,1’e yükseldi. Bu oran, Türkiye genelinde artık yaklaşık her 9 kişiden birinin yaşlı olduğu anlamına geliyor. Ancak Türkiye’nin yaşlılık haritası gösteriyor ki bu yaşlanma her ilde aynı hızda ilerlemiyor. Bazı iller belirgin biçimde yaşlanırken, bazı iller hâlâ genç nüfus yapısını koruyor. Bu nedenle Türkiye’nin yaşlılık haritasını okumak, ülkenin bugünkü sosyal yapısını ve yarının kamu politikalarını anlamak açısından kritik önem taşıyor.

Türkiye’nin yaşlılık haritasında Karadeniz dikkat çekiyor
Türkiye’nin yaşlılık haritasına bakıldığında ilk göze çarpan nokta, Karadeniz illerinin üst sıralardaki ağırlığı oluyor. Sinop’un ilk sırada yer alması tesadüf değil. Onu izleyen Kastamonu ve Giresun da aynı şekilde uzun süredir düşük doğurganlık, genç nüfusun başka illere göçü ve yaşlı nüfusun kentte kalmaya devam etmesiyle öne çıkan iller arasında bulunuyor. Türkiye’nin yaşlılık haritası bu yönüyle yalnızca yaşlı oranını değil, aynı zamanda uzun yıllardır süren iç göç hareketinin sonuçlarını da yansıtıyor.
Karadeniz ve iç bölgelerdeki birçok il, genç nüfusunu iş, eğitim ve daha geniş ekonomik imkânlar nedeniyle büyükşehirlere gönderirken, geride daha yaşlı bir nüfus yapısıyla kalıyor. Bu durum doğal olarak ilin yaşlı nüfus oranını yukarı çekiyor. Dolayısıyla Türkiye’nin yaşlılık haritasında zirvede yer alan illeri okurken sadece doğum sayısı ya da yaşam süresi üzerinden değil, aynı zamanda göç üzerinden de düşünmek gerekiyor.
Sinop’un yaşlı nüfus oranında yüzde 21,7’ye ulaşması, ilin her 5 kişisinden 1’inden fazlasının 65 yaş ve üzerinde olduğu anlamına geliyor. Bu oran Türkiye ortalamasının neredeyse iki katına karşılık geliyor. Kastamonu’da yüzde 21,1, Giresun’da ise yüzde 20,0 olan yaşlı nüfus oranı da benzer biçimde çok yüksek bir demografik yoğunlaşmaya işaret ediyor. Türkiye’nin yaşlılık haritası bu illerde yaşlılık olgusunun artık marjinal değil, merkezi bir konu olduğunu gösteriyor.
Bu yapı kent yaşamını da doğrudan etkiliyor. Ulaşım düzenlemeleri, sağlık kuruluşlarının erişilebilirliği, evde bakım ihtiyacı, yalnız yaşayan yaşlıların desteklenmesi, mahalle ölçeğinde sosyal dayanışma ağları ve yerel hizmetlerin biçimi yaşlı nüfus oranı yüksek illerde çok daha kritik hale geliyor. Türkiye’nin yaşlılık haritası bu nedenle sadece nüfusun fotoğrafını çekmiyor, aynı zamanda kamu hizmetlerinin gelecekte hangi illerde neye öncelik vermesi gerektiğini de gösteriyor.

Şırnak, Şanlıurfa ve Hakkari Türkiye’nin yaşlılık haritasının alt sırasında
Türkiye’nin yaşlılık haritasının diğer ucunda ise genç yaş yapısının hâlâ çok belirgin olduğu iller yer alıyor. Şırnak’ın yüzde 3,8 ile son sırada bulunması, ilin yaşlı nüfus oranı açısından Türkiye ortalamasının çok altında kaldığını gösteriyor. Şanlıurfa’nın yüzde 4,5, Hakkari’nin yüzde 4,7 seviyesinde bulunması da aynı demografik yapının sürdüğünü ortaya koyuyor.
Bu illerde yaşlı nüfus oranının düşük olması, yaşlıların sayısal olarak az olduğu anlamına gelmek zorunda değil. Ancak toplam nüfus içindeki payları belirgin biçimde daha düşük. Bunun en önemli nedenleri arasında daha yüksek doğurganlık düzeyi, genç yaşlarda yoğun nüfus artışı ve aile yapısının farklı karakteri bulunuyor. Türkiye’nin yaşlılık haritası bu yönüyle de tek yönlü bir yaşlanma tablosu sunmuyor. Aksine, bazı bölgelerde hâlâ çocuk ve genç nüfusun baskın olduğu, buna karşılık bazı bölgelerde yaşlı nüfusun çok daha görünür hale geldiği iki farklı Türkiye’yi aynı anda gösteriyor.
Şırnak, Şanlıurfa ve Hakkari gibi iller için öncelikler Sinop ya da Kastamonu ile aynı değil. Bu illerde eğitim, çocuk sağlığı, okul kapasitesi, genç istihdamı ve yeni hane oluşumu gibi başlıklar daha baskın olabilir. Buna karşılık yaşlı nüfus oranı yüksek illerde sağlık, bakım, sosyal destek ve erişilebilir kent politikaları öne çıkıyor. Türkiye’nin yaşlılık haritası tam da bu nedenle önem taşıyor. Çünkü aynı ülke sınırları içinde birbirinden oldukça farklı demografik gerçekliklerin yaşandığını gösteriyor.
Bu fark, merkezi politikaların yerel ihtiyaçlarla uyumlu hale getirilmesini zorunlu kılıyor. Yaşlılık oranı düşük olan bir ilde öncelik genç işsizliği olabilirken, yaşlılık oranı yüksek bir ilde tek başına yaşayan yaşlıların korunması daha öncelikli hale gelebiliyor. Türkiye’nin yaşlılık haritası, standart çözümler yerine bölgesel gerçekliğe dayalı politikaların önemini açık biçimde ortaya koyuyor.

Türkiye’nin yaşlılık haritası göçün izlerini taşıyor
Türkiye’nin yaşlılık haritasını anlamanın en güçlü anahtarlarından biri göç. Uzun yıllardır büyük kentlere yönelen iç göç, özellikle Karadeniz, İç Anadolu ve bazı kıyı bölgelerinde genç nüfusun azalmasına yol açtı. Gençler eğitim, iş ve yaşam olanakları nedeniyle başka kentlere taşınırken, aile büyüklerinin önemli bölümü doğdukları ya da uzun yıllardır yaşadıkları illerde kaldı. Bunun sonucu olarak da yaşlı nüfus oranı yükseldi.
Bu nedenle Türkiye’nin yaşlılık haritasındaki yüksek oranlı illeri sadece “çok yaşlı insanlar yaşıyor” diye değil, aynı zamanda “gençler ayrıldı, yaşlılar kaldı” diye de okumak gerekiyor. Bu fark son derece önemli. Çünkü yaşlı nüfus oranının artması bazen o ilde yaşlı sayısının olağanüstü artmasından değil, genç nüfusun azalmasından da kaynaklanabiliyor. Göç veren illerde yaşlılık oranı bu yüzden daha keskin bir biçimde yükseliyor.
Türkiye’nin yaşlılık haritasında üst sıralarda yer alan Sinop, Kastamonu ve Giresun gibi iller tam da bu göç dinamiğini yansıtıyor. Özellikle gençlerin eğitim ve istihdam için büyükşehirlere gittiği, ailelerin parçalı coğrafyalarda yaşamaya başladığı bu yapı, yaşlıların günlük hayatını da etkiliyor. Tek başına yaşama, çocuklardan uzak kalma, sağlık ve bakım desteğine erişimde zorluk gibi sorunlar daha görünür hale geliyor.
Öte yandan Türkiye’nin yaşlılık haritasında alt sıralarda yer alan genç illerde ise göç ve yüksek doğurganlık farklı bir denge kuruyor. Doğu ve Güneydoğu’nun birçok kentinde genç nüfus baskın kalmaya devam ediyor. Bu da yaşlılık oranını aşağı çekiyor. Böylece Türkiye’nin yaşlılık haritası, bir bakıma ülkenin göç haritasıyla da büyük ölçüde örtüşüyor.

Türkiye’nin yaşlılık haritasında 62 ilde oran yüzde 10’u aştı
Türkiye’nin yaşlılık haritasını çarpıcı hale getiren bir başka veri de yaşlı nüfus oranının yüzde 10 ve üzerinde olduğu il sayısının 62’ye çıkması. Bu sayı, yaşlanmanın birkaç ilin sorunu olmaktan çıktığını, artık Türkiye’nin büyük bölümünü etkileyen yaygın bir demografik dönüşüm haline geldiğini gösteriyor.
Yüzde 10 eşiği, demografik açıdan kritik kabul edilen sınırlardan biri. Bu eşiğin aşılması, yaşlı nüfusun kent yaşamında, yerel hizmetlerde ve kamu planlamasında göz ardı edilemeyecek bir ağırlığa ulaştığını anlatıyor. Türkiye’nin yaşlılık haritasında 62 ilin bu eşiğin üzerine çıkmış olması, yaşlanmanın ülke sathında hissedilen bir gerçekliğe dönüştüğünü gösteriyor.
Bu tabloyla birlikte artık yerel yönetimlerin de klasik altyapı ve üstyapı anlayışının ötesine geçmesi gerekiyor. Yaş dostu kaldırımlar, erişilebilir parklar, güvenli yaya yolları, evde sağlık hizmetleriyle koordinasyon, sosyal izolasyonu azaltacak merkezler ve mahalle bazlı destek ağları bu haritanın doğal sonucu haline geliyor. Çünkü Türkiye’nin yaşlılık haritası, bazı illerde sağlık ve bakım ihtiyacının daha yüksek, bazı illerde ise sosyal yalnızlık riskinin daha derin olabileceğini gösteriyor.
Üstelik bu dönüşüm geleceğe ilişkin bir varsayım değil. Bugünün tablosu. Türkiye genelinde yaşlı nüfus oranı yüzde 11,1’e çıkmış durumda. Projeksiyonlar da bu artışın süreceğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla Türkiye’nin yaşlılık haritası yalnızca bugünü tarif etmiyor; gelecek on yılların yönünü de işaret ediyor.

Türkiye’nin yaşlılık haritası neden sadece yaşlı sayısından ibaret değil
Türkiye’nin yaşlılık haritasını salt “nerede daha çok yaşlı var” sorusuna indirgemek eksik olur. Asıl mesele, yaşlı nüfus oranının o ilin sosyal ve ekonomik düzenini nasıl etkilediği. Çünkü yaşlılık haritası sağlık, gelir, aile yapısı, ulaşım, konut ve dijital erişim gibi birçok alanın birlikte değerlendirilmesini gerektiriyor.
Yaşlı nüfus oranı yüksek olan bir kentte hastane ve aile hekimliği hizmetlerinin erişilebilirliği daha büyük önem taşıyor. Aynı şekilde tek başına yaşayan yaşlıların oranı yükseldikçe yerel yönetimlerin sosyal hizmet kapasitesi daha hayati hale geliyor. Kent içi ulaşımın kolaylaştırılması, kamu binalarının erişilebilir olması, eczane ve sağlık noktalarının dağılımı, evde bakım ve sıcak yemek hizmetlerinin yaygınlaştırılması gibi başlıklar yaşlılık haritasının doğrudan etkilediği alanlar arasında yer alıyor.
Türkiye’nin yaşlılık haritası aynı zamanda hane yapısının da dönüştüğünü anlatıyor. Türkiye’de 2025 yılında toplam 26 milyon 977 bin 795 hanenin 7 milyon 46 bin 560’ında en az bir yaşlı fert bulunuyor. Bu da yaklaşık her 4 haneden 1’inde en az bir yaşlının yaşadığını gösteriyor. Yani yaşlılık artık bireysel değil, hane ölçeğinde geniş toplumsal bir gerçeklik.
Tek başına yaşayan yaşlı sayısının 1 milyon 836 bin 496’ya ulaşmış olması da bu haritanın önemini artırıyor. Özellikle yaşlı kadınların yalnız yaşama oranının yüksek olması, yaşlılık haritasına toplumsal cinsiyet boyutunu da ekliyor. Bir ilde yaşlı nüfus oranı yüksekse, bu durum aynı zamanda o ilde yalnız yaşayan kadınların, dul nüfusun, bakım ihtiyacı olan hanelerin ve sosyal destek beklentisinin de yüksek olabileceği anlamına geliyor.
Türkiye’nin yaşlılık haritasında kadınlar görünmeyen ağırlığı oluşturuyor
Türkiye’nin yaşlılık haritası incelenirken yalnızca il sıralamaları değil, yaşlı nüfusun cinsiyet yapısı da dikkate alınmalı. Türkiye genelinde yaşlı nüfusun yüzde 55,3’ünü kadınlar, yüzde 44,7’sini erkekler oluşturuyor. Bu fark tesadüfi değil. Kadınların erkeklerden daha uzun yaşaması, yaşlı nüfus içinde kadın ağırlığını büyütüyor.
Bu veri, Türkiye’nin yaşlılık haritasına ikinci bir katman ekliyor. Çünkü bir il yaşlıysa, o ilde yaşlı kadınların ağırlığı da çoğu zaman daha belirgin hale geliyor. Bu da özellikle dul kadınlar, tek başına yaşayan kadınlar ve düşük gelirli yaşlı kadınlar açısından farklı bir kırılganlık alanı yaratıyor.
Türkiye’de 65 yaşına ulaşan bir kişinin beklenen yaşam süresi ortalama 18 yıl. Erkeklerde bu süre 16,3 yıl iken kadınlarda 19,6 yıla çıkıyor. Bu, yaşlılık döneminin kadınlar için daha uzun sürdüğünü gösteriyor. Medeni durum verileri de bu tabloyu tamamlıyor. 2025 itibarıyla yaşlı erkeklerin yüzde 10,6’sının eşi ölmüşken, yaşlı kadınlarda bu oran yüzde 44,9’a ulaşıyor. Başka bir ifadeyle yaşlı kadınlar daha uzun yaşıyor ama aynı zamanda dul kalma ve yalnız yaşama riskiyle daha sık karşılaşıyor.
Türkiye’nin yaşlılık haritası bu nedenle kadınların yaşam koşullarını da ayrı başlık halinde düşünmeyi gerektiriyor. Çünkü yaşlı nüfusun yoğun olduğu illerde kadınların sağlık, gelir, sosyal destek ve bakım açısından daha hassas bir grup oluşturması muhtemel. Bu da yerel sosyal politika tasarımında kadın odaklı yaşlılık programlarının önemini artırıyor.
Türkiye’nin yaşlılık haritası sağlık hizmetlerinin yükünü yeniden dağıtıyor
Bir ilin yaşlılık haritasındaki yeri, sağlık hizmetleri üzerindeki yükü de doğrudan etkiliyor. Yaşlı nüfus arttıkça kronik hastalıkların görülme sıklığı, düzenli ilaç kullanımı, sağlık kontrollerine duyulan ihtiyaç ve uzun süreli bakım gereksinimi de artıyor. Bu nedenle Türkiye’nin yaşlılık haritası, sağlık altyapısının hangi bölgelerde daha fazla baskı altında kalabileceğini de işaret ediyor.
2024 verilerine göre yaşlılarda ölümlerin en büyük nedeni yüzde 39,9 ile dolaşım sistemi hastalıkları oldu. Onu yüzde 17,2 ile solunum sistemi hastalıkları, yüzde 14,1 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler izledi. Bu tablo, yaşlı nüfusun yüksek olduğu illerde kardiyoloji, dahiliye, göğüs hastalıkları, evde sağlık ve uzun süreli bakım hizmetlerinin daha yoğun ihtiyaç yaratabileceğini düşündürüyor.
Türkiye’nin yaşlılık haritası yaşlı nüfusun mekânsal yoğunlaşmasını ortaya koyduğu için, aile sağlığı merkezlerinden devlet hastanelerine, evde bakım hizmetlerinden yaşlı destek merkezlerine kadar birçok hizmet başlığının il bazında yeniden planlanmasını gerektiriyor. Özellikle yaşlılık oranı yüksek ve göç veren illerde yalnız yaşayan ya da çocuklarından uzakta bulunan yaşlıların acil durumlarda desteklenmesi daha kritik hale geliyor.
Bu nedenle yaşlılık haritası, sağlık politikaları açısından da stratejik bir veri. Çünkü nüfusun yaş yapısı ile sağlık harcamaları, hastalık yükü ve bakım ihtiyacı arasında doğrudan bir ilişki bulunuyor.
Türkiye’nin yaşlılık haritası yerel yönetimlerin gündemini değiştiriyor
Türkiye’nin yaşlılık haritası yerel yönetimler açısından da yeni bir döneme işaret ediyor. Çünkü yaşlı nüfus oranı yüksek bir ilde belediyecilik yalnızca yol, su, asfalt, park ve temizlik hizmetlerinden ibaret düşünülemez. Aynı zamanda sosyal destek, erişilebilirlik ve yaş dostu kent anlayışı da belediyeciliğin merkezine yerleşmek zorunda.
Yaşlı nüfus oranı yüksek olan illerde toplu taşımanın erişilebilirliği, durakların güvenliği, bankların yerleşimi, parkların kullanımı, yaya yollarının niteliği ve sosyal merkezlerin dağılımı daha büyük önem taşıyor. Bir kentin yaşlılık haritası ne kadar yoğunlaşırsa, o kentte “gündelik hayatı kolaylaştıran küçük düzenlemeler” o kadar büyük fark yaratabiliyor.
Türkiye’nin yaşlılık haritası aynı zamanda evde bakım desteklerinin, gündüzlü merkezlerin, belediye destek hatlarının ve yalnız yaşayan yaşlılara dönük erken uyarı sistemlerinin de daha fazla tartışılması gerektiğini gösteriyor. Özellikle üst sıralarda bulunan illerde bu tür hizmetlerin kurumsallaşması, yaşlı nüfusun yaşam kalitesini doğrudan etkileyebilir.
Buna karşılık yaşlılık oranı düşük ama genç nüfus baskısı yüksek kentlerde belediyelerin öncelikleri farklılaşabilir. Bu da yine aynı sonuca çıkarıyor: Türkiye’nin yaşlılık haritası, tek tip hizmet anlayışı yerine bölgesel ihtiyaçlara göre şekillenen yerel yönetim modelini zorunlu kılıyor.
Türkiye’nin yaşlılık haritası aile yapısındaki dönüşümü de gösteriyor
Türkiye’nin yaşlılık haritasını değerli kılan bir başka unsur da aile içi ilişkilerdeki dönüşümü görünür kılması. Türkiye’de yaşlı fertlerin yüzde 37,9’unun en az bir çocuğuyla aynı adreste yaşadığı görülüyor. Ancak bunun yanında çocuklarıyla aynı ilde bulunmayan, başka ilçelerde ya da başka kentlerde yaşayan yaşlıların oranı da küçümsenmeyecek düzeyde.
Özellikle ileri yaş gruplarında çocukla aynı adreste yaşama oranı artsa da, tek başına yaşayan yaşlıların varlığı Türkiye’nin yaşlılık haritasına daha derin bir anlam katıyor. Çünkü yaşlılık artık sadece kalabalık aile içinde sürdürülen bir dönem değil. Yalnız yaşam, parçalı aile yapısı ve mekânsal uzaklık, yaşlılığın bugünkü yüzlerinden biri haline geliyor.
Göç veren illerde bu durum daha da görünür. Çocuklar büyükşehirlere taşınıyor, anne-babalar memleketlerinde kalıyor. Böylece Türkiye’nin yaşlılık haritası aynı zamanda “çocukları başka şehirde yaşayan anne-babaların haritası” haline de geliyor. Bu yapı, sosyal destek sistemlerini daha önemli kılıyor.
Aile bağları Türkiye’de güçlü olsa da fiziksel yakınlık her zaman korunamıyor. Bu yüzden Türkiye’nin yaşlılık haritası, aile dayanışmasının artık tek başına yeterli olmadığı alanları da işaret ediyor. Sosyal hizmet, yerel yönetim desteği, komşuluk ağları ve dijital iletişim araçları bu boşluğu kısmen kapatmaya çalışıyor.
Türkiye’nin yaşlılık haritası geleceğin değil bugünün meselesi
Nüfus projeksiyonları Türkiye’de yaşlanmanın önümüzdeki yıllarda daha da güçleneceğini gösteriyor. Mevcut yapının sürmesi halinde yaşlı nüfus oranının 2030’da yüzde 13,5’e, 2040’ta yüzde 17,9’a, 2060’ta yüzde 27,0’a yükselmesi bekleniyor. Bu, Türkiye’nin yaşlılık haritasının önümüzdeki on yıllarda daha da koyulaşacağı anlamına geliyor.
Ancak asıl dikkat çekici nokta şu: Bugünkü tablo bile artık güçlü bir dönüşüme işaret ediyor. Yaşlı nüfus oranı ülke genelinde yüzde 11,1’e çıkmış durumda. 62 ilde yüzde 10’un üzerinde. Bazı illerde yüzde 20 bandı aşılmış durumda. Yani Türkiye’nin yaşlılık haritası gelecekte karşılaşılacak bir durumu değil, hâlihazırda yaşanan bir gerçeği anlatıyor.
Bu nedenle mesele sadece projeksiyonları izlemek değil, bugünden hazırlık yapmak. Sağlık sisteminin yaşlı dostu hale getirilmesi, sosyal güvenlikte sürdürülebilirliğin güçlendirilmesi, bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, yaşlı yoksulluğunun azaltılması ve yaşlı bireylerin toplumsal hayata aktif katılımının desteklenmesi artık ertelenebilir başlıklar değil.
Türkiye’nin yaşlılık haritası tam da bu nedenle önemli. Çünkü bu harita, yalnızca demografik bir dağılım değil; ülkenin hangi alanlarda hazırlıklı olması gerektiğini gösteren bir yol haritası.
Türkiye’nin yaşlılık haritası ne söylüyor?
Bütün veriler birlikte okunduğunda Türkiye’nin yaşlılık haritası çok net bir hikâye anlatıyor. Bir yanda Sinop, Kastamonu ve Giresun gibi yaşlı nüfus oranı yüzde 20’lere ulaşan iller var. Diğer yanda Şırnak, Şanlıurfa ve Hakkari gibi hâlâ genç nüfus yapısının belirgin olduğu iller bulunuyor. Bu fark, Türkiye’nin aynı anda hem yaşlanan hem de genç kalan bölgelerden oluşan karmaşık bir ülke olduğunu gösteriyor.
Harita bize şunu söylüyor: Türkiye’de yaşlanma homojen değil. Karadeniz ve bazı iç bölgelerde yaşlılık çok daha yoğun hissediliyor. Doğu ve Güneydoğu’da ise genç nüfus baskınlığını koruyor. Bu nedenle eğitim, sağlık, bakım, konut, ulaşım ve sosyal destek politikaları da bölgesel gerçekliğe göre ele alınmalı.
Türkiye’nin yaşlılık haritası aynı zamanda göçün, doğurganlığın ve aile yapısının nüfus üzerindeki etkisini görünür kılıyor. Gençler giden, yaşlılar kalan illerde yaşlılık oranı yükseliyor. Çocuk nüfusun yüksek olduğu illerde ise yaşlı nüfus payı düşük kalıyor. Bu tablo, demografik dönüşümün tek bir başlıkla açıklanamayacak kadar derin olduğunu gösteriyor.
Ve en önemlisi, Türkiye’nin yaşlılık haritası artık sadece sayılarla ilgili değil. Bu harita; yalnız yaşayan bir yaşlı kadını, çocuğu başka ilde olan bir babayı, sağlık merkezine ulaşmakta zorlanan bir kırsal mahalleyi, belediye hizmeti bekleyen bir ilçeyi, gençlerin göç ettiği bir kenti ve her geçen yıl daha görünür hale gelen bir toplumsal dönüşümü anlatıyor.
Sinop’un zirvede, Şırnak’ın dipte olduğu Türkiye’nin yaşlılık haritası bu yüzden yalnızca bir sıralama değil. Bu harita, Türkiye’nin nasıl değiştiğini, hangi bölgelerde hangi ihtiyaçların büyüdüğünü ve önümüzdeki dönemde hangi sosyal soruların daha fazla tartışılacağını gösteren en güçlü demografik göstergelerden biri olarak öne çıkıyor.


