a

Manisa’da 30 yıl boyunca çocuk doktorluğu yapan ve 10 yıldır bilgi ve tecrübesini doğal tedavilere vakfeden Uzm. Dr. Suat Arusan, Ankara’nın şifa merkezi Doğal Hayat Polikliniği bünyesinde verilen sağlık hizmetlerini tanıtarak, tamamlayıcı tıbbın insan sağlığına sağladığı faydalarını gazetemize  anlattı.

Doğal Hayat Polikliniği, kronik hastalıkların tedavisinde son derece başarılı sonuçlar veren Gekeneksel tıbbın iyileştirici gücüyle hastalarını mutlu ediyor. Merkezde MS’ten eklem hastalıklarına, migrenden bel-boyun fıtıklarına kadar birçok hastalıkta yüz güldüren sonuçlar alınabiliyor.

BİRÇOK HASTALIK ŞİFA BULUYOR

Doğal tababetin temsilcileri olarak kronik hastaların ; migren, fibromiyalji cilt hastalıkları gibi stres kökenli şikayetlerinde, romatoid artirit, ankilozan spondilit gibi eklem hastalıklarında, glokom, üveit gibi gözün damar sinir ve retina sorunlarında, karaciğer kalp-damar hastalıkları ile şekere bağlı ayak yaralarında ve bağışıklık sistemine bağlı birçok rahatsızlıkta başarılı sonuçlar aldıklarını belirten Doğal Hayat Polikliniği Kurucusu Uzm. Dr. Suat Arusan; “İnsanların ilaç içtikleri halde neden iyi olamadığı sorusuyla yola çıktık, doğal tedavilerin gücünü tüm hastalarımıza göstermek, onların yüzlerini güldürmek birincil hedefimiz oldu” diye konuştu. Modern tıpla tamamlayıcı tıbbın ahenk içerisinde ilerletilmesi gerektiğini vurgulayan Arusan, Peygamber tıbbı dediğimiz Tıbbı Nebevininde doğal tababette önemli bir yerinin olduğunu ve bu tedavilerin Tıp fakültelerinde ders olarak eklenmesi gerektiğini söyledi.

UZUN YAŞAMANIN SIRLARINI ANLATTI

Doğal Hayat Polikliniği, çocuk hastalıkları uzmanı olarak 30 yıl süren meslek hayatında birçok soruya cevap aradığını belirten Uzm. Dr. Suat Arusan, şunalrı söyledi: ‘’ Şöyle ki; neden insanlar kronik hastalıklarda yıllarca ilaç içmeye mahkûm oluyor ve ilaç içtiği halde iyi olamıyor? Neden hastane ve doktor sayısı artarken hasta sayısı katlanarak büyüyor? Neden tüp bebek merkezleri, diyaliz merkezleri sayısı çığ gibi büyüyor? Benim hekimliğe başladığım dönemlerde bu merkezler Türkiye de birkaç taneyi geçmezdi zaten ihtiyaç da yoktu. İlaç sanayisinin başlangıcı 1900’lü yıllardır, daha evvel insanlar sağlığı için ne yapıyordu? Neden dedelerimiz, ninelerimiz bizden daha sağlıklı ve daha uzun yaşıyorlar? Günümüzde hastalıklar 30’lu yaşlara düşerek başta kalp-damar hastalıkları olmak üzere adeta bir hastalık patlaması yaşanıyor. Koruyucu hekimlik nedir ve nasıl olmalıdır? İnsanlar hasta olmamak için ne yapmalıdır?  İşte bizim çıkış noktamız bu soruların cevaplarında, tarihimizde- kadim kültürümüzde yer alan Geleneksel tedaviler olarak adlandırabileceğimiz hatta Tıbb-ı Nebevi (Peygamber tıbbı) olarak tanımlayabileceğimiz beslenme alışkanlıkları ve tedaviler gelmektedir.’’

TEDAVİ İLÇLARLA SINIRLANDIRILMAMALI

Uzm. Dr. Suat Arusan, tedavinin sadece ilaçla sınırlı kalmaması gerektine inandığını belirterek şöyle davem etti: ‘’Öncelikle şunu söylemeliyim ki tıp tektir ve tıp ilminin antibiyotik, ağrı kesici, kortizon, kan sulandırıcı ilaçlarla sınırlandırılması akla-mantığa aykırıdır. Çünkü kronik hastalıklarda maalesef bunun dışında yapılan başka bir şey yok. Bu ilaçlarda sonucu bastırmaktan öteye gitmeyerek uzun süreli kullanımlarında ise başka hastalıklara sebep olmaktadır. Bu nedenle insanlar bir arayış içine girmektedirler. Amaç insanın sağlığını korumak ya da sıhhat durumu kaybolmuşsa geri kazandırmaktır. Bu hedefe yönelik her türlü uygulama tıbbın kapsamındadır ve tıp profesyonelleri tarafından uygulanmayı gerektirir. İlk soruda açıklık getirdiğim üzere modern tıp, teşhiste, akut hastalıklarda ve cerrahi müdahaleler de kesinlikle tercih edilmelidir ve başarısı tartışılamaz. Sonuçta bizler de hekimiz ve burada modern tıpla geleneksel tıbbı birbirine zıtmış ya da rakipmiş gibi gösterilmesine de karşıyız. Biz modern tıp ve geleneksel tıbbın birlikte hareket etmesinden yanayız. Kronik hastalıklarda ve koruyucu hekimlikte kesinlikle doğal tıp yöntemlerinin ve Efendimiz ( S.A.V )’ in bize tavsiye buyurduğu beslenme ve tedavi yöntemlerinin uygulanması gereklidir.’’

SÜLÜK TEDAVİSİ VE UYGULANIŞI

Sülük gibi birçok alternatif tedavi yöntemlerinin yasal düzenleme ile resmiyet kazandığına da dikkat çeken Uzm. Dr. Suat Arusan, ‘’27 Ekim 2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği ile Akupunktur, Tıbbi Sülük Tedavisi, Kupa Uygulaması ve Hacamat, Ozon Tedavisi, Apiterapi, Fitoterapi, Hipnoz, Homeopati, Kayropraktik, Larva Tedavisi, Mezoterapi, Proloterapi, Osteopati, Refleksoloji ve Müzikle Terapi resmiyet kazanmış oldu. Sağlık Bakanlığının 8 farklı ülkede aylarca devam eden çalışmaları ve konuyla ilgili akademisyenlerin katılımıyla 4 yıla yayılan bir çalıştay süreci sonunda yürürlüğe giren yasal düzenleme ile, bu tedavilerin yalnızca eğitim almış hekimler ve hekim kontrolünde sağlık personelleri tarafından yapılmasına müsaade edilmiştir. Yani mevcut merdiven altı uygulamalar yerine bu alanda eğitim almış hekimler tarafından profesyonelce uygulanması sağlanacaktır. Geç kalınmış olsa da, Bakanlığımızı çalışmalarından dolayı ve bu düzenlemeyi hayata geçirerek Türk Tıbbına kazandırdığı için tebrik ve takdir ediyoruz. Ancak Sağlık Bakanlığımızın bundan sonra yapması gereken çok önemli bir konu da bu tedavilerin yasallaşma sürecinden sonra ehil olmayan kişiler tarafından yapılmasının önüne geçilmesi, bu konuda denetimlerin yapılmasıdır. Sağlık Bakanlığınca denetim altına alınan doğal tedavi yöntemleri bir tıbbi merkezde,  ilgili tedavilerin her birine ait özel kurslarla eğitimini almış ve sertifika sahibi doktor ve sağlık personeli tarafından, yine sağlık bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış sağlık merkezlerinde yapılması gerekirken, bu tedaviler tabir yerinde ise “merdiven altına”  düşmüş durumda. Sağlıksız ortamlarda, deneyimsiz ve sağlık personeli olmayan kişilerce esnaf mantığı ile açılan işyerlerinde yada elinde bir çanta ile gezici ev ev; şehir şehir gezen ekiplerce yapılmaya çoğalarak devam edilmektedir. Kesinlikle bu denetimsiz uygulamalar sıkı takiple önlenmeli ve hızla bu tedavilerin sağlık kuruluşları ve sağlık görevlileri ile yapılması hususunda yaygınlaşması için tedbirler alınmalı. Aksi takdirde gerçekten halkımızın ihtiyacı olan bu tedavi hizmetleri yanlış uygulamalar ve ehliyetsiz kişilerce uygulanmasının devam etmesi sonucu ortaya çıkacak istenmeyen ve tehlikeli sonuçların kamuoyunca duyulması neticesinde doğal tedavilere olan güven azalacak ve aslında ehliyetsiz kişilerin ve sağlıksız ortamlarda yapılan uygulamalarının sebep olduğu yan tesirlerin sebebi doğal tedavilermiş gibi kamuoyunda algılanacak, ya da doğal tedavilere karşı olan lobilerin,  bu sonuçları işine geldiği şekilde haber olarak yayacak. Bu çok önemli ve dikkat edilmesi gereken bir konudur. Sağlık merkezleri denetlenirken, gayri resmi yerlerin denetiminin yapılmamasının ileride ağır sonuçlara sebep olabileceğini düşünmek gerekir. Ayrıca umuyorum ki; Sağlık Bakanlığı bu çalışmaları bir adım daha ileriye taşır ve Avrupa’daki pek çok örnekte olduğu gibi üniversite rektörlükleri ile konsensüs oluşturarak doğal tıbbı, yeni nesil hekimlerimize öğretmek üzere tıp fakültelerinde en azından seçmeli ders olarak müfredata ekler.’’ diye konuştu.

BAŞARI ORANI YÜKSEK

Uzm. Dr. Suat Arusan, tedavideki başarı oranıyla lgili olarak ise şunları söyledi: ‘’Retinitis pigmentoza- tavukkarası, üveit, glokom gibi görme sorunlarıyla gelen ve yıllardır görme düzeyi azalan, hatta sadece ışık seçme şeklinde görebilen birçok hastalarımız oldu. Bu hastalarımızda sülük tedavisi, ozon ve bitkisel desteklerle görme düzeylerinde artış sağlamak mümkün olabilmektedir. Yıllarca kısıtlı görüşü olup, tedavi sonrasında  görme düzeyi iyileşen bir hastanın mutluluğu bence tarif edilemez. Romatoid Artrit, Sistemik Lupus, Anklizon Spondilit  gibi romatizmal hastalıkları olan, yıllardır ataklarla uğraşan ve ağrılar nedeniyle yaşam kalitesi iyice düşen hastalarımızın atakları kontrol altına alınıp, ağrıları düzeldiğinde ilaç kullanma ihtiyacının kalmaması, yine bel fıtığı, boyun fıtığı, diz kıkırdak harabiyeti ve sıvı azalması  gibi rahatsızlıklar nedeniyle hareketleri kısıtlanmış, ameliyat önerilmiş hastalarımızın ameliyata gerek kalmadan ağrılarından kurtulup yaşam kalitelerinin artması veya daha önce ameliyat olup fıtığı tekrarlamış hastaların sülük tedavisi, ozon, osteopati, proloterapi tedavileriyle  tekrar ameliyat olmasına gerek kalmayacak düzeyde bir başarı sağlanması mümkün olabilmektedir. ‘’ (Lale KUNTKER)

 

 

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Tekin: Tayyar’ın sözlerini bir yıl önce söyledik

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.