Bir gazetecinin günlüğü

Her gün işyerine en erken gelen biri olarak yaptığım ilk iş; çay suyunu koyup Türk çayı ile karıştırılmış kaçak çayı demlemek oluyor. Çayın dem tutmasını beklerken gündemdeki haberlere bakıyor ve rutin olarak gelen mailleri kontrol ediyorum. Gelen mailler arasında Tüketici ve Çevre Eğitim Vakfı’nın(TÜÇEV) her yıl geleneksel olarak düzenlediği ‘Foto Safari’ yarışması gözüme çarpıyor. Fotoğraf çekmeyi seven biri olarak maili kontrol ettikten sonra beşincisi düzenlenen ‘Foto Safari’ yarışmasına katılma kararı kılıyorum. Yarışmanın şartlarını yerine getirmek için verilen formu doldurup katılma durumumu kesinleştirdikten sonra, bununla kalmıyorum Yerel ve Ulusal Medya’da çalışan emekçi dostlarımla bu durumu paylaşıyorum. Emekçi dostlarımla katılacağım bir yarışmadan daha çok zevk alacağımı ve daha eğlenceli bir vakit geçireceğimizi düşünüyordum. Ki öyle de oldu.

Yarışmaya katılmamı sağlayan birinci neden gezmek ve fotoğraf çekmekti. İkinci neden ise yarışmayı daha çekici hale getiren para ödülüydü. Çünkü maili kontrol ettiğimde gözüme çarpan detaylardan birisi de para ödülüydü. O anda, kendi kendime bu ödülü çekeceğim fotoğraflarla kazanabileceğimi düşünmüştüm. Kazanacağım parayı bu yılki yıllık iznimde doyasıya harcama fikri aklıma gelmişti. Ne de güzel hayaller kuruyordum. Hayal etmekte umut etmek gibi bir şey. Umutsuz yaşanılmayacağı gibi hayalsiz de… Fakat çok geçmeden bu güzel hayallerden yarışmaya katıldığımız gün vazgeçiyorum. Daha doğrusu vazgeçmek zorunda kalıyorum. Atalarımız çoktan devreye girmişti; evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Ama her şeye rağmen üç gün boyunca güzel hayaller kurmuştum. Bu tarz anlık hayalleri emekçi dostlarıma ve siz değerli okuyuculara da tavsiye ediyorum.

Yarışma günü geldi çattı kapıya. Basın mensupları ile bindiğimiz araçta güle eğlene Nallıhan Kuş Cennetine doğru yol almaya başladık. 5. Foto Safari yarışması her yıl olduğu gibi Nallıhan Kuş Cenneti’nde düzenleniyordu. 1997’den beri belli aralıklarla düzenlenen yarışmanın temel amacını ise AKP Ankara Milletvekili Nevzat Ceylan şu cümlelerle açıklıyordu: “Avcılığın silahla, tüfekle değil, fotoğrafla yapılmasını özendirmeye çalışıyoruz.” Nesli tükenmekte olan kuş türleri için oldukça güzel bir amaç ve tema olduğunu belirtmek istiyorum. Çünkü gelişi güzel ve bilinçsiz bir şekilde avlanan avcılardan dolayı hayvan ve kuş türlerinin ciddi derecede azaldığını ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını biliyoruz. Yol boyunca daldığımız koyu sohbetten sonra kuş seslerinin kurbağa seslerine karıştığı o müthiş Kuş Cenneti’ne varmış bulunuyoruz. İndiğimiz gibi o müthiş manzarayı seyre dalıyor, o güzel ve temiz havayı ciğerlerimize işlercesine içimize çekiyoruz. Şehrin beton görünümünden, kirli havasından ve gürültülü hayatından uzak bir yerdeyiz. Uzun mu uzun bir aradan sonra ayaklarımız toprak ile buluşmanın heyecanını yaşıyor. Bu güzel anları popüler kültür ile özdeşleştirmenin acelesi ile selfieler çekip paylaşıyoruz. Güzel anları ölümsüzleştirmek fotoğrafçının işidir. Tıpkı sayısız güzel anları ölümsüzleştirdiğimiz gibi Kuş Cenneti’ndeki cenneti de ölümsüzleştirmenin heyecanını yaşadık.

Her yarışma ve etkinlik öncesi yapılan protokol konuşmalarına girmek bile istemiyorum. Biz gazetecilerin en çok sıkıldığı anlar, bu protokol konuşmalarının yapıldığı anlardır. Bir an önce bu konuşmaların bitmesini isteriz. Protokol konuşmalarının bitmesi ile birlikte fotoğraf çekmeye koyuluyoruz. İşte tam da o anda lenslerimizin yetmediğini yanımda avcı elbisesi giymiş ve 40-800 odaklı lensini çıkararak fotoğraf çekmeye başlayan kişiden anlıyorum. Ben 40-800 odaklı lensi gördükten sonra hafif bir şekilde utanarak oradan uzaklaşıyorum. 18-55 lens ile gelen meslektaşlarıma ise hiç değinmek bile istemiyorum. Çaresizliğimizi anladıktan sonra başladık çiçek, böcek ve manzara fotoğraflarını çekmeye. Bolca fotoğraf çektikten sonra gezi programına dahil oluyoruz. Önce Çayırhan Gölü üzerindeki tekne turuna katılıyoruz. Tekne turunun ardından güzel bir yemek yiyerek semaver çayı eşliğinde öğle arasına giriyoruz. Öğleden sonra ise Karadeniz dağlarına doğru tırmanıyoruz. Çünkü Nallıhan Karadeniz’e yakın bir Ankara ilçesidir. Karadeniz dağlarına Uyuzsuyu Şelalesi’nin eşsiz güzelliğini görmek için tırmanıyoruz. Yorucu bir tırmanmanın ardından o eşsiz güzelliği görüyoruz. İlk yaptığımız şey ise ayaklarımızı çıkararak şelalenin soğuk sularına girmek oluyor. Bu eşsiz güzel yerde fotoğraf çekmeden durur muyuz? Birbirimizin bolca fotoğraflarını çektikten sonra yola koyuluyoruz. Bir güzel etkinliği hatıralarda silinmeyecek şekilde geride bırakıyoruz.
Ekonomik imkanı olan ve altında arabası olan bütün okuyucularıma ve dostlarıma bu güzergahta yer alan tarihi yerleri gezmesini, Çayırhan Gölü üzerindeki tekne turuna katılmasını, Kuş Cenneti ve Uyuzsuyu Barajının doğal güzelliklerini görmesini tavsiye ediyorum… Sadece yapacağınız tek şey bir gününüzü ayırmak olacaktır. Betonlar arasında kalmış hayatınıza bir gün ara vermeniz sizi rahatlatacaktır…

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Azla yetinen Şehir: Ankara

sf TÜRKİYE'DE KORONAVİRÜS
208.938

VAKA

187.511

İYİLEŞME

5.282

ÖLÜM

21.427

AKTİF VAKA

sf DÜNYA'DA KORONAVİRÜS
12.060.772

VAKA

6.604.268

İYİLEŞME

549.846

ÖLÜM

5.456.504

AKTİF VAKA

Yazarlar
Video
Galeri
Güçlü Anadolu Gazetesi'e üye olun

Zaten üye misiniz ? Buraya tıklayarak Üye girişi sağlayabilirsiniz.

Güçlü Anadolu Gazetesi'e giriş yapın

Henüz üye değil misiniz ? Buraya tıklayarak Üye olabilirsiniz.