GÜNEŞ, RÜZGAR, SU

Abone Ol

Günümüzde doğal enerji kaynaklarının önemi giderek artmaktadır. Hayatımızın her alanını doğrudan etkileyen bu kaynaklar, küresel ölçekte de giderek daha fazla önem kazanan ve adını artık birçok alanda da duyduğumuz sürdürülebilirlik anlayışıyla beraber, enerji üretiminde ve tüketiminde alışılmış yöntemlerin yeniden gözden geçirilmesine yol açıyor. Bu amaçla, bir yandan mevcut enerji kaynaklarının daha verimli ve faydalı kullanılması ve çevreye verdikleri zararın azaltılması hedeflenirken, diğer yandan da güneş, rüzgâr, biyokütle ve jeotermal gibi temiz ve yenilenebilir kaynaklara yönelim, hızla gelişmektedir. Hayatımız için oldukça önemli olan bu konuya değinmek istediğim bu yazıda; yenilenebilir enerji kaynaklarının çeşitlerine geçmeden önce, bu kaynakların önemini biraz daha vurgulamak isterim.

Halen özellikle başta sanayi alanı olmak üzere birçok alanda artan enerji ihtiyacının büyük oranda fosil yakıtlarla karşılanması; küresel ısınma, çevre kirliliği ve bu kaynakların yakın gelecekte tükenmesi riski gibi ciddi sorunları beraberinde getirmiştir. Tüm bu gelişmeler, yenilenebilir enerji alanındaki çalışmaların dünya genelinde yaygınlaşmasına sebep olurken, bu sürecin gerisinde kalmamak hem ülkemiz için, hem de dünya için oldukça kıymetlidir. Doğal enerji kaynaklarının en büyük artısı, adından da anlaşılacağı gibi doğal olması, doğadan gelmesi ve hiçbir zaman tükenmemesidir. Güneş her sabah yeniden doğuyor, rüzgâr bir yerde mutlaka esiyor, dereler akmaya devam ediyor. Yani kömür gibi, petrol gibi bir gün bitecek korkusu yoktur. Bu da insanın içini rahatlatan bir durum oluyor aslında. Bir diğer yandan çevre meselesinde de önemli sonuçları bulunuyor. Güneşten ya da rüzgârdan enerji üretirken havaya duman salınmıyor, is kokusu çıkmıyor, doğa kirlenmiyor. Bu sonuçlarla da çocuklarımızın daha temiz bir havada büyümesi açısından, bu durum çok önemli bir avantaj olarak görünüyor diyebiliriz. Kömür madenlerinde çalışan ya da çevresinde yaşayan insanların yaşadığı sağlık sorunlarını düşününce, doğal enerji kaynakları gerçekten insanlar için daha sağlıklı ve önemli bir seçenek olarak görünüyor. Yalnız bu kaynakların en büyük dezavantajlarından biri, süreklilik meselesidir. Güneşin her gün aynı güçte parlamaması ya da rüzgârın her zaman esmemesi üretimi biraz düşürebiliyor. Bu durumda doğal olarak enerjiyi depolama meselesini gündeme getiriyor. Fakat araştırdığım kadarıyla depolama teknolojileri gelişiyor, ama hâlâ pahalı ve her yerde kolay uygulanabilir olamıyor. Çünkü bir başka sorun da yer meselesi sorunu olabiliyor. Güneş tarlaları için geniş arazilere ihtiyaç duyuluyor. Rüzgâr tribünleri de her yere kurulamayabiliyor. Hidroelektrik santraller ise bazen derelerin doğal yapısını bozarak, o bölgede yaşayan insanların hayatlarını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Yani temiz enerji derken, doğayla uyumlu planlama yapılmazsa başka sorunlar ortaya çıkıyor.

Önümüzdeki günlerde diğer yazılarımda da anlatmaya çalışacağım, doğal enerji kaynaklarının çeşitlerinden kısaca bahsedecek olursam; en bilinen doğal enerji kaynaklarının başında güneş enerjisi gelmektedir. Güneşten gelen ışınlar, paneller aracılığıyla elektriğe dönüştürülerek enerji elde edilir. Rüzgâr enerjisinin sağlanmasında da, rüzgârın hareket gücünden yararlanarak ülkemizde de sıkça gördüğümüz türbinler sayesinde elektrik üretilmektedir. Hidroelektrik enerji ise, akarsuların ve barajların sağladığı su gücünü kullanmaktadır. Jeotermal enerji, yerin altındaki sıcak su ve buharından elde edilirken özellikle ısınma ve elektrik üretiminde kullanılır. Biyokütle enerjisi ise bitkisel ve hayvansal atıkların değerlendirilmesiyle ortaya çıkarak elde edilir. Bu doğal enerji kaynakları, hem yenilenebilir olmaları, hem de çevreyi korumaya yardımcı olmaları açısından günümüzde giderek daha fazla önem kazanmaktadır.

Özetleyecek olursak, enerji sağlamak için doğal enerji kaynakları günümüzün ve geleceğin en önemli, en doğayla uyumlu alternatiflerinden biridir. Yenilenebilir olması ve uzun vadede ekonomik olması en büyük artılarıdır. Ama her şeyde olduğu gibi bu alanda da akılcı olmak şarttır. Çünkü doğayı koruyalım derken doğaya zarar vermemek, ve planlamayı iyi yapmak gerekiyor. Doğru yerde, doğru şekilde kullanıldığında doğal enerji, hem cebimizi, hem sağlığımızı, hem de geleceğimizi koruyan büyük bir nimettir. Yanlış yapıldığında ise yeni sorunlara neden olabiliyor. Mesele, bu gücü doğayla uyumlu bir şekilde, kullanabilmekten geçiyor.