h Dolar 7,4453 %1.09
h Euro 8,9956 %1.09
h BIST100 1.531,05 %0.15
a İmsak Vakti 05:48
Ankara
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

15 Temmuz Gazisi Muammer Polat: “Bugün de Şehadete Hazırız”

15 Temmuz Gazisi Muammer Polat: “Bugün de Şehadete Hazırız”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Herkes birkaç saniyeliğine sustu ve içimize bir sessizlik çöktü. Üzerimize yağmur gibi mermi yağmaya başladı. Göğsümde müthiş bir yanma hissettim. Kafamı bir kaldırdım, etrafıma bir baktım ki bakmaz olaydım, görmez olaydım. Barut ve kanın karışımıyla farklı bir koku ortaya çıkmıştı. O koku burnumdan aylarca gitmedi. Görüntüler bugün bile gözümün önünde.”

Bu sözler, 15 Temmuz 2016 gecesi Külliye’nin yakınındaki Jandarma Genel Komutanlığı önünde gazi olan Muammer Polat’a ait.

Türkiye, 15 Temmuz’da tarihinin en kritik ve en uzun gecelerinden birini yaşadı. Fetullahçı Terör Örgütü’nün darbe teşebbüsüne karşı yüz binlerce vatandaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı ile vatan savunması katılıp darbe girişimine “dur” demek için sokağa döküldü. O gece, eli kanlı terör örgütüne karşı dünyada eşine rastlanmamış bir direniş gösterildi. Türkiye o gece 251 vatandaşını şehit, 2 bin 190’ını da gazi verdi.

İşte bu gazilerden biri olan Muammer Polat, o gece yaşadıklarını Güçlü Anadolu’ya anlattı.

“Huzur ve Mutluluğumuzu Bozan Bomba”

Muammer Polat, 15 Temmuz gecesi eşiyle birlikte oğlunu parka götürmüştü. Bir banka oturmuş sohbet ediyorlar, kahkahalarla eğlenen çocukları izliyorlardı. Huzur ve mutluluk dolu bu sahneyi Gölbaşı Polis Özel Harekât Başkanlığı’na atılan bomba bozdu. Bomba, Gölbaşı’nın her yanını deprem gibi salladı.

Muammer Polat, bir şeylerin ters gittiğini anladı. Cep telefonunu evde unuttuğu için kimseyi arayıp ne olduğunu soramadı. Eşini ve çocuğunu alıp hızla eve döndü. Telefonu eline aldığında saat gece 24.00’ü gösteriyordu ve kötü haberi öğrendi. Ne yapacağını düşünürken ikinci bomba sesiyle irkildi. Eşine döndü, “Ben çıkıyorum, çıkmam lazım” dedi. Eşi ise başına bir şey geleceği endişesiyle gitmemesi için yalvarıyordu. Muammer Polat eşine, “Mısır, Suriye, Irak olamayız. Bunun için çıkmam lazım” dedi ve hızla kendisini dışarı attı.

Koşarak AK Parti Gölbaşı ilçe binası önüne geldi. Kendisi gibi yüzlerce kişinin orada ne yapacağını bilmeden beklediğini gördü. Bağırarak herkesin önemli kurumların önüne giderek direnmesi gerektiğini söyledi. Herkes arabalara doluştu ve hareket etti. Muammer Polat da bir arabaya binerek Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin bulunduğu Beştepe’ye doğru hareket etti. Önce AK Parti Genel Merkezi’nin önünde beklemeyi düşündü ancak orada müdafaa edilecek bir durum olmadığını görünce arabadakilerle tekrar Külliye’ye doğru hareket etti.

 

“Asıl Siz Geri Dönün”

Külliye kavşağına geldiklerinde askerlerin tanklarla yolları kapattıklarını gördü. Jandarma Genel Komutanlığı’na yakın bir mevkideydiler. Sol tarafındaki alandan taze barut kokusu geliyordu. Asker kılığındaki hainler ile polisimiz çatışmıştı. Çatışma, Muammer Polat ve arkadaşları gelmeden iki dakika önce bitmişti.

Saat tahmini 12.45’i gösteriyordu. Muammer Polat ve arkadaşları ne yapacaklarını düşünürken bulundukları bölge teröristlerce taranmaya başladı. Herkes şoka girmişti. Polat ve arkadaşları iki dakika boyunca arabanın içinde bu saldırıyı izledi. Arabadakiler saldırı biter bitmez arabanın kapısını açtılar ve aşağı indiler. Orada bekleyen askerler ise silahlarını hızla onlara çevirdi. İçlerinden biri, “Geri dönün” diye bağırdı.

Muammer Polat ve birlikte geldiği arkadaşları bu çağrılara aldırış etmedi. Polat, askerlere doğru oldukça yüksek sesle “Asıl siz geri dönün. Ne işiniz var burada? Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan sizlere ‘geri çekilin’ diye emir veriyor, emre itaat edin, kışlaya dönün” diyerek bağırmaya başladı.

Birçok vatandaş saldırıdan korunmak için sağda solda siper almış olanları izliyordu. Herkes bulunduğu yerden Muammer Polat ve arkadaşlarının yanına gelmeye başladı. Yine de kalabalık yeterli değildi. Bir er bundan cesaret alarak havaya ateş ediyor, kalabalığın daha da artmasını engellemeye çalışıyordu. Bir başka er ise gözleri dolu, dokunulsa ağlayacak bir halde olan biteni takip ediyordu.

 

“Şehadet İçin Toplanıyorlar”

Bir başka kalabalık ise Külliye’nin duvarının dibinden ilerleyerek Külliye’nin önüne geçmeye çalışıyordu. Muammer Polat o yöne döndü ve avazı çıktığı kadar, “Bu tarafa gelin, bu tankları buradan göndermemiz gerekiyor” diyerek bağırmaya başladı. Kalabalık bunun üzerine Polat ve arkadaşlarının bulunduğu göbeğe yöneldi.

Kalabalığın sayısı giderek artıyordu ve Muammer Polat belki de bilmeden onları oraya şehadetleri için topluyordu. Saat 12.55 civarıydı. Kalabalık arttıkça askerlerin başında bekleyen bir yarbay tedirgin oluyordu. Bir kalabalığa bakıyor bir tankın arkasına sığınıyor, oradaki askerlere bir şeyler söylüyordu.

Kalabalık ise tekbirlerle adım adım ilerleyip askerlerin üzerine doğru yürürken askerler havaya ateşe edip gelenlere tehditler savuruyordu. “Kışlanıza dönün” diye bağıran kalabalık askerlerin yakınına kadar gelip onları enterne etmek üzereydi ki yarbayın telsizden “Ateş açın” talimatı işitildi.

 

“Herkes Birkaç Saniyeliğine Sustu”

Muammer Polat cep telefonu elinde olanları videoya kaydediyordu. Yarbayın talimatı üzerine telefonunun kamerasını ona doğru çevirdi. Yarbay kendisini gizlemek için iki tankın arasına girince Muammer Polat da onu takip etti. Tam bu sırada “Allahuekber” diye bağıran herkes birkaç saniyeliğine sustu. Herkesin içine bir sessizlik çöktü. Saat 01.03’ü gösteriyordu ve Muammer Polat’ın da aralarında olduğu kalabalığın üzerine yağmur gibi mermi yağmaya başladı.

Muammer Polat göğsünde müthiş bir yanma hissetti. Acı dayanılacak gibi değildi. Bir eliyle göğsüne bastırıyor, diğer eliyle de başını ve vücudunu kontrol ediyordu. Bir ara kendisine geldi ve kafasını kaldırdı. İçinden “Bakmaz olaydım, görmez olaydım” diyordu. Herkes yerde yatıyor, her yan kan kokuyordu. Barut ve kan birleşmiş, tarifi zor bir koku yayıyordu. Bu koku Muammer Polat’ın burnundan aylarca gitmedi. Görüntüler ise bugün hâlâ gözlerinin önünde canlılığını koruyor.

“Beni de Hastaneye Bir Polis Götürdü”

Saldırının ilk şokunu atlatanlar hemen yattıkları yerden fırladı. Ağır yaralılar hasar almamış arabalara taşındı, hızla hastanelere sevk edildi. Muammer Polat da yarılıydı ama kendi yarasını unutmuştu. Tüm yaralılar hastaneye gönderilince bir polis Polat’ı aracına bindirdi ve hastaneye götürdü.

Muammer Polat söyleşimiz sırasında hain kalkışmanın üzerinden dört yıl geçmesine rağmen o geceyi anı anına hâlâ yaşadığını söyledi. Şehitlik mertebesine ulaşamadığı için üzülüyordu ama “Yaşıyorsak bir sebebi var diyerek yolumuza devam ediyoruz” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Son zamanlarda internette fenomen olup dinimizi aynı Fettullahcı Terör Örgütü gibi istismar eden,milyonlarca izlenmesi takipçisi,beğenisi olan insanlardan para toplayıp dinimizi yansıtmayan , çelişkili vaazlarda bulunan, dernek adı altında faaliyet gösteren birçok yapı bulunmakta”

Polat’ın bu ülkeye ve liderine karşı bir daha kalkışmaya cesaret edecek olanlara ise mesajı net, “İster tank, ister jet, ister son model silahları ile gelsinler, biz bugün de şehadete hazırız.  Rabbim bize de dinimiz, bayrağımız için şehadeti nasip eder inşallah.”

(Serkan DEMİRTAŞ)

Devamını Oku

OGUR: Sorumluluğu ‘Milli İrade’den aldık

OGUR: Sorumluluğu ‘Milli İrade’den aldık
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ankara hukuk ve siyaset camiasının yakından tanıdığı Avukat Ömer Ogur, milli bürokrasinin önemine değinerek, gelecekte atılması gereken adımların rotasını çizdi.  Suriye İdlib’deki rejim güçlerinin  hain saldırısı sonrasında yaşanan  gelişmeler ve İdlib’de son durumu tarihi bir çerçeve içerisinde değerlendiren  Avukat  Ömer Ogur, gazetemize önemli açıklamalarda bulundu. Avukat Ogur, Bizim, her şekilde o bölgede barışı sağlamamız, saldırıları o bölgede karşılamamız ve huzuru sağlamak adına destek olmamız şart diyerek “ Bu bizim tarihi sorumluluğumuzdur” dedi.

Türkiye ile Rusya arasında varılan anlaşmaya bağlı olarak Suriye’nin İdlib kentinde ateşkes yürürlüğe girdi. İdlib’de yaşananları değerlendiren Avukat Ömer Ogur, Biz Anadolu’yu korumak için, içeride bu savaşı yaşamamamız için İdlib’de olmak zorundayız bu o bölgenin ve coğrafya’nın tamamına borcumuzdur” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin neden İdlib’de olduğunu anlamak için 1920 son Osmanlı Mebusan Meclisini  iyi bilmek  gerektiğini vurgulayan Avukat Ömer Ogur, “ Son Osmanlı Mebusan Meclisi Türk devlet aklının kurtuluş, kuruluş ve yeniden yükseliş stratejisini belirlemiştir. Meclis’te Mustafa Kemal ve silah arkadaşları dahil bütün milli unsurlar kurtuluşun fiziki sınırının Ahd-ı Milli olduğunun ve Ahd ı- Milli’nin  son çekilecek kale olduğunu buranın mutlaka savunulması gerektiğini ifade etmiştir.  Atatürk, Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır bu sathı müdafaa bütün vatandır dediğinde Ahd-ı Milli’yi kastetmiştir. Aslında tarihimize baktığımızda bu çok açık ve net bir gerçektir. İnsanlar ideolojilerine ve fikirlerine göre tarihimizi değerlendirmektedir ama gerçekten baktığımızda Ahd-ı Milli kararının ekonomik, sosyo-ekonomik, konjoktürel, konvansiyonel bir karar olduğu açıktır” ifadesini kullandı.

“SIKINTI BİZİM NEDEN İDLİB’DE OLDUĞUMUZ DEĞİL NEDEN ONLARIN ORADA OLDUĞU OLMALIDIR”

Neden İdlib’deyiz diye kendimize sormadan önce Atatürk neden son nefesine kadar Musul ve Kürkük Ahd-ı Milli’dir diyerek vefat etmiştir onu düşünmeliyiz diyen Avukat Ogur; ” İkinci olarak da neden ABD, İsrail, Rusya, Avrupa  burada sorusunu sormalıyız. Rusya sadece bölgeye  sıcak denizlere açılmak için mi gelmiştir? Bu sıcak denizlerin ayrıca başka dinsel hedefleri başka ekonomik hedefleri yok mudur tabii ki vardır. Dolayısıyla buradaki sıkıntı bizim neden İdlib’de olduğumuz değil neden onların orada olduğu olmalıdır. Bu soruyu kendimize sorduğumuzda da neden İdlib’de olduğumuz ortaya çıkacaktır. İkinci olarak Ahd-ı Milli bir savunma hattıdır. Türkiye, 40 yıla yakın bir süredir hem FETÖ hem de PKK terör örgütünü kendi sınırları içerisinde karşıladı. Savunma hattımızı Diyarbakır sınırlarımızda, mülki sınırlar içerisinde kurduğumuz için dolayısıyla yapılan saldırılara ancak Diyarbakır’da, Mersin’de ancak Ankara’da ve İstanbul’da karşılayabildik. ABD’ye baktığımızda kendi ülkesine saldırıları engellemek için savunma hatlarını Suriye’de Adana’da İncirlik’te, Diyarbakır’da kurmuş. Aynı şekilde baktığımızda Rusya’da savunma hatlarını buralarda kurmuş. Biz Atalarımızın savunma hattı stratejisine uymadığımız için de sadece kendimizi içeride savunmak zorunda bırakmışız” ifadesini kullandı.

“AHD-I MİLLİ SINIRLARI BİZİM SAVUNMA HATTIMIZDIR”

Avukat Ogur: Türkiye’nin neden İdlib’de bulunduğunu Sayın Cumhurbaşkanımz Recep Tayyip Erdoğan’da dile getiriyor. Reel gerçeklikle baktığımızda da söyledikleri son derece doğrudur..  Ahd-ı Milli sınırları bizim savunma hattımızdır Bizim, her şekilde o bölgede barışı sağlamamız, saldırıları o bölgede karşılamamız  ve huzuru sağlamak adına destek olmamız şarttır. Bu bizim tarihi sorumluluğumuzdur. Teröre karşı güçle veya siyasetle  bölgede barışı sağladığımızda ve orada emperyal hedefi bulunan ülkelerin etkilerini en aza indirgediğimizde Ortadoğu coğrafyasında savaşın durduğunu göreceğiz.

 “MADEM BU VATAN TOPRAKLARININ VATANDAŞIYIZ TARİHİMİZİ İYİCE KAVRAMALIYIZ”

İdeolojik gözlüklerimizi çıkarmadığımız sürece gerçekleri göremeyeceğimizin altını çizen Avukat Ömer Ogur, “Öncelikle bu topraklarda yaşayan herkesin Nutuk’u okuması gerekir. Atatürk’ün kişisel hayatı üzerinden değil devlet aklı üzerinden okuması gerekir. Bu okumayı yaptığımız zaman biz neden Ahd-ı Milli’de olduğumuzu da görmüş olacağız. Madem bu vatan topraklarının vatandaşıyız tarihimizi iyice kavramalıyız.

Mustafa Kemal Atatürk, neden son nefesine kadar Musul, Kerkük, Hatay şu anda Suriye’de bulunduğumuz yerler ve İdlib diyerek son nefesini verdi bunu herkesin kendisine sorması gerekiyor. Sonuç olarak neden İdlib’deyiz diyen kişilerin gözlüklerini çıkararak neden biz bugüne kadar Ahd- Milli de barışı sağlayamadık, neden petrolün yüzde 95’inin ABD’nin, Rusya’nın diğer ülkelerin almasına izin verdik diye sorması gerekir” dedi.

“İNSANLIĞA BORCUMUZ OLDUĞU İÇİN İDLİB’DEYİZ”

Beş bin yılı aşan millet geleneğimizin kurumsal ifadesinin Kuva-yi Milliye ruhu olduğunu dile getiren Avukat Ogur,  şunları dile getirdi:

“İki bin iki yüz yıllık Türk devlet aklı, 1920 Osmanlı Mebusan Meclisi’ndeki kurtuluş-kuruluş ve yükseliş stratejisi ve M.Kemal Atatürk’ün stratejisi gereğince biz bugün İdlib’deyiz. Bugün neden İdlib’de olduğumuzu değil geçmişte bugüne kadar neden olmadığımızı sorgulamamız gerekir. Biz, o bölgede bu zamana kadar hayatını kaybeden, servetini kaybeden, petrol geleceğini ABD’ye, Rusya’ya devreden ve devretmek zorunda kalan Türk’ü, Kürdü, Çerkezi, Arap’ı yani kısaca bütün insanlara borcumuz olduğu için İdlib’deyiz.”

“TARİH BU SORUMLULUĞU BİZE VERMİŞTİR”

“Biz Anadolu’yu korumak için, içeride bu savaşı yaşamamız için İdlib’de olmak zorundayız. O bölgenin ve coğrafya’nın tamamına borcumuzdur. İddia ediyorum şu an o bölgede tüm gücüyle var olan  Türkiye’dir. Gerek siyasi gerek sosyolojik gerek ekonomik ve konvansiyonel gücüyle İdlib’dedir. Önce bu coğrafyada Müslümanın Müslümanı, Türk’ün Türkü, mazlumun mazlumu öldürmesi duracaktır. Sonra İslam coğrafyasında akan kan duracak ve Türk Avrasya’sı kurulacak daha sonra da İslam coğrafyası rahata erecektir. Tarih maalesef bu sorumluluğu bize vermiştir ve bu sorumluluktan kaçma şansımız da yoktur. İdlib’de bulunmamızın bir diğer sebebi de bölge insanına borcumuzun olması, savunma hattımızın olmasıdır.”

(Serkan DEMİRTAŞ)

Devamını Oku

Liyakat dönemi başladı

Liyakat dönemi başladı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Son zamanlarda insanların ağzında bir liyakat kelimesi dolaşıp duruyor. Gerek devlet kademelerinde gerek özel sektörde bütün başarılılar ve başarısızlıklar bu liyakat kelimesine bağlanıyor.
Pekala, ne demek bu liyakat? Kelimenin kökeni Arapçadan geliyor. Arapçada layık olma anlamına gelen ‘’lyk’’ kökünden gelen liyakatin Türkçe deki karşılığı ise ‘yakışmak’, ‘yaraşmak’ veya ‘uygun olmak’ diyebiliriz. Pekala, bir insan devlet kademesinde bir işe nasıl yakışır ya da uygun olur?
Tabii ki en önemli unsur eğitim ve tecrübe. Devlet kademelerinde çalıştıkları mevkiler ve burada gösterdikleri performanslarda çok önemli. Kişinin geçmiş iş deneyimleri, şimdiki görevinde yapacağı işlere dayanak oluşturmalıdır. Liyakatli atamalar kurumların içerisindeki rekabeti ve çalışma performansını da arttırmaktadır. Eğer liyakate göre atamalar yapılmaz ise, kişi başka yollara başvurur ya da bıkkınlık gösterir ve işine kendini veremez. Böyle de olunca devlet işleri yavaşlar, iş yapamaz hale gelir ve daha da önemlisi yetersiz, işini suistimal etme eğilimi olanlar göreve gelir ve devlet mekanizması zarara uğrar.
İçişleri Bakanlığı’nda öyle bir atama yapıldı ki son zamanlarda devamlı liyakatsiz kişilerin atandığı yönündeki konuşmalar birden kesildi. Kendi memleketim olan Malatya Kuluncak ilçesinde de kaymakamlık yapmış olan ve üstünden onca yıl geçmesine rağmen hala Kuluncak halkı tarafından sevilen ve ataması büyük bir coşkuyla karşılanan Mehmet Aktaş, Emniyet Genel Müdürü olarak atandı.
İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu yönetimi bölümünü başarıyla bitiren ve kaymakam olarak devlet kademesinde göreve başlayan Aktaş, birçok ilçede başarılı görevlerde bulunmuş ve gösterdiği başarılı yönetimler bakanlık tarafından dikkate alınmış ve bakanlık bünyesinde İller İdaresi Genel Müdürlüğü’nde sırasıyla Şube Müdürü, Daire Başkanlığı ve Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapmış. Daha sonra da İçişleri Bakanlığı İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığı görevine getirilen Aktaş, buradaki başarılarının ardından Karabük valisi olarak atanmıştır. Aktaş, aynı zamanda Emniyet Genel Müdürü olmadan önce de Şırnak Valisi olarak görevini sürdürmekteydi.
Bulunduğu bütün makamlarda vatandaştan kopmayan ve devlet – vatandaş arasında hep köprü olan Aktaş, görev yaptığı her yerde halkın büyük sevgisi ve saygısını kazanmış, himayesinde çalıştığı İçişleri Bakanının da dikkatini çekmiş ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Emniyet Genel Müdürü olarak atanmıştır. Atanması teşkilatta da büyük bir sevince yol açmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü’nde artık liyakat dönemi başlamış ve 174 yıllık teşkilata yakışır bir Genel Müdürle daha da başarılı bir dönem başlamıştır. Sayın Aktaş’ a görevinde başarılar dilerken, yazımı nizami mülkün bir sözüyle bitiriyorum. “Liyakatli ve tecrübeli bir köle, bin evlattan evladır.”

Devamını Oku

İşin ehli mi? Acemi berber mi?

İşin ehli mi? Acemi berber mi?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

31 Mart yerel seçimlerinden sonra AK Parti’de yapılması beklenilen Bakan ve İl Başkanları değişimi iddiası sıcaklığını koruyor. Her ne kadar Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan bu iddia için, ‘Birileri istedi diye kabine değişikliği olmaz, yaparsak istikrar kalmaz’ dese de, önümüzdeki sürecin çok kritik bir süreç olduğunu bu sürecin ruhuna göre kabine değişikliği yapılabileceğini düşünenlerdenim. Çünkü AK Parti Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçiş sürecinde herhangi bir hata ile karşılaşmak istemiyor. Bu yüzden de halkın takdirini kazanmış, güzel çalışmalara imza atmış ve tabanla ciddi bir iletişimi olan kişilerin tekrardan bakan koltuğuna oturabileceğini, oturması gerektiğini düşünüyorum.

Yukarıda bahsettiğimiz özellikleri barındıran adaylardan başında Malatya Milletvekili olan ve iki dönem Gümrük ve Ticaret Bakanlığı görevini başarılı bir şekilde yürüten Bülent Tüfenkci geliyor. Önümüzdeki süreçte Bülent Tüfenkci’nin tekrardan bakan olacağını, eğer ki AK Parti başarı odaklı bir felsefe izlemek istiyorsa kesinlikle önemli bakanlıkların birisine Tüfenkci’nin getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ülke olarak Atasözlerimizi ve Deyimlerimizi rehber eden bir toplumuz. Atasözlerimizi ve deyimlerimizi rehber edinmekten de hiçbir zaman zararlı çıkmış değiliz. Örneğin ‘işi ehline vermek’ gibi bir deyimimiz var. Deyimin verimlilik ile ilgili bağlantısı araştırıldığında varılan noktalardan birisi Bülent Tüfenkci oluyor. Herhangi bir alanda başarı ve verimlilik istiyorsan, işi ehline vereceksin ve başını acemi berbere teslim etmeyeceksin. AK Parti’nin bu önemli süreçte, yapılacak en ufak bir kabine değişikliğinde, başını acemi bir berbere teslim etmeyeceğini düşünüyorum.

2001 yılından beri AK Parti Malatya İl Örgütü içerisinde yer alan ve taban ile iletişimi sağlam olan Bülent Tüfenkci’nin, AK Parti’nin Malatya’da yüzde 70’lere yaklaşan bir oy oranı almasındaki payının da büyük olduğunu düşünüyorum. Çünkü seçim süreci boyunca Bülent Tüfenkci’nin görüşmediği kurum, girmediği mahalle ve çalmadığı kapı kalmadı. AK Parti tarafından Malatya’ya yapılan devasa hizmetlere ise değinmek bile istemiyorum. Dolayısıyla Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitiren ve Ticaret Hukuku alanında yüksek lisansını tamamlayan ve başarılı bir şekilde iki dönem bakanlık görevini yürüten birisine tekrardan görev verilirse layıkıyla yerine getireceğine inanıyorum. Hatta AK Parti’nin başarı kriteri için, kendi tabanında yetişen ve tabanı iyi bilen kişilere ihtiyacı olduğunu tekrarlıyorum. Ancak halkın içinden gelen kişilerin halkı anlama olasılığı var. Halka fildişi kulelerinden bakanlar ile yol alınmayacağını hepimiz biliyoruz ve görüyoruz.

Kabine değişikliği iddialarının önümüzdeki günlerde tekrardan gündem olacağını düşünüyorum. AK Parti’nin yapılması olası olan bu değişiklikte Bülent Tüfekci’ye yer vereceğini ve vermesi gerektiğini düşünüyorum. İşin ehli mi? Acemi berber mi? Hep beraber bekleyip göreceğiz.. Kalın sağlıcakla…

Serkan DEMİRTAŞ

Devamını Oku

‘Benim sadık yarim kara topraktır’

‘Benim sadık yarim kara topraktır’
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Aralık 2013’de BM Genel Kurulunda 5 Aralık Dünya Toprak Günü olarak kutlanacağı kabul edildi. 5 Aralık Dünya Toprak Günü her yıl toprağın sağlıklı olmasının önemine dikkat çekmek ve toprak kaynaklarının sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesini savunmak amacıyla düzenleniyor. Her yıl değişik temalar altında kutlanan 5 Aralık Dünya Toprak Günü, 2018 yılında da toprak kirliliği, insanlığın gezegende neden olduğu değişimin en somut ve görülebilir örnekleri arasında. 2018 yılının teması olan #StopSoilPollution (T. Toprak Kirliliğine Son Ver) da insanlar arasındaki farkındalığı arttırmayı hedefliyor.

Araştırmalara göre dünya da son 150 yılda bereketli toprakların yarısı kaybedilmiş durumda. Bir taraftan artan bir nüfus gerçeği ortadayken, diğer taraftan ise bu nüfusun gıda tüketimi nasıl karşılanır gerçeği göz önünde durmaktadır.  Gıdamızın yüzde 95’inin topraktan üretildiğini göz önünde bulundurduğumuzda, toprağın sağlıklı olması gerekir. Maalesef sağlıklı bir topraktan bahsedemiyoruz. Çünkü çıkarılan kanun ve yönetmeliklerle verimli tarım alanları yok edilmekte, bilinçsiz bir şekilde kullanılmakta ya da kirletilmektedir. Durum böyle olunca kişi başına düşen verimli tarım arazileri de her geçen gün daha düşmektedir.

Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli 5 Aralık Dünya Toprak Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, “7 milyon hektar alanda 258 ovamızı ‘tarımsal sit alanı’ ilan ettik. Koruma altına alınan ova sayısının 2023 yılına kadar 300’e çıkarılması için çalışmalarımız devam ediyor.” dedi. Eğer ki bir yerde sit alanı oluşturmaya başladıysanız, bu bize; o yerde tarım arazilerinin tarımsal üretimin dışında bilinçsizce kullanıldığının göstermektedir. Bu bilinçsiz kullanımın önüne geçmek için bunlar yapılıyordur. Fakat tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması da en az sit alanının oluşturulması kadar önemli ve üzerinde durulması gereken bir konudur. Bu hem Türkiye hem de Dünya için önemlidir.

Toprağın ne kadar önemli olduğu hem inanca hem de şairlerin sözlerine yansımıştır. Örneğin büyük şairimiz Aşık Veysel toprağın önemini; ‘benim sadık yarim kara topraktır’ şeklinde belirtmiştir. Bu söz toprağa verilen önemin göstergesidir. Mecusiler (ateşe tapanlar) toprağı kirletmemek için ölülerini toprağa gömmüyorlarmış. Sadece kemiklerini bir kap içinde gömüyorlarmış. İslamiyet inancına göre ise, abdest almak için su bittiyse, suyun yerine toprak kullanılabiliyor. Toprak ile abdest alınabilir. Bu iki inanca bakıldığında toprağın ne kadar önemli olduğu ve temiz tutulması gerektiği açık bir şekilde görülmektedir. Toprağın önemi ezelden beri bilinmektedir. Unutmayalım, insan toprağın sahibi değil, toprak insanın sahibidir.

Günümüzde hala bazı kabilelerin neolotik çağı yaşaması toprak-insan-tarım ilişkisini çok güzel bir şekilde açıklamaktadır. Enformasyon ve teknoloji çağında toprak ve tarım süreci hala devam ediyor. Bu çağda yaşamın sürdürülebilirliğini sağlamak için biz insanlara düşen temel görevler bulunmaktadır. Bu temel görevlerin başında toprağı kirletmemek yer almaktadır. Her gün konut, turizm ve sanayi yapılaşmaları ile işgal edilen tarım alanlarına sahip çıkmamız gerekir. Aksi takdir de gelecekte yaşanması olasılık olmaktan çıkan gıda savaşlarının etkisini hafifletmek bile söz konusu olamayacaktır. Toprağın ve toprağı kullanan çiftçilerimizin değerini bilmeliyiz. Çünkü bu gidişle gelecekte topraksız birer birey haline gelmiş olacağız. Topraksız birey demek, gıdasız ve sağlıksız birey demektir. Kalın sağlıcakla..

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.