Mikroplastikler

Abone Ol

Bilindiği gibi plastik maddeler, uzun yıllardır yaşamımızın işlevsel olarak en önemli parçası. Doğada yüzlerce yıl boyunca yok olmadan kalan bu malzemeler, zamanla daha küçük parçalara ayrılarak ve dönüşerek daha da büyük sorunlara yol açıyor. Hatta gözle görülmeyecek kadar küçük hale gelen plastik parçacıkları, yani mikroplastikler, denizlerde hatta içtiğimiz suda, soluduğumuz havada ve tükettiğimiz birçok gıdada da bulunabilmekte.

Mikroplastikler, çapı 5 milimetreden daha küçük plastik parçacıklardır. Hatta daha da küçük boyutlara ulaşan nanoplastikler adı verilen plastikler bile olabilmektedir. Bunlar insan saç telinden bile binlerce kat küçüktür. Bu parçacıklar plastik şişelerin, poşetlerin, sentetik kıyafetlerin, araç lastiklerinin ve çeşitli ambalajların zamanla aşınması veya parçalanması sonucu ortaya çıkmıştır. Bir kısmı da kozmetik ürünler ve endüstriyel üretim sırasında doğrudan çevreye karışmaktadır. Denizler de ise bu görünmeyen tehlikeli kirlilik oldukça fazladır. Çünkü her yıl milyonlarca ton plastik atık diyebileceğimiz maddeler, nehirler aracılığıyla denizlere ulaşmaktadır. Güneş ışığı, dalgalar ve tuzlu suyun etkisiyle de bu küçük atıklar giderek daha da küçük parçalara ayrılmaktadır.

Asıl konumuz olan bu parçacıkların, gıda zincirine etkisi de bu süreçlerden sonra kendini göstermeye başlamaktadır. Bu mikroplastiklerin deniz canlıları tarafından besin zannedilerek tüketilmesiyle, özellikle ilk olarak denizlerde yaşayan ve deniz yaşamının temelini oluşturan en küçük canlı olan, planktonlar tarafından yiyecek zannedilerek tüketilmesiyle, hikaye başlar. Çünkü küçük balıklar planktonlarla beslenirler ve onlardan daha büyük balıklar da, bu küçük balıklarla beslendikleri için onların ardından, zincir bizim sofralarımıza gelene kadar, daha büyük balıklara kadar devam eder. Böylece mikroplastikler, gıda zincirinin en alt basamağından başlayarak her aşamada kendini var eder diyebiliriz.

Bilim insanlarının da üzerinde en çok durduğu konu, bu mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki etkileridir. Yapılan araştırmalar, bu parçacıkların sindirim sistemine, akciğerlere ve hatta kan dolaşımına kadar ulaşabildiğini göstermekte. Bunların özellikle uzun yıllar boyunca insan sağlığına etkileri konusunda araştırmalar halen devam ediyor. Durum bu kadar ciddi iken insan sağlığı açısından, bu sorunun çözümü aslında herkesin bilinçli tüketim yapmasıyla hallolacak bir çözüme bağlı.

Herkesin günlük yaşamında yapacağı küçük değişikliklerle bile büyük farklılıklar yaratılabilir. Tek kullanımlık plastik tüketimini azaltmak, günlük kullanımda cam veya metal eşyaları tercih etmek, geri dönüşüme önem vermek gibi çözümler dahi aslında büyük oranda bu mikroplastiklerin azaltılmasında etkili olabilir. Çünkü bilim adamları, plastik kullanımının kontrol altına alınmadığı takdirde, denizlerdeki mikroplastik miktarının önümüzdeki yıllarda katlanarak daha da artacağını öngörmekteler. Eğer denizleri plastiklerle kirletmeye devam edersek, yalnızca denizlerdeki ya da okyanuslardaki balıkları değil, tüm yaşam zincirini komple tehlikeye atmış oluyoruz. Bu durumda aslında bize doğanın birbirine ne kadar bağlı olduğunu gösteriyor. Çünkü dolaylı olarak denizleri korumak, yalnızca deniz canlılarını korumak anlamına gelmiyor, aynı zamanda kendi sağlığımızı, geleceğimizi ve gelecek nesillerin, çocuklarımızın yaşamını korumak anlamına da geliyor…