İklim Krizi

Abone Ol

Bugün dünyada hepimizin farkında olduğu, ama çoğu zaman da yüzleşmek istemediğimiz bir gerçeklik var. O da iklim krizi sorunu. Eskiden mevsimler değişti deyip geçilirken, bu durum giderek daha da ciddileşti denilebilir. Kışın ortasında bahar havası olması, mevsim geçişlerinin daha geç yaşanması, yazın sel basması gibi olaylarla, doğanın dengesinin bozulması gözümüzün önünde hızla artarak değişiyor. Artık mesele birkaç derecelik oynama da değil üstelik.

Dünyamız, milyonlarca yıldır kendi dengesini kurmuş bir sistemle ilerleyerek bu günlere gelmiştir. Yağmur yağıyor, rüzgar esiyor, buzullar oluşuyor, eriyor, yeniden donuyor. Ama son yüz yılda insan olarak biz bu dengeyi biraz fazlasıyla zorladık diyebiliriz. Fabrikalar, arabalardan çıkan egzozlar, kömürle çalışan santraller, ormanların kesilmesi gibi insanlardan kaynaklı olayların sonucunda atmosfere birçok kirli gaz salınmaktadır. Bu gazlar da, dünyanın etrafında büyük kirliliğe yol açmaktadır. Güneşten gelen ısı içeri giriyor, ama dışarı çıkamıyor. Sonuç olarak dünyamız her geçen yıl biraz daha ısınıyor. Bunun sonucunda küresel ısınmayla kuraklıklar oluşmaya başlamaktadır. Çiftçinin tarlasının susuz kalması ya da ani bastıran seller görünmektedir. Hatta bir yerde aylarca yağmur yağmaması, başka bir yere bir günde aylık yağışın düşmesine yol açmaktadır. Son yıllarda tüm dünya genelinde ve ülkemizde de hepimizin şahit olduğu gibi orman yangınlarının artmasına da neden olmuştur. Çoğu yerde de denizlerin yükselmesiyle, kıyı şehirleri tehdit altına girmiştir.

Eskiden kutuplardaki buzullar eriyor denildiğinde bize çok uzak gelirdi. “Orası zaten çok uzak bir yer” der geçerdik. Ama o buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselerek, okyanusların dengesinin değişmesine yol açıyor. Hava akımları buna bağlı olarak değişiyor. Bu da bizim yaşadığımız şehirlerdeki havayı haliyle etkiliyor. Yani aslında dünyanın bir ucunda olan bir şey, dönüp dolaşıp bize kadar ulaşıyor.

İklim kriziyle birlikte bozulan doğa, başka sorunlara da yol açıyor. Çünkü doğa bozuldukça, hayat da zorlaşıyor. Gıda fiyatları artıyor, su sıkıntısı çoğu bölgelerde kendini gösteriyor, göçler artıyor. İnsanlar yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalıyor. Bu da sosyal ve ekonomik sorunları beraberinde getiriyor. Yani mesele sadece çevrecilik değil; mesele aynı zamanda yaşam meselesidir de. Ama tabi ki bu sorunlara karşı umutsuz olmak zorunda değiliz. Çünkü bu krizin sebebinde insan varsa, çözümünde de yine insan faktörü vardır. Daha az fosil yakıt kullanmak, geçtiğimiz haftalarda da sıkça anlattığım; güneşten ve rüzgardan daha çok yararlanmak, enerji tasarrufu yapmak, toplu taşıma araçlarını kullanmak, gereksiz tüketimi azaltmak gibi, bizim elimizde olan uygulamalarla bu sorunu daha da büyümeden durdurabiliriz. Bunlar küçük gibi görünen ama etkisi büyük adımlardır. Bir kişinin yaptığı az gibi görünebilir ama milyonlar yaptığında, büyük değişimler kendini gösterir. Burada tabi ki tüm dünya devletlerine de sorumluluk düşmektedir. Temiz ve yenilenebilir enerji yatırımlarını artırarak, sanayide daha akılcı teknolojilere geçmek, ormanları korumak ve artırmak, şehirleri daha yeşil planlayarak hareket etmek gerekiyor. Biz de evimizde, işimizde, günlük hayatımızın her yerinde bilinçli davranırsak eskisi gibi daha temiz bir dünyaya tekrar kavuşabiliriz. Aslında mesele göründüğü gibi çok basit bir yere dayanıyor: Doğayla kavga ederek değil, doğayla uyum içinde yaşayarak yol almamız gerekiyor. Biz doğadan üstün değiliz, tam tersine onun bir parçasıyız. Toprağı, suyu, havayı hoyratça kullandığımızda aslında kendi geleceğimizi zedeliyoruz.

Bugün iklim krizi dediğimiz durum, belki televizyon haberlerinde bir başlık gibi görünüyor olabilir. Ama yarın çocuklarımızın hayat şartlarını belirleyecek bariz bir gerçeklik olduğu da aşikardır. Onlara daha yaşanabilir bir dünya bırakmak istiyorsak, durumun aciliyetinden de anlaşıldığı gibi bugünden adım atmamız gerekiyor. İklim aktivistlerinin sıkça kullandığı o meşhur cümleyle bitirecek olursam; "Bu dünya bize atalarımızdan miras kalmadı; biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık."