Günlük hayatta sıkça duyduğumuz ama derin anlamı çoğu zaman gözden kaçan kelimelerden biri de “sükûn”dur. Hem Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğünde hem de İslami literatürde farklı boyutlarıyla ele alınan bu kelime, insanın içsel dinginliğini ve durgunluğu ifade eder. Aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’in okunmasında önemli bir tecvid terimi olarak da karşımıza çıkar.
Türk Dil Kurumu’na göre sükûn, “sakinlik, sessizlik, durgunluk” anlamına gelir. Bu kelime, genellikle “sükûnet” ile eş anlamlı olarak kullanılır. Duygusal ve fiziksel bir dinginliği ifade eder. Örneğin, “Doğanın sükûnunda huzur buldu” gibi cümlelerde kullanımı yaygındır.
Arapça kökenli olan sükûn kelimesi, sözlükte “dinmek, durmak, kımıldamamak; ruhî rahatlık, huzur, sakinlik” gibi anlamlara gelir. Tecvid ilminde ise bir harfin harekesiz kalma durumunu ifade eder. Bu harekesizlik hali, cezm adı verilen küçük bir işaretle gösterilir ve bu durumda olan harfe sâkin harf denir.
Kur’an-ı Kerim’de sükûn kelimesi doğrudan bir anlam olarak değil, daha çok tecvid kuralları çerçevesinde yer alır. Kur’an’ın doğru okunabilmesi için sükûn kuralları büyük önem taşır. Harflerin uzatılması, duraklamalar ve kelime geçişleri gibi konularda sükûn-i lâzım ve sükûn-i ârız gibi türleri bulunur. Bu kurallar, Kur’an’ın tilavetinde ahenk ve anlam bütünlüğünü sağlar.
İslam’da sükûn, sadece bir ses durumu değil, aynı zamanda ruhsal bir dinginlik ve huzur halidir. Özellikle evlilikle ilgili ayetlerde “sükûna ermek” ifadesi, eşler arasında huzur ve güven ortamını anlatmak için kullanılır. Bu bağlamda sükûn, insanın hem iç dünyasında hem de sosyal ilişkilerinde aradığı bir denge halidir.



