KANAYAN YARALARIMIZ

Türkiye ve Rusya devlet başkanları düzeyinde görüşmesi sonucu yapılan anlaşmada İdlib ve Libya’da ateşkes kararı verildi. Son dakika gelişmesi. Bunun kalıcı olması temennimiz. Hedefimiz bölgemizde ve tarihi hinterlandımızda savaşların sona ermesi. Yüzyılı aşkın süredir Osmanlı devletinin yerinde kurulan devletlerde huzur yok.

Elli kusur devlet var Osmanlı coğrafyasında. Bu ülkelerin her biri bir manda yönetimi yaşadı. Batılı devletlerin nüfuz sahası olarak yaşıyorlardı. Daha sonra ABD ve SSCB arasında soğuk savaş bölgeleri oldu. SSCB dağılınca yerini Rusya aldı. Dostoyevski dahil birçok Rus’un hayali olan sıcak denizlere inme meselesi Libya ve Suriye ile gerçekleşti. Akdeniz’de artık Rus donanması var.

SSCB zulmünden kaçarak ülkemize sığınan Azeri soydaşlarımızı Boraltan köprüsünde geri verdik ve bizim askerimizin gözü önünde şehit edildiler. Türk cumhuriyetlerin hepsi arasında alfabe ve millet üzerinden ayrımcılık politikaları üretildi. Bugün örneğin Kırgızistan’da yaşayan Özbekler ayrımcılık ile karşı karşıya kalıyor. Dil ve alfabe birliğinden önce buranın Türkistan olduğu bilincini oluşturmak gerekiyor. Bölgede bir Hoca Ahmed Yesevi ruhu oluşturmalıyız.

Seksen yıl komünist baskı altında yaşayan bu topraklarda Rusya başka bir şekilde hükümranlık sürmek istiyor. Biz elimizdeki hazinenin kıymetini bilmeliyiz. Bölgede sosyolojik ve tarihi ciddi çalışmalar yapmalıyız. Bölge elçileri özel olarak yetiştirilmeli. Ticaret ve sanayi ortaklıkları için Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği iyi bir algı operasyonu başlatmalı. Gerçek anlamda bir iş dünyası oluşturulmalı.

109 yıl sonra yeniden Libya topraklarındayız. Kaddafi sonrası ülke tam bir kabile savaşları yaşıyor. Kabileler sürekli taraf değişiyor. Kan ve gözyaşı hiç durmuyor. Bu topraklarda önce sulh sağlanarak bir tartışma ortamı oluşturulmalı. Libya bize tarihi geçmiş ve sorumluluklarımızı hatırlatan ve gereğini yapmamızı sağlayan bir etken ülkedir.

Kalıcı olarak bu bölgede deniz üssü hedefimiz var. Mavi vatan ve Akdeniz sorumluluğu kavram ve eylem olarak artık devlet hayatında karşılığını buluyor. Amacımız bunu muhatabına anlatabilmek ve bilimsel,stratejik,düşünce sistemi olarak uluslararası kabülünü sağlamak.

İdlib başta Suriye genelinde terör örgütleri devlet erkinin yerini almış durumda. Rusya, İran, ABD bölgede asker ve milis bulunduruyor ve çeşitli örgütlere destek veriyorlar. Biz ise Arap baharında ayağa kalkan zülüm yönetimine başkaldıran halkın yanındayız. Özgür Suriye Ordusu ile işbirliğimiz bu açıdan önemli. Suriye bizim için terör yatağıdır. Burada barınmalarına izin veremeyiz. Kimse sınırlarımızın yanı başında bir terör yapılanması oluşturamaz.

Önce yönetim ile ilişki kurulmuş. Beşer Esad düzeyinde bir yol haritası ortaya konmuştu. Ülkede partili siyasi hayata geçilmesi için adımlar atılacaktı. Ancak Esad ve güç odakları devlet erkini bırakmak istemediler.  Rusya ve ABD bölgede emellerinden vazgeçmediler. Sorunda esas buradan kaynaklanıyor. Bu iki süper güç burayı son kale olarak görüyorlar. Kaybederlerse sonun başlangıcı gibi görüyorlar.

Cumhurbaşkanımız dünya 5 den büyüktür diyerek Birleşmiş Milletler güvenlik konseyinin yapısının değişmesi gerektiğini söyledi. Türkiye Cumhuriyeti olarak tarihsel mirasımız ve adalet anlayışımız ile dünya nizamı hakkında söz söyleme hakkımızı kullanıyoruz. Bunun alt yapısını oluşturmalıyız. Vatanı sevmek ve devleti saymak ancak böyle olabilir. Aksi takdirde televizyon tartışma programlarında olduğu gibi olay kişiselleşir. Cumhurbaşkanı Erdoğan sevenler ve sevmeyenler hoyratlığında kişilerle karşılaşıyoruz. Oysa uluslararası konular ciddi uzmanlık ve araştırma gerektirir. Devlet terbiyesi almış bürokrat ve medya mensuplarına acil ihtiyacımız var. Her gece ekranda gönlü hovarda isimlere ihtiyacımız yok. Kimsede onları izlemiyor!

Uygur Türkleri, Doğu Türkistan konusunda durum tam bu traji komik şeklinde. Ulusal basın bu konuda sessiz, marjinal bir takım isimler fikir beyan ediyor. Konuyla ilgili uzman medya mensubu yok. On yıllardır bu konu basında çalışılmamış. Akademi ele alma konusunda bilmez şekilde davranmış.

Prof. Dr. Abdürreşit Celil KARLUK hoca bölgeyi yaşayan ve ailesi orada zulüm gören biri olarak daha ön plana çıkarılmalı. Yol haritasını çizmek ve uzman yetiştirmek için kendilerine destek verilmeli.

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Görüşmemizde Türkiye Avrupa Birliği İlişkilerini de Ele Aldık”

Hızlı Yorum Yap

0 0 0 0 0 0

Güçlü Anadolu Gazetesi'e üye olun

Zaten üye misiniz ? Buraya tıklayarak Üye girişi sağlayabilirsiniz.

Güçlü Anadolu Gazetesi'e giriş yapın

Henüz üye değil misiniz ? Buraya tıklayarak Üye olabilirsiniz.

Haber gönderim sistemimize hoş geldiniz

Galeri Alanı

828 x 470