Ankara’nın soğuk koridorlarında, hayatında bir kez bile konsol kolu tutmamış, "save" almanın ne demek olduğunu bilmeyen bir heyet, gençliğin son sığınağını "milli güvenlik" ve "ahlak" süzgecinden geçirmeye hazırlanıyor. Steam’den PlayStation Store’a kadar uzanan bu denetim iştahı, aslında bize şunu söylüyor: "Senin odandaki hayale bile ben karar veririm."
Gelin, bu yasakçı zihniyetin pencerelerini biraz aralayalım ve onların dünyasında bizim efsanelerimizin nasıl göründüğüne bakalım.
Red Alert 2: Bir "Milli Kriz" Sebebi mi?
Eğer bugün bir denetmen, 2000’lerin efsanesi Red Alert 2’yi masaya yatırsa, herhalde raporuna "diplomatik kriz" notu düşerdi. Sovyetler’in New York’u işgalini "şiddet güzellemesi", Yuri’nin zihin kontrolü teknolojisini ise "toplumsal mühendislik tehlikesi" olarak yaftalamaları işten bile değil. Oysa biz o oyunda sadece bir strateji kurmayı, bir dünya kurgusunun içinde ayakta kalmayı öğrenmiştik. Bugünün Ankara’sı ise, piksellerden oluşan bir tank birliğinden bile "ideolojik tehdit" devşirebilecek kadar tedirgin.
Half-Life: Freeman’ın Levyesi ve "Devlet Otoritesi"
Ya Half-Life? Gordon Freeman’ın o sessiz direnişi, bugün hangi "zararlı içerik" kategorisine girerdi? Bilimsel bir deneyin felakete dönüşmesini anlatan o hikâye, muhtemelen "devlet kurumlarını yetersiz göstermek" ve "otoriteye karşı levye ile başkaldırıya teşvik" suçlamasıyla engellenirdi. Şehir-17’nin o baskıcı, nefes aldırmayan atmosferi bugünün yasakçı iklimine o kadar çok benziyor ki; belki de bu yüzden korkuyorlar. Gençler, o piksellerin içinde kendi gerçekliklerini, yani "baskıya karşı durmayı" gördükleri için.
Mario: Tesisatçıdan "Uyuşturucu Baronu" Çıkarmak
İşin absürtlüğü şurada: Eğer niyetiniz yasaklamaksa, dünyanın en masum kahramanı Mario’yu bile sakıncalı ilan edebilirsiniz. Bir tesisatçının mantar yiyerek büyümesini "madde kullanımına özendirme", kaplumbağaların üzerine zıplamasını "hayvan hakları ihlali", prensesi kurtarmaya çalışmasını ise "toplumsal cinsiyet rolleri üzerine bir provokasyon" olarak sunmak, bugünün "korumacı" bürokrasisi için sadece bir imza uzağımızda.
Mesele Oyun Değil, "Kontrol"
Aslında mesele hiçbir zaman çocukların ruh sağlığı ya da oyunların içeriği olmadı. Mesele, denetlenemeyen bir alanın varlığına duyulan o kadim korku.
Gençler Steam’de sadece oyun oynamıyor; bir dilden, bir kültürden, küresel bir havuzdan besleniyorlar. Devlet ise, bu havuzun musluğunu kendi elinde tutmak istiyor. "Temsilci aç" dayatması, "vergi alalım" motivasyonunun çok ötesinde, "gerektiğinde fişi çekebileyim" arzusudur.
Siz piksellere sansür koyduğunuzda, Mario’nun zıplamasını engellediğinizde ya da Freeman’ın levyesini elinden aldığınızda gençleri "korumuş" olmuyorsunuz. Sadece onları, sizin gri dünyanızın dışındaki o renkli, özgür ve rekabetçi dünyadan koparıyorsunuz.
Unutmayın; bir kuşağın hayallerini "bant daraltma" ile yönetemezsiniz. Çünkü oyun biter ama o his, o kısıtlanmışlık duygusu bir ömür baki kalır.
Game Over demek kolaydır; asıl zor olan, o gençlere yaşanabilir, yasaksız ve adil bir "yeni oyun" sunabilmektir.