Ankara’nın Demir Bariyerleri ve Küresel Taktik Masası: Bir Zirvenin Anatomisi

Abone Ol

Hukukun, siyasetin ve uluslararası dengelerin alabildiğine flulaştığı, kuralların yerini anlık hamlelerin aldığı bir dönemden geçiyoruz. Bir yanda küresel güçlerin taktik savaşları, diğer yanda bu savaşların sıradan insanın hayatına çarpan o sert dalgaları… Tıpkı bu hafta Ankara’da, Brüksel’de ve dünya başkentlerinde eş zamanlı olarak kurulan o büyük, iddialı masalar gibi.
Gündem yoğun: NATO Zirvesi. Kağıt üzerinde dünyayı "koruma", ittifakları "güçlendirme" ve yeni tehditlere karşı ortak bir akıl üretme iddiası taşıyan o büyük buluşma. Ama madalyonun bir de sokağa, Ankara’nın o bildik gri kaldırımlarına bakan yüzü var.
Zirve yaklaştıkça, kentin ana damarları birer birer kesildi. Protokol yolları, stratejik kavşaklar, o çok alışık olduğumuz demir bariyerlerle örüldü. Sabah işine yetişmeye çalışan memur, dükkanını açmak zorunda olan esnaf, hastaneye ulaşmaya çabalayan vatandaş saatlerce o bariyerlerin önünde, egzoz dumanlarının arasında bekletildi. Güvenlik gerekçesiyle kapatılan her yol, iptal edilen her otobüs seferi, aslında modern dünyanın en büyük çelişkisini gözler önüne seriyor: Yukarısı için kurgulanan o "büyük güvenlik", aşağıdakiler için neden hep bir güvensizlik, belirsizlik ve kaos üretiyor?
Sorunun yanıtı tam da yazının girişindeki o kural dışılıkta gizli. Çünkü yukarısı, yani o korunaklı salonlarda oturanlar için strateji, haritalar üzerinde çizilen yeni çizgilerden ve savunma sanayisi bütçelerinden ibaret. Ukrayna’dan Pasifik’e, genişleme politikalarından yeni askeri konuşlanmalara kadar uzanan o devasa ajandada, kapatılan yolların arkasında kalan insanların günlük çilesi elbette küçük bir teferruat.
Oysa asıl mesele, o salonlardan çıkacak kararların yarın kimlerin hayatını, hangi coğrafyaları nasıl etkileyeceği. İttifakın sınırları genişledikçe, savunma bütçelerine ayrılan paylar milyarlarca doları buldukça, her ülkenin kendi içindeki adalet, şeffaflık ve sosyal refah talepleri biraz daha erteleniyor. "Güvenlik tehdidi var" denilerek açılan her parantez, temel hak ve özgürlüklerin, sorgulama mekanizmalarının üzerine kapanan bir kapıya dönüşüyor.
Ankara’da bu hafta yaşanan o trafik kilitleri, sadece lojistik bir aksama değildi; küresel siyasetin yerel hayatı nasıl rehin aldığının somut bir simgesiydi. Demir bariyerlerin ardında bekleyen kitleler, yukarılarda neyin pazarlığının yapıldığını, hangi tavizlerin verildiğini ya da hangi restlerin çekildiğini ancak akşam haberlerinde, filtrelenmiş resmi açıklamalarla öğrenebildi.
Sonuç mu? Küresel ittifaklar kurulur, zirveler biter, liderler şatafatlı uçaklarına binip giderler. Geriye ise o bariyerlerin kaldırılmasıyla nihayet nefes alan, ancak bir sonraki "büyük karara" kadar kendi küçük dünyasında adalet ve geçim mücadelesi vermeye devam eden geniş kitleler kalır.
Zaman, hangi politikanın bu memleketin ve dünyanın hayrına olduğunu elbet gösterecek. Ama unutmamak gerekir ki; halkın serbestçe yürüyemediği yollarda inşa edilen hiçbir güvenlik mimarisi, kalıcı bir huzur getirmeye yetmemiştir.