Eflatun mağara

Eflatun ya da yaygın bilinen adıyla Platon un “mağara “metaforunu az buçuk felsefeye sosyolojiyle, sosyal psikolojiye ilgi duyan herkesin bildiği bir alegori kıssa ya da mesele. Bilmeyenler için kısaca hatırlatmak gerekebilir. Sokrates Platon ve Aristoteles felsefenin kurucu babaları, birbirinin ardılı tamamlayıcısı hatta fiilen hocası, Aristoteles Platonun öğrencisidir. Meşhur Platon Akademiasının uzun soluklu öğrencisi  (tam ondokuz yıl). Platon’un en çok bilinen Politeia (devlet) adlı yapıtıdır. Eser kabaca devlet ve yönetiminden, yöneticilerinin niteliklerine dair düşüncelerden oluşur. Mağara alegorisine dönersek :”Bir grup insan karanlık bir mağara içinde, doğdukları tarihten itibaren mağaranın kapısına yani aydınlığa bakmadan arkası dönük bir şekilde oturmaya mahkumdurlar. Asla kafalarını çevirip aydınlığa bakmamaları gerekmektedir. Tek gördükleri şey önlerinde yer alan duvardan başka bir şey değildir. Arkalarında yanan bir ateşin ya da ışık kaynağının önünden geçen çeşitli biçimlere bürünmüş insanlar, ellerinde kollarında ya da kostümlerindeki hayvani imgelerden oluşan bir geçişin duvara yansıyan düşen gölgelerinden başka bir şey göremezler. Mağara mahkumlarının yaşama ve dışarıda akıp giden hayata dair tek bilgilenme

biçimi bu duvara yansıyan,  gölgelerden ibarettir (nedense bana, fena halde “aptal kutusu” diye tanımlanan tv’leri hatırlattı).Varoluşlarından beri bu şekilde konumlandıkları için onlar için tek gerçek gölgeler ve onların çağrışımları, anımsattıkları. Bu guruptan bir kişi zincirlerinden kurtulup

dışarı çıkmaya cesaret eder, gölgelerin esas kaynağını ve gölgelerin nasıl oluştuklarını farkeder, gerçek dünyayı görür, büyük aydınlanma ya da şaşkınlık yaşayan bu figür-bir devrimci ya da bir bilim insanı olsun-gördüklerini anlaması yorumlaması ve belki de inanması, eski yerleşik bilginin konforu ve rehavetinden kurtulması, çok güç olduğundan muhtemelen geri dönüp, mağaradakilere anlatması ve gördükleriniz bildikleriniz, doğrularınız dogmalarınız bir “yanılsama” gerçeğin ise mağaranın dışında akıp giden hayat olduğunu söylemesi pek mümkün değildir. Muhtemelen bunu söylediği an “mağara haini” olarak yaftalanacağını suçlanacağını belki de cezalandırıldığını düşünür. Her neyse anlayan anlamıştır bu kıssadaki “alt metni”. Mağara toplumu, zincirler kişiyi sınırlayan dogmaları kuralları gelenekleri, gölgeler ise toplumun belirlediği sorgusuz sualsiz, ön kabuller ve doğrulardır. Platon ya da Eflatun un metaforundaki zincirlerinden kurtulmuş kişinin yanında pek de dikkat edilmeyen bir ayrıntıyı sanat ve felsefe tarihine ben armağan etmek istiyorum (şaka). Evet bu klasik okuma biçimi pekçok sosyolojik, kültürel, toplumsal hatta toplum mühendisliği tartışmaları için, 2500 yıllık şahane bir hikaye bir 2500 yıl daha çalışır, türümüz o kadar yaşamayı becerebilirse. Ben bu mağaradaki zincirlenmiş kitle içerisindeki sanatçıyı(!) yani o müthiş mağara resimlerini yapan sanatçılara dikkat çekmek istiyorum.Bütün herkes mağara duvarlarına yansıyan “gölge oyununa” dikkat kesilmişken, (üstelik tek kanallı !) bu sanatçılar verili olanla yetinmemiş  mağaralarının duvarlarını neredeyse 30-40 bin yıldır şenlendirip yaratıcılıklarını gösteriyorlardı ,sıkıcı  tekdüze güncel yaşamlarına anlam derinlik ve kalıcılık katıyorlardı. Bir çok teori mevcut, bu işlerin neden nasıl yapıldıklarına dair ,emin olun  günümüzdeki yapılma  gerekçelerinden çok da farklı değildir .Alman filozof Heidegger ‘in güzellik tanımındaki gibi ” güzellik, varlığın gizlilikten kurtulması, gün ışığına çıkması olarak  tanımlar” ve devamla “bunun hakikatten başka bir şey olmadığını” söyler .

Fransa’daki Lascaux mağarasındaki resimler 17 bin, yeni keşfedilen yine Fransa’daki Chauvet 32 bin İspanya’daki Altamira mağarası resimleri 30 bin yıllık bir geçmişe tarihlenebiliyor. İnanılmaz bir zaman dile kolay. Zamanı anlamak için şu an yaşadığımız tarihe otuz bin yıl ekleyin ve hayal edin edebilirseniz. Özetle (şimdilik) bilinebilen ya da keşfedilen 30-40 bin yıldır mağaralarımızı ,süsleme ihtiyacı ve bilinci hiç değişmedi.Mağaralarımıza artık  fakirhane-Toki -ev- hane -daire- villa- yazlık kışlık- rezidans- loft- teras-yalı -3+1 – avm -ofis ne isim verirseniz verin envai çeşitlerde ve stillerde  yapmaya süslemeye devam ediyoruz ve edeceğiz galiba. Hegel’le kapatalım mağara mevzusunu ve sanat’a duyduğumuz ihtiyacın gerekçesini. Diyor ki Hegel:” Sanattaki güzel ruhtan doğmuş güzeldir. İnsan doğaya güzeli getiren varlıktır.”

 

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

17.01.2018

Hızlı Yorum Yap

0 0 0 0 0 0
Güçlü Anadolu Gazetesi'e üye olun

Zaten üye misiniz ? Buraya tıklayarak Üye girişi sağlayabilirsiniz.

Güçlü Anadolu Gazetesi'e giriş yapın

Henüz üye değil misiniz ? Buraya tıklayarak Üye olabilirsiniz.

Haber gönderim sistemimize hoş geldiniz

Galeri Alanı

828 x 470