Konuşmalar - 49 / Ankara’da Bir Ev: Hafızanın Tozlu Koridorlarında Bir Ses

Abone Ol

Ankara, dışarıdan bakıldığında sadece memur binaları, soğuk adliye sarayları ve bitmek bilmeyen bürokratik işlemlerin şehridir. Ama o binaların, o eski semtlerin; Bahçelievler’in, Ayrancı’nın, Ulus’un dar sokaklarındaki evlerin içinde, bu ülkenin asıl tarihi yatar. Devletin "resmi" tarihinin yazmadığı, gazete kupürlerinde birer cinayet haberi ya da "tuhaf olay" olarak kalıp sönmüş o gerçek hayatlar...

İşte "Ankara’da Bir Ev" podcasti, tam da bu sessizliğin ortasından sesleniyor.

Kimsesiz Fotoğrafların Çığlığı

Münevver Elif, sahaflardan topladığı o "kimsesiz fotoğrafların" izini sürerken aslında bize şunu hatırlatıyor: Hiçbir hikâye, üzerinde "Erişim Engeli" olsa da, aradan on yıllar geçse de tam olarak ölmez. O podcastte dinlediğimiz, 1940’ların Ankara’sında işlenen bir cinayet ya da 1960’ların İstanbul’unda sönen bir hayat, aslında bugünün Türkiyesi’nin de bir aynasıdır. O günkü adaletsizlikler, o günkü toplumsal baskılar, "insan ne yaparsa yapsın değişmeyen" o kadim karanlık... Hepsi o evin odalarında yankılanıyor.

Bir Hafıza Laboratuvarı

Tahincioğlu’nun yazılarında sıkça hissettiğimiz o "geçmişin peşini bırakmama" tutkusu, bu podcastin ruhunda da var. Biz sadece "ilginç" ya da "ürpertici" hikâyeler dinlemiyoruz; biz bu toprakların vicdan azaplarını, unutulmuş acılarını ve faili meçhul kalan duygularını dinliyoruz.
● Poyraz Sokağı’ndaki o sessizlik, sadece bir suç mahalli değildir; o günün toplumunun bir "deliyi" nasıl dışladığının, hukukun nasıl körleştiğinin hikâyesidir.
● Zehirli mektuplar, sadece birer polisiye vakası değildir; o dönemin sosyetesinin, insan ilişkilerinin ve bastırılmış duygularının patlama noktasıdır.

Ankara’nın Grisinde Bir Pencere Açmak

Devletin o büyük ve ağır hafızası, bireyin trajedisini "dosya numarası" yaparak öğütürken; bir ses çıkar ve "Durun," der, "Burada bir insan vardı. Bir hayali, bir korkusu, bir de yarım kalmış hikâyesi vardı."
Bu podcast, Ankara’nın o meşhur "bekleme odalarından" birinde, sırasını beklerken unutulmuşların adını yeniden anıyor. Münevver Elif’in titizlikle hazırladığı her bölüm, aslında tarihin o soğuk ve karanlık odasına bırakılmış bir mum alevi gibi.

Soru Şudur...

Bugün bizler de kendi evlerimizde otururken, yarının "Ankara’da bir ev" hikâyesi mi oluyoruz? Bugünün adaletsizlikleri, bugünün sessizce kaybolan hayatları, elli yıl sonra bir podcast bölümünde "ne kadar da garipmiş" diye mi anılacak?

Hafıza, sadece geçmişi hatırlamak değil, bugünü anlamaktır. Ankara’da bir evden gelen o ses, bize aslında en çok bugünü anlatıyor.
Çünkü bu ülkede evler değişir, isimler değişir ama o evlerin içindeki "adalet ve hakikat açlığı" hiç değişmez.