Türkiye’nin nüfus yapısı sessiz ama güçlü bir değişimden geçiyor. Bir dönem genç nüfusuyla öne çıkan ülkede artık yaşlı nüfusun ağırlığı daha görünür hale geliyor. 2025 yılı itibarıyla 65 yaş ve üzerindeki nüfus 9 milyon 583 bin 59 kişiye ulaştı. Bu sayı, toplam nüfusun yüzde 11,1’ine karşılık geliyor. Başka bir ifadeyle Türkiye’de artık yaklaşık her 9 kişiden biri yaşlı nüfus içinde yer alıyor.

İstatistiklerle Yaşlılar 2025 (11)

Türkiye yaşlanıyor: Her 9 kişiden biri artık yaşlı

Bu tablo yalnızca sayısal bir artışı göstermiyor. Aynı zamanda sağlık hizmetlerinden sosyal güvenliğe, kent planlamasından aile yapısına, bakım politikalarından çalışma hayatına kadar birçok alanda yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Son beş yılda yaşlı nüfusun yüzde 20,5 artması, Türkiye’nin demografik dönüşüm sürecinin hızlandığını ortaya koyuyor. 2020 yılında 7 milyon 953 bin 555 kişi olan yaşlı nüfusun, 2025’te 9,5 milyonu aşması artık yaşlanmanın geleceğe ait bir ihtimal değil, bugünün gerçeği olduğunu gösteriyor.

Türkiye’de yaşlı nüfus oranının yüzde 10’un üzerine çıkması, uluslararası demografik ölçütlerde nüfusun yaşlandığının açık göstergelerinden biri kabul ediliyor. Bu eşik artık aşılmış durumda. Üstelik projeksiyonlar, bu artışın geçici olmadığını, önümüzdeki yıllarda daha da belirginleşeceğini gösteriyor. Bugünkü eğilimin sürmesi halinde yaşlı nüfus oranının 2030’da yüzde 13,5’e, 2040’ta yüzde 17,9’a, 2060’ta yüzde 27’ye, 2080’de ise yüzde 33,4’e çıkması bekleniyor. Yani uzun vadede Türkiye’de her 3 kişiden birinin yaşlı nüfus içinde yer alacağı bir yapı öngörülüyor.

Bu değişim, sadece nüfus sayım cetvellerine yansıyan teknik bir veri değil. Türkiye’nin sosyal hayatında, ekonomik dengesinde ve aile ilişkilerinde yeni sorular ortaya çıkaran bir kırılma. Çünkü yaşlanan toplum demek, daha uzun yaşam süresi, daha fazla sağlık ihtiyacı, daha fazla bakım yükü, daha farklı konut ve ulaşım gereksinimi, daha güçlü sosyal destek mekanizmaları ve daha kapsayıcı kamu politikaları demek. Veriler, Türkiye’nin bu yeni döneme adım attığını net biçimde gösteriyor.

İstatistiklerle Yaşlılar 2025 (1)

Yaşlı nüfus artışı son beş yılda hızlandı

Türkiye’de yaşlı nüfus uzun yıllardır artıyor. Ancak son yıllardaki yükseliş, değişimin hız kazandığını ortaya koyuyor. 2020 ile 2025 arasındaki dönemde yaşlı nüfustaki artış yüzde 20,5 oldu. Aynı dönemde yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payı da yüzde 9,5’ten yüzde 11,1’e yükseldi. Bu artış, genel nüfustaki büyümenin ötesinde bir yaşlanma eğilimine işaret ediyor.

Demografik dönüşüm denildiğinde akla ilk olarak doğurganlık oranlarındaki düşüş geliyor. Türkiye’de çocuk sayısının azalması, ailelerin küçülmesi ve kadın başına düşen doğum sayısındaki gerileme, nüfus piramidinin tabanını daraltıyor. Diğer yandan sağlık hizmetlerindeki ilerleme, yaşam standartlarının yükselmesi ve doğuşta beklenen yaşam süresinin uzaması, yaşlı nüfusun daha uzun süre hayatta kalmasını sağlıyor. Bu iki yönlü değişim, Türkiye’nin yaş yapısını yeniden biçimlendiriyor.

Bir başka dikkat çekici nokta da yaşlı nüfusun cinsiyet dağılımı. 2025 yılında yaşlı nüfusun yüzde 44,7’sini erkekler, yüzde 55,3’ünü kadınlar oluşturdu. Kadınların daha uzun yaşaması, yaşlı nüfusta kadın ağırlığını artırıyor. Bu durum da yaşlılık politikalarının yalnızca yaş temelli değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet boyutuyla ele alınmasını zorunlu hale getiriyor. Çünkü dul kadınlar, tek başına yaşayan yaşlı kadınlar, gelir ve bakım açısından daha kırılgan bir tabloyla karşı karşıya kalabiliyor.

Türkiye’de yaşlı nüfus artarken, yaşlılığın kendi iç yapısı da dikkat çekiyor. 2025 verilerine göre yaşlı nüfusun yüzde 62,9’u 65-74 yaş grubunda yer alıyor. Yüzde 29,3’ü 75-84 yaş grubunda, yüzde 7,8’i ise 85 yaş ve üzerindeki kişilerden oluşuyor. Yani Türkiye’de yaşlı nüfusun ana omurgasını henüz “genç yaşlılar” olarak tanımlanabilecek 65-74 yaş grubu oluşturuyor. Ancak ileri yaş gruplarının da büyümeye devam etmesi, önümüzdeki yıllarda bakım, sağlık ve sosyal hizmet ihtiyacının daha da yoğunlaşabileceğini gösteriyor.

Verilerde 100 yaş ve üzerindeki nüfus da dikkat çekiyor. 2025 yılında 100 yaş ve üstünde 8 bin 290 kişi bulunuyor. Sayı küçük görünse de, bu veri Türkiye’de uzun yaşamın daha sık görülmeye başladığını anlatıyor. Uzun yaşam bir başarı göstergesi olarak okunabilir; ancak bu başarı, sağlıklı yaşlanma, kronik hastalık yönetimi ve destek hizmetleriyle tamamlanmadığında yeni sosyal sorunlar da doğurabiliyor.

İstatistiklerle Yaşlılar 2025 (2)

Türkiye genç ülke algısından uzaklaşıyor

Türkiye uzun yıllar boyunca “genç nüfuslu ülke” tanımıyla anıldı. Bu tanım hâlâ bütünüyle geçerliliğini yitirmiş değil. Ancak artık tek başına açıklayıcı da değil. Çünkü nüfusun yaşı ilerliyor, ortanca yaş yükseliyor ve çocuk nüfusun toplam içindeki ağırlığı azalıyor.

Ortanca yaş, nüfusun yaşlanmasını izlemek açısından en önemli göstergelerden biri. Türkiye’de ortanca yaş 2020’de 32,7 iken 2025’te 34,9’a yükseldi. Erkeklerde ortanca yaş 34,2, kadınlarda ise 35,7 olarak hesaplandı. Bu yükseliş, ülkenin yaş yapısındaki dönüşümün sadece yaşlı nüfus oranında değil, bütün nüfus dağılımında hissedildiğini gösteriyor.

Ortanca yaşın yükselmesi, eğitimden iş gücü piyasasına, konuttan sosyal güvenlik sistemine kadar birçok alanda farklı planlamalar gerektiriyor. Genç iş gücü büyüklüğüne dayalı bir ekonomik model ile yaşlanan toplumun ihtiyaçlarına göre kurulacak model aynı değil. Çocuk nüfusun azaldığı, yaşlı nüfusun arttığı bir ülkede okuldan çok sağlık merkezi, kreşten çok yaşlı bakım hizmeti, gençlik politikalarından çok aktif yaşlanma stratejileri öne çıkabiliyor.

Bu yüzden Türkiye’de yaşlanan nüfus yalnızca bir demografi başlığı değil. Aynı zamanda ekonomik ve sosyal planlamanın merkezinde yer alacak yeni bir başlık. Doğurganlığın düşük seyretmesi halinde bu dönüşümün daha da hızlanacağı öngörülüyor. Düşük senaryoda yaşlı nüfus oranının 2100 yılında yüzde 42,8’e kadar çıkabileceği tahmini, Türkiye’nin çok daha ileri bir yaş yapısına ulaşabileceğini gösteriyor. Buna karşılık doğurganlığı artırıcı tedbirlerin etkili olacağı varsayılan yüksek senaryoda bile yaşlı nüfus oranının 2100’de yüzde 28,2 olması bekleniyor. Bu da hangi senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin, Türkiye’nin yaşlanan bir toplum olarak yoluna devam edeceğini gösteriyor.

İstatistiklerle Yaşlılar 2025 (4)

Kadınlar yaşlı nüfusun merkezinde yer alıyor

Yaşlı nüfusta kadınların payının erkeklerden yüksek olması, verinin en önemli boyutlarından biri. Türkiye’de 2025 itibarıyla yaşlıların yüzde 55,3’ü kadın. Bu tablo, kadınların daha uzun yaşamasıyla bağlantılı. Hayat tablolarına göre Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi toplamda 78,1 yıl. Erkeklerde bu süre 75,5 yıl, kadınlarda ise 80,7 yıl. Kadınlar erkeklerden ortalama 5,2 yıl daha uzun yaşıyor.

65 yaşına ulaşan bir kişinin kalan yaşam süresi ortalama 18 yıl olarak hesaplandı. Erkeklerde bu süre 16,3 yıl, kadınlarda ise 19,6 yıl. Yani 65 yaşına gelen kadınların erkeklerden ortalama 3,3 yıl daha fazla yaşaması bekleniyor. Bu durum, yaşlı nüfusta kadın ağırlığını artırdığı gibi, kadınların tek başına yaşama, dul kalma ve uzun süreli bakım ihtiyacıyla daha sık karşılaşmasına da yol açıyor.

Medeni durum verileri de bunu destekliyor. 2025 yılında yaşlı erkeklerin yüzde 10,6’sının eşi ölmüşken, yaşlı kadınlarda bu oran yüzde 44,9’a çıktı. Başka bir ifadeyle eşi ölmüş yaşlı kadınların oranı, eşi ölmüş yaşlı erkeklerin oranının 4,2 katı oldu. Bu veri, yaşlılığın kadınlar açısından yalnızca daha uzun bir yaşam değil, aynı zamanda daha kırılgan bir yaşam dönemi anlamına da gelebildiğini gösteriyor.

Kadınların yaşlı nüfustaki yüksek payı, sosyal hizmetlerin ve bakım politikalarının cinsiyete duyarlı kurulmasını zorunlu hale getiriyor. Gelir yetersizliği, tek başına yaşam, sağlık hizmetine erişim, dijital okuryazarlık ve sosyal dışlanma gibi başlıklarda yaşlı kadınların daha hassas bir grubu oluşturduğu anlaşılıyor. Bu nedenle yaşlanan Türkiye tartışılırken yaşlı kadınların ayrı bir başlık olarak ele alınması gerekiyor.

İstatistiklerle Yaşlılar 2025 (3)

Her 4 haneden 1’inde en az bir yaşlı bulunuyor

Yaşlanan Türkiye tablosunu en somut gösteren alanlardan biri de hane yapısı. 2025 yılında Türkiye’de toplam 26 milyon 977 bin 795 hanenin 7 milyon 46 bin 560’ında en az bir yaşlı fert bulunuyor. Bu da yaklaşık her 4 haneden 1’inde en az bir yaşlının yaşadığı anlamına geliyor.

Bu veri, yaşlılığın artık belirli ailelerin sorunu değil, toplum genelinde yaygın bir gerçeklik olduğunu ortaya koyuyor. Yaşlılık, yalnızca bireyin kendisini ilgilendiren bir dönem değil; çocukları, gelinleri, damatları, torunları, komşuları ve yerel yönetimleri de doğrudan ilgilendiren bir sosyal yapı haline geliyor.

Bu tablonun en dikkat çekici bölümlerinden biri ise tek başına yaşayan yaşlılar. Türkiye’de 2025 yılında 1 milyon 836 bin 496 yaşlının tek başına yaşadığı görüldü. Üstelik bu grubun yüzde 73,5’ini yaşlı kadınlar oluşturdu. Tek başına yaşayan yaşlı erkeklerin oranı yüzde 26,5’te kaldı. Bu veri, yalnız yaşayan yaşlı nüfus içinde kadınların ne kadar baskın olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.

Tek kişilik yaşlı hanelerin yoğunlaştığı iller de dikkat çekiyor. Tek kişilik yaşlı hanehalkı oranının en yüksek olduğu il yüzde 34,3 ile Balıkesir oldu. Çanakkale ve Burdur da listenin üst sıralarında yer aldı. Bu veriler, özellikle Batı ve Kuzeybatı illerinde yalnız yaşlı hanelerin daha yüksek paya sahip olduğunu gösteriyor. En düşük oran ise Hakkari’de görüldü. Doğu ve Güneydoğu’da aile içinde yaşama kültürünün daha güçlü olması, bu farkın temel nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor.

İstatistiklerle Yaşlılar 2025 (6)

Aile bağları sürüyor ama mesafe açılıyor

Türkiye’de yaşlı nüfusa ilişkin önemli göstergelerden biri de çocuklarla aynı yerde yaşama durumu. 2025 verilerine göre yaşlı fertlerin yüzde 37,9’u en az bir çocuğuyla aynı adreste ikamet ediyor. Yüzde 5,9’u aynı binada, yüzde 6,8’i aynı cadde veya sokakta, yüzde 8,3’ü aynı köy veya mahallede, yüzde 15’i aynı ilçede, yüzde 9,3’ü ise aynı ilde farklı ilçede yaşıyor.

Bu tablo, aile bağlarının hâlâ güçlü olduğunu gösteriyor. Ancak aynı zamanda, yaşlı nüfusun önemli bir bölümünün çocuklarından farklı yerleşimlerde yaşadığını da ortaya koyuyor. Nüfus hareketliliği, iç göç, eğitim ve iş nedeniyle çocukların başka kentlere taşınması, yaşlıların yerinde kalması gibi nedenler, aile içi mesafeyi artırabiliyor.

İleri yaşlarda çocukla aynı adreste yaşama oranının yükselmesi de dikkat çekiyor. 75 yaş ve üzerindeki fertlerde bu oran yüzde 36,4, 85 yaş ve üzerindekilerde yüzde 39,9, 90 yaş ve üzerindekilerde ise yüzde 43 seviyesine ulaşıyor. Bu da yaş ilerledikçe aile desteğinin daha belirleyici hale geldiğini gösteriyor.

Tek başına yaşayan yaşlılarda ise durum daha kırılgan. Bu grubun yüzde 14,3’ünün aynı ilde yaşayan çocuğu bulunmuyor. Aynı ilde çocuğu olmayan tek başına yaşayan yaşlıların oranının en yüksek olduğu il yüzde 40,9 ile Çankırı oldu. Kastamonu ve Sinop da bu başlıkta üst sıralarda yer aldı. Buna karşılık İstanbul’da bu oran yüzde 4,1 olarak ölçüldü. Bu fark, göç veren illerde yalnız yaşlılık sorununun çok daha belirgin olduğunu ortaya koyuyor.

İstatistiklerle Yaşlılar 2025 (14)

Bölgesel yaşlanma haritası sert farklar gösteriyor

Türkiye’de yaşlı nüfusun dağılımı homojen değil. Bazı iller belirgin biçimde yaşlanırken bazı iller hâlâ çok genç bir nüfus yapısına sahip. 2025 yılında yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu il yüzde 21,7 ile Sinop oldu. Onu yüzde 21,1 ile Kastamonu, yüzde 20 ile Giresun izledi. Karadeniz ve iç bölgelerde yaşlı nüfusun ağırlığının yüksek olması, uzun süredir devam eden göç ve düşük doğurganlıkla ilişkili bir tablo çiziyor.

Yaşlı nüfus oranının en düşük olduğu il ise yüzde 3,8 ile Şırnak oldu. Şanlıurfa ve Hakkari de en düşük oranlı iller arasında yer aldı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki daha yüksek doğurganlık ve genç yaş yapısı, bu farkın başlıca nedeni olarak öne çıkıyor.

Veriler, Türkiye’nin yaşlanma sürecinin bölgesel olarak çok farklı seyrettiğini gösteriyor. Bu yüzden ulusal ölçekte hazırlanacak tek tip politikalar her il için aynı sonucu vermeyebilir. Yaşlılığın yoğun olduğu illerde sağlık altyapısı, evde bakım, sosyal hizmet, ulaşım ve yalnız yaşayan yaşlılara dönük destekler daha kritik hale gelirken; genç nüfusun ağır bastığı illerde eğitim, istihdam ve çocuk politikaları daha öncelikli olabilir.

Bir başka dikkat çekici veri de yaşlı nüfus oranının yüzde 10 ve üzerinde olduğu il sayısının 62’ye çıkmış olması. Bu sayı, Türkiye’nin büyük bölümünde yaşlanmanın artık belirgin biçimde hissedildiğini gösteriyor. Yani yaşlanma birkaç ile özgü istisnai bir durum olmaktan çıkmış durumda.

İstatistiklerle Yaşlılar 2025 (15)

Yaşlılık ve yoksulluk ilişkisi dikkat çekiyor

Yaşlanan nüfusla birlikte ekonomik kırılganlık da tartışmanın önemli başlıklarından biri haline geliyor. 2025 yılında yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan yaşlıların oranı yüzde 22,8 olarak hesaplandı. Toplam nüfusta bu oran daha yüksek olsa da, yaşlı nüfusta özellikle kadınların daha kırılgan olduğu görülüyor. Yaşlı erkeklerde oran yüzde 21,8 iken yaşlı kadınlarda yüzde 23,6 oldu.

Bu fark, yaşlı kadınların neden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Daha düşük gelir, dul kalma, tek başına yaşama, çalışma hayatına daha az katılmış olma ve sosyal güvence düzeyindeki farklar, bu kırılganlığı büyütebiliyor. Yaşlı yoksulluğu, yalnızca düşük aylık geliri anlamına gelmiyor. Aynı zamanda ısınma, beslenme, ilaç erişimi, ulaşım ve sosyal hayata katılım gibi birçok alanda dışlanma riskini de içeriyor.

Yaşlı yoksulluğu, önümüzdeki yıllarda daha fazla tartışılacak başlıklardan biri olmaya aday. Çünkü yaşlı nüfus sayısı büyüdükçe, bu grubun içindeki gelir eşitsizlikleri de daha görünür hale gelecek. Özellikle yalnız yaşayan, eşi ölmüş ve çocuklarından uzakta olan yaşlılar için ekonomik destek ve sosyal koruma mekanizmalarının önemi artacak.

İstatistiklerle Yaşlılar 2025 (9)

Çalışan yaşlıların yarıdan fazlası tarımda

Türkiye’de yaşlıların önemli bir kısmı aktif çalışma hayatının dışında olsa da, yaşlı nüfusta işgücüne katılım tamamen bitmiş değil. 2024 yılında yaşlı nüfusun işgücüne katılma oranı yüzde 13,1 oldu. Erkeklerde bu oran yüzde 21,4’e çıkarken, kadınlarda yüzde 6,5’te kaldı. Bu da yaşlılık döneminde çalışma hayatına katılımın cinsiyetler arasında büyük fark gösterdiğini ortaya koyuyor.

İstihdam edilen yaşlı nüfusun sektörel dağılımı ise çarpıcı. Çalışan yaşlıların yüzde 56,9’u tarım sektöründe yer alıyor. Hizmetler sektörü yüzde 32 ile ikinci sırada gelirken, sanayi yüzde 7,7, inşaat ise yüzde 3,4’te kalıyor. Bu veri, yaşlı emeğinin hâlâ büyük ölçüde kırsal alanda ve tarım faaliyetlerinde yoğunlaştığını gösteriyor.

Bu tablo farklı biçimlerde okunabilir. Bir yönüyle tarımda aile emeğinin devam ettiğini anlatıyor. Diğer yönüyle ise emekliliğin veya yaşlılık gelirinin tek başına yeterli olmadığı, ileri yaşlarda da çalışmanın sürdüğü bir ekonomik gerçekliğe işaret ediyor. Özellikle kırsal bölgelerde yaşlı nüfusun üretim zincirinin parçası olmaya devam ettiği anlaşılıyor.

İstatistiklerle Yaşlılar 2025 (7)

Sağlık ve bakım ihtiyacı daha görünür hale geliyor

Yaşlanan toplumun en belirgin etkilerinden biri sağlık alanında görülüyor. 2024 yılında ölen yaşlıların yüzde 39,9’u dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti. Solunum sistemi hastalıkları yüzde 17,2 ile ikinci sırada, iyi huylu ve kötü huylu tümörler ise yüzde 14,1 ile üçüncü sırada yer aldı.

Bu tablo, Türkiye’de yaşlı nüfusta kronik hastalık yükünün ağır olduğunu gösteriyor. Kalp-damar hastalıkları, solunum sistemi sorunları ve kanser türleri yaşlılık döneminde en önemli sağlık riskleri arasında bulunuyor. Ölüm nedenleri cinsiyete göre incelendiğinde özellikle tümör kaynaklı ölümlerde erkeklerin daha yüksek paya sahip olduğu görülüyor.

Alzheimer hastalığı da yaşlılık tartışmasında özel bir yere sahip. 2024 yılında Alzheimer nedeniyle hayatını kaybeden yaşlıların oranı yüzde 3 oldu. Toplam oran önceki yıllara göre düşmüş görünse de, cinsiyet farkı dikkat çekmeye devam ediyor. Alzheimer nedeniyle ölen yaşlı erkeklerin oranı yüzde 2,2 iken yaşlı kadınlarda bu oran yüzde 3,8 olarak hesaplandı. Bu fark, ileri yaşta kadınların bakım ve sağlık gereksinimlerinin daha fazla gündeme gelmesi gerektiğini gösteriyor.

Yaşlanan Türkiye’de hastane, aile hekimliği, evde sağlık hizmeti, uzun süreli bakım ve rehabilitasyon hizmetleri daha önemli hale geliyor. Artık mesele yalnızca daha çok yaşamak değil; sağlıklı, bağımsız ve güvenli yaş almak.

Ramazan 20. gün duası nedir? Ayetel Kürsi anlamı nedir?
Ramazan 20. gün duası nedir? Ayetel Kürsi anlamı nedir?
İçeriği Görüntüle

Yaşlılarda dijital dönüşüm hızlandı ama eşit değil

2025 verilerinin dikkat çekici başlıklarından biri de yaşlı bireylerde internet kullanımındaki hızlı artış oldu. 65-74 yaş grubunda internet kullananların oranı 2020’de yüzde 27,1 iken 2025’te yüzde 53,2’ye yükseldi. Yani beş yılda neredeyse iki katına çıkan bir kullanım var.

Bu artış, yaşlı bireylerin dijital dünyaya daha fazla dahil olduğunu gösteriyor. Bankacılık işlemleri, sağlık randevuları, resmi başvurular, görüntülü görüşmeler ve haber takibi gibi birçok alanda internet kullanımı artık yaşlı nüfus için de günlük hayatın parçası haline geliyor. Ancak burada da cinsiyet farkı sürüyor. 2025 yılında internet kullanan yaşlı erkeklerin oranı yüzde 61,3 iken yaşlı kadınların oranı yüzde 46,1 oldu.

Bu tablo, dijitalleşmenin hızlandığını ama eşit dağılmadığını gösteriyor. Eğitim düzeyi, gelir, yaşanılan bölge ve toplumsal cinsiyet farkı, dijital kullanım üzerinde etkili oluyor. Yaşlı nüfusun dijital hizmetlerden yararlanabilmesi, yalnızlıkla mücadele etmesi ve kamusal hizmetlere erişebilmesi için dijital okuryazarlık da yeni bir sosyal politika başlığı olarak öne çıkıyor.

Türkiye’nin önünde yeni bir sosyal politika dönemi var

Tüm bu veriler birlikte okunduğunda ortaya çıkan sonuç net: Türkiye yaşlanıyor ve bu süreç artık ertelenebilecek bir konu değil. Yaşlanan nüfus, sağlık sisteminden sosyal güvenliğe, konuttan ulaşıma, belediye hizmetlerinden dijital erişime kadar çok geniş bir alanda yeni ihtiyaçlar oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde yaşlı dostu kentler, erişilebilir toplu taşıma, evde bakım sistemleri, gündüz bakım merkezleri, yalnız yaşayan yaşlılara yönelik mahalle bazlı destek ağları, yaşlı yoksulluğunu azaltacak gelir politikaları ve aktif yaşlanmayı destekleyen sosyal programlar daha da önem kazanacak. Aynı zamanda aile içi bakım yükünün büyük bölümünü taşıyan kadınların da desteklenmesi gerekecek.

Türkiye’nin yaşlanma süreci henüz bazı Avrupa ülkelerindeki kadar ileri seviyede değil. Ancak veriler, bu dönüşümün hızlı ve güçlü şekilde ilerlediğini gösteriyor. Bu nedenle yaşlılık meselesi yalnızca sosyal hizmet uzmanlarının değil, ekonomistlerin, şehir plancılarının, sağlık yöneticilerinin, eğitim politikacıların ve yerel yönetimlerin ortak gündemi haline gelmek zorunda. Çünkü artık yaşlı nüfus, istatistik tablolarının alt satırında kalan küçük bir grup değil. Türkiye’nin bugününü ve yarınını belirleyecek temel toplumsal başlıklardan biri. 2025 verileri, bu değişimin sessiz olmadığını açık biçimde ortaya koyuyor: Türkiye yaşlanıyor ve her 9 kişiden biri artık yaşlı.

Muhabir: Haydar Demirtaş