Sokak arası ders

Bahçeli evlerimiz artık şehir içinde yok. Çiçeklere su verip dalından meyvelerini koparıp yediğimiz ağaçlar da çok nadir. Bu özlemi ancak balkonlarımıza saksılarda büyüterek gideriyoruz. Terk ettiğimiz tarlalarla bahçeleri saksılarla apartman dairelerinin balkonuna taşıdığımız gibi anasınıfından üniversiteye hem de en değerli çağlarında milyonlarca çocuğu cadde ya da sokak aralarındaki garip okullara doldurduk.

Abone Ol

Kızılay’ın göbeğinde onlarca okul var. Hele teneffüs aralarında sokaklar caddeler felaket. En verimli, enerjik zamanlarında onları beden eğitimi, müzik, resim gibi dersleri umursamayıp beden disiplini, kültür-sanat gelişiminden yoksun bırakıyoruz sanki. Bir canlıyı ortadan kaldırmak yalnızca bir silahla işlenmez, böyle de işlenebilir.

Matematik dersinde işlediğimiz havuz problemlerinden çok sıkılırdık, dalga geçerdik. Hayatta ne işimize yarayacak diye. Metroda inen yolcuları beklemeden vagona dalan lise öğrencilerine geçenlerde “karşımıza hayatta nerede çıkacak dediğimiz havuz problemi bu” diyerek uyarmış sonra anlamışlardı.

Okullarda o eğitimi almadan ‘çok para kazanmak isteyen’ sporcu ruhlu öğrenciler salonlara, kurslara… Müzik piyasalarında ‘fırtına gibi’ esmek isteyen öğrenciler çeşitli müzik stüdyolarına… Sanatla uğraşmak isteyenler de ellerinde koca çantalarla bir akademi ya da kursa doğru gitmekteler.

Bir spor kültürümüz olduğunu söylemek mümkün mü? Ya da son 50 yılda bir sanat akımı? Üç karış bahçesi olmayan, ayakları toprağa değmeyen, ağaçların gölgesinde dinlenmeyen, kapıları sokağa açılan okul öğrencilerinin ruh halini düşünemiyorum. Çocukları balkonlardan, saksı içlerinden çıkarsak mı acaba?