a

Kamuran Tümay Yıldız Yeni Kitabı’nı Güçlü Anadolu’ya Anlattı

Çocukluğum 1970’li yılların Ankara’sında geçti… Ankara, şimdilerin büyük bir kasabası gibiydi o zamanlar. Binadan çok boş alan vardı, yanı yöresi boş olurdu ulaşımı güç evlerin. Ana caddeden sonrası genelde toprak olmasına rağmen, bizim sokağa asfalt yollardan ulaşırdık. Sebebi sanırım Merkez Bankası Evleri idi. Merkez Bankası evleri, birer dönüm araziye kurulmuş, iki katlı, bakımlı ve zamanının en lüks binalarıydı. Rengarenk çiçeklerle bezeli, ağaçlarla, en çok da baharın müjdecisi, kendine has renkleri ve şekilleriyle mis kokulu çiçekler açan leylak ağaçlarıyla süslü harika bahçeleri vardı…..


Eserlerinizle ilgili bilgi verebilir misiniz?
Bundan önce yayımlanmış üç romanım var. “Kendime Dönebilsem” , “Rüzgârlı Tepenin Çiçekleri” ve “II. Attila-Doğuş”…
Son olarak yayımlanan eserim “Leylak Kokulu Sokaklar” anı/anlatı türünde bir kitap.

Şimdiye kadar hep roman türü eserler vermişken, neden bir başka bir tür bu kez?

Çokta başka bir tür denemez aslında… Anı ile roman arasında çok fark yok bana göre.

Biraz açabilir misiniz bu konuyu

Roman, hayatı, hayatın içinden kesitleri aktarır okuyucuya…
Romanı kurgular ve yazarken gerçek hayattan alıntılar yapar ya da en azından esinleniriz yaşananlardan. Tabi her ne kadar gerçek hayatları yazıyor ya da aktarıyor olsanız da, birebir yansıması olmaz olanların. Mesajınız veya konunuza uygun olarak bir takım değişiklikler ve kurgusal dokunuşlar yaparsınız olaylara. Sonuçta, yaşanan veya yaşanması muhtemel olayların birleşimidir roman.
Roman karakterleri de, gözlemlerinize ve bilgi birikiminize dayalı olarak oluşturduğunuz gerçek hayattan alınmış kişilerdir aslına bakarsanız.
Anı ise, en iyi tanıdığınız kişiyi, yani kendinizi ve başınızdan gelenleri, hiç müdahale etmeden aktardığınız metindir.
İkisi de gerçek hayattır ancak anı türünde yazarın olaylar ve karaktere müdahalesi söz konusu değildir. İşte bunun için çok fazla fark yoktur aslında iki türün arasında.
En belirgin fark, anı türünde, karakterin yaşadığı şekilde aktarmaktır olayları.

“Leylak Kokulu Sokaklar” ile ilgili bilgi verebilir misiniz peki, neler anlattınız son kitabınızda?

İnsan, belli bir yaşa ulaşınca dönüp arkasına bakar ya… O zamana kadar hayat denen engelli koşuda sağına, soluna, önüne, arkasına bakmadan gücünün son demine kadar koşar ve yorulduğunda ellerini dizlerine yaslayıp nefeslenme arası verir. Biraz olsun dinlenip kendine gelmek ve yeniden koşuya devam etmek ister ya hani.
İşte o anlarda dönüp bakar arkasına ben neredeyim diye…
Nereden geldim, nereye gidiyorum sorusunu yöneltir ya kendi kendine.
Ve, durup dinlenmeden, yorulduğunu, takatinin tükendiğini fark etmeden, belki de neler olduğunu, olacağını hiç düşünmeden, kendisine hiç zaman ayırmaksızın, hayat kulvarında koştukça koştuğunun farkına varırsın ya.
İşte o zaman, sen, ne yaparsan yap, hangi hedefi koyup, ne kadar güç harcarsan harca, iş dönüp dolaşıp mutlak planlayıcının koyduğu noktada nihayet bulduğunun ayırdına varıp bir noktalı virgül atarsın hayat yazısına.
Bir başka yöne döner hayatının akışı o saatten sonra.
Ya kendin anlatır kendin dinlersin ilahi planlamanın sana akseden yönlerini ya da başkaları ile paylaşırsın, paylaşmak istersin.
Sanırım ben de o noktalı virgülden sonra paylaşmak istedim yaşadıklarımı.
Yazar refleksi ile paylaşma talebi birleşince de “Leylak Kokulu Sokaklar” çıktı ortaya.

Neleri anlattınız bu kitapta?

Hafızamın kayıt işlemine başladığı yaşlarımdan –ki bu 70’li yılların başına tekabül ediyormuş bunu da öğrenmiş oldum- hayat koşuma noktalı virgül koyduğum memuriyet başlangıcıma kadar geçen süre içerisinde zihnimde yer bulmuş olaylara ve mekânlara yer verdim “Leylak Kokulu Sokaklar” da.

Dolayısıyla 1970 ve 1980 li yılların Ankara’sını, 1980 li yılların İstanbul’unu ve 1990 lı yılların ilk yarısının İzmir’ini anlatmış oldum bildiğim ve yaşadığım kadarıyla.

Sizin için önemli bir yer ve zaman dilimi olduğunu fark ettiniz mi peki bunları aktarırken?

Elbette…
Her insanda vardır sanırım bir çocukluk özlemi. En çok da şu an bulunduğum çağlarda nükseder bu hasretlik duygusu.
Dönüp arkama baktığımda, çocukluğuma ve dolayısıyla da 1970 li yıllar ve o yılların Ankara’sının benim nezdimde çok özel bir yere sahip olduğunu fark ettim bu kitabı hazırlarken.
Belki ben duygusal yaklaşıyor olabilirim ancak gerçekte de o yıllar ve o yılların Ankara’sı bambaşka idi sanki.
Serkan DEMİRTAŞ

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Bakanlıktan sinema sektörüne dev destek

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.