a

Uslu: Müşteri zamlara alıştı!

Özel Haber: Kadir GÜRHAN

Döviz kuru ve enflasyona bağlı olarak değişen ürün fiyatları vatandaşları zor durumda bırakıyor. Memlekette enteresan günlerin yaşandığını söyleyen esnaflar, bir sonraki günün zammından etkilenmemek için ürünü bir gün öncesinden alan vatandaşın zamlara alıştığını söyledi. 35 yıldır İtfaiye Meydanı’nda esnaf olan İtfaiye Meydanı Yardımlaşma ve Yaşatma Derneği Başkanı Turgut Uslu, üretim maliyetleri arttıkça eşya fiyatının da 15 günde bir değiştiğini belirtti.

Mevcut raftaki mallarını korumaya çalıştıklarına vurgu yapan Uslu, para kazanma anlayışını terk ettiklerini ifade etti. Uslu, “Yüzde 25 iskontomuz vardı, bu yüzde 25’lik iskontonun yüzde 15’ini müşteriye verip yüzde 10’unu ise kendimize alıyorduk. Şimdi ise ürünü sattıktan sonra müşteriye teslim etmeden fiyat listesi değişiyor. Bu değişim ise bize zarar olarak geri dönüyor. Çünkü sattığımız malı da yerine koyamıyoruz. Bu gidişat hem bizi için hem de müşteri için hiç hoş bir gidişat değil” diye konuştu. Müşterinin bir sonraki günün zammında etkilenmemek için alışveriş yaptığına dikkat çeken Uslu, “Vatandaş almak istediği beyaz eşyayı kredi kartı ile taksitlere bölerek almaya çalışıyor. Almasa zam geleceğini iyi biliyor. Müşteri, ben bu ürünü bir an önce alayım mantığıyla hareket ediyor. Tepki gösteren, şaşıran, sorgulayan yok. Herkes zamlara alıştı” dedi.

“ÜRÜNLERİN FİYATI 15 GÜNDE BİR ARTARAK GÜNCELLENİYOR”

35 yıldır İtfaiye meydanında ticaretle uğraştığını söyleyen Uslu, “Bu işe ikinci el eşya satışı işi ile başladık, şimdi ise sıfır beyaz eşya ve mutfak eşyalarını satıyoruz. Bu eşyaları uygun fiyata alıyoruz, genel giderlerimizi çıkarıyoruz ve uygun fiyata da satıyoruz. Memleketimiz enteresan günler yaşıyor. Üretim maliyetleri arttıkça eşyanın fiyatı da 15 günde bir değişiyor. Bazen de bu durum bir ayda bir değişiyor. Geçen gün 360 kişiyi çalıştıran bir arkadaşımız yanımıza geldi. 360 kişiye verdiği yemeğin maliyetinin 12 TL olduğunu fakat son bir ay içinde bu maliyetin 30 TL’ye çıktığını söyledi. Hemen hemen yüzde 300’e yakın bir artıştan bahsediyoruz. Telefonuma sürekli 15 günde bir mesaj geliyor. Ürünlerin fiyatı 15 günde bir artarak güncelleniyor” ifadelerini kullandı.

“ÜRÜNÜ MÜŞTERİYE TESLİM ETMEDEN FİYAT DEĞİŞİYOR”

‘Yüzde 25 iskontomuz vardı, Bu yüzde 25’lik iskontonun yüzde 15’ini müşteriye verip yüzde 10’unu ise kendimize alıyorduk’ diyen Uslu, “Şimdi ise ürünü sattıktan sonra müşteriye teslim etmeden fiyat listesi değişiyor. Bu değişim ise bize zarar olarak geri dönüyor. Mevcut raftaki malımızı korumaya çalışıyoruz. Yani çok hızlı bir döngü olsun da para kazanalım anlayışında değiliz. Çünkü sattığımız malı da yerine koyamıyoruz. Tüm bu olumsuz gelişmelere bir de dövizin yükselmesi eklenince iyice işin içinden çıkamaz olduk. Bu gidişat hem bizi için hem de müşteri için hiç hoş değil. Ne olacağını da bilemediğimiz için önümüzü de göremiyoruz. Müşterinin tuhaftır ki zamlara alıştığını görüyoruz. Mazota her iki günde bir zam gelirse, marketteki temel tüketim ürünlerinde her gün etiket değişirse, beyaz eşyanın 15 günde bir fiyatı değişirse müşteri de alışmış oluyor. Kimse bu fiyatlara itiraz da etmiyor. Müşteri bir sonraki günün zammında etkilenmemek için alışveriş yapıyor. Almak istediği beyaz eşyayı kredi kartı ile taksitlere bölerek almaya çalışıyor. Almasa zam geleceğini iyi biliyor. Müşteri, ben bu ürünü bir an önce alayım mantığıyla hareket ediyor. Tepki gösteren, şaşıran, sorgulayan yok. Herkes zamlara alıştı. Bugüne göre pahalı yarına göre ucuz mantığıyla hareket edilmeye başlanıldı. 6 ay sonra taşınacak eve sanal talep oluşturarak ihtiyaçlarını gidermeye çalışan müşterilerden bile bahsedebiliriz” şeklinde konuştu.

“ÜRETİM ANLAYIŞINDAN BETON EKONOMİSİNE…”

Ankara’daki nüfusun yarısından fazlasının icralık durumda olduğunun altını çizen Uslu, ekonominin ya da müşterinin durumunun buradan da rahatlıkla anlaşılabilir olduğunu belirtti. Uslu, “Ekonomi karaya vurmuş durumda. Bu ekonomik şartlarda talep ne kadar patlarsa o derece de iş olur. İşin çok arttığı ya da düştüğü yok. Özellikle son on senede üretimden, üretim anlayışından koptu. Beton ekonomisine yöneldi. Mirasyedi bir evlat gibi sat-ye, sat-ithal et mantığıyla bu memleket karaya oturmuş durumda. Millet bu on yılık kötü gidişatın bedelini ciddi bir yokluk, ciddi bir kriz ile ve elini attığı ürünü alamamakla ödüyor. Bu asgari ücretle, bu gelir seviyesi ile de hiçbir şeyin düzelmesini bekleyemeyiz. Netice olarak arkadaşlarla oturup bir tane domatesin nasıl 7 TL’ye çıktığını tartışıyoruz. Bir kişilik domatesli, tavuklu bulgur pilavı 35 TL’ye mal oluyor. Evde bulgur olmasına rağmen bu fiyata mal oluyor. Sadece bir domates ve az tavukgöğsü 35 TL’ye mal oldu. Keşke bu yemekle uğraşmasaydık da 5 TL daha ekleyip 40 TL’ye döner ekmek yeseydik dedik.  Biz burada temel dayanıklı tüketim araçlarının fiyat artışından bahsediyoruz ama mutfakta da büyük bir yangın var. Allah milletimize sabır versin. Bozuk olan buzdolabını bir şekilde tamir edebiliyorsun ama o buzdolabının içini doldurmak gerçekten zor. Buzdolaplarının içi de artık boş” dedi.

“6 BİN TL’YE SIFIR EŞYA ALAMAYINCA 2 BİN TL’YE İKİNCİ EL ALIYOR”

Eldeki hayvanını satıp çocuğunu Ankara’ya okutmaya gönderen velilerin olduğuna işaret eden Uslu, “Veli, Cebeci’de çocuğuna bir ev buluyor. Bodrum katı olan bu ev için 3 bin TL ye anlaşmışlar. Baba 17 bin TL’ye sattığı dana ile çocuğunu okutmaya çalışıyor. Bu veli ve öğrencinin eşya alma adresi ise itfaiye pazarı oluyor. Alacakları eşya 20 bin TL tutuyor. Bu eşyaların hepsi ikinci el eşya. İkinci el eşyanın da yanına yaklaşılmıyor. 10 yaşında dolap ama talep çok. Müşteri 6 bin TL veremeyince 2 bin TL ye ikinci el alıyor. Veli ve öğrencimize bir şekilde yardımcı olduk ve ihtiyaçlarını karşıladık. Buradan da görülüyor ki memleket gelir olarak küme düştü. Parası dolar ve Euro olan kişiler ülkenin nimetlerinde yararlanıyor. Bu şekilde parası değerli olan birçok mülteci ile karşılaşıyoruz. 3500 TL kira kendileri için sorun değil. Paraları değerli çünkü. En güzel olan eşyayı da alıyorlar. Alım güçleri var. Kendi memleketimizin bolluğundan ve varlığında yararlanamıyoruz. Bolluğun ve bereketin olduğu topraklardan bahsediyorum. Bu topraklarda bir domatese 7 TL vermek ve temel gıdamızı alamamak içler acısıdır” diye konuştu.

“BİZ, ÜRETİCİ İLE TÜKETİCİ ARASINDAKİ ZİNCİRİZ”

Yapılacak projelerle Ulusu insandan arındırmaya çalışan kurumların olduğunu kaydeden Uslu konuşmasına şu şekilde devam etti: “Ulus, fakir fukaranın geldiği ve ihtiyacını giderebildiği yerdir. Buraya kasıtlı olarak 20 yıldır çivi çaktırmadılar, yatırım yaptırmadılar. İnsanlar gibi buranın binaları da yaşlandı. Buraya bir yatırım yapmamıza ve çivi çakmamamıza izin vermediler sonra da devlet geldi ve dedi ki; burası harabe oldu biz buraya el koyuyoruz. Bu şekilde meseleleri halledemezsiniz. Burası ahilik kültürü olan, tarihi ve kültürü olan bir yer. Buradaki itfaiye pazarını yok edip insansızlaştırmaya çalışırsanız, burası Hacı Bayramı Veli Caminin etrafı gibi kaldırımından insanların geçemediği bir hal alır.  Dört beş tane vakıfın bürosunun yer aldığı bir meydana dönüşür. TOKİ buranın metre karesini 8500 TL ye almaya çalışıyor. Bu şekilde yer topluyor, hakkınızı bana verin diyor. Ulus’un, Ankara’nın ve Türkiye’nin göbeğinde metre karesini 8500 TL ye kim malını verebilir ki? Tokatçı bir müteahhit gibi kar ve ranta yönelik hareket edilerek milletin elinden tapusunu almanın peşindeler. Bir şeyler dönüyor ama herkes bu fiyata gülüyor. Kamulaştırma davaları devam ediyor ama hukuki hiçbir altyapısı yok. Hukuki olarak hiçbir şekilde bu davayı bitiremezler. Nihai olarak bu dava sonuçsuz kalır. Burada yer alan esnafların özelikle miraslarına sahip çıkmalarını istiyorum. Atalarımız burada ahilik geleneği ile bu işi sürdürdüler, buraların bir şekilde yaşaması ve ranta açılmaması gerekir. Memlekette özellikle son on yılda cam küleler ve kibir abideleri inşa ettiler. Burayı da kibir abidesi, paranın esiri oluş mekanlar haline getirmesinler. İnsanlar rahat bir şekilde gelip pazarlığını yapıp ihtiyaçlarını gidersinler. İnsani ilişkiler de bulunsunlar ve insani diyaloglarla alışverişini yapsınlar. Burası sadece fakirin fukaranın değil, işini ve ticaretini bilen ve ciddi bir hizmet alanı olan bir yerdir. Ciddi de bir ekonomik alışverişe sahiptir. Biz, üretici ile tüketici arasındaki zinciriz bu zinciri ortadan kırarsanız üretimi de baltalamış olursunuz. Ben satıp tüketiciye ulaştıracağım ki üretici de o talebe uygun üretsin.”

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Sincan’da sıfır atık sanata dönüştü

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.