a
Rozita Merve Hamidi

Rozita Merve Hamidi

23 Haziran 2021 Çarşamba

YKS

YKS
0

BEĞENDİM

ABONE OL

YKS için geri sayım başladı. Üç oturumda gerçekleşecek olan sınava 2 milyon 607 bin 903 kişi başvurmuş. Yaklaşık 3 milyon aday sınava girecek ve geleceği için ilk adımı atacak. Stresi ve heyecanıyla bir şekilde geçecek o sınav. Sınavda bilgisine ve kendisine güvenenler hedeflerine ulaşmak için çabalayacak. Hayallerindeki üniversiteyi ve bölümü kazanmak için çaba gösteren adaylar, sorularla baş etmeye çalışacak. 

Çoğumuz o yollardan geçtik ve ne kadar sıkıntılı bir süreç olduğunu biliyoruz. Kendiniz, aileniz ve çevreniz de en az sizin kadar heyecanlı. Üniversiteyi kazanmak hayata yeni bir başlangıç yapmakla aynı şey. Yeni bir düzene alışmak çoğu zaman her şeyden zordur. Hele ki okuyacağınız bölümün ileride yapacağınız mesleğin ilk adımı olduğunu düşününce işler biraz daha karmaşıklaşıyor. 

Tabii herkes okuduğu bölümün mesleğini yapacak kadar şanslı değil. Birçok kişi mezun olduğu alanın dışında çalışmak zorunda kalıyor. İşsizlik gibi bir gerçek ve iş verenlerin beklentileri düşünülünce çoğu genç iş bulmakta zorlanıyor. Sosyal medyada bir kullanıcının paylaşımı bize bunu bir kere daha hatırlattı. Paylaşımda “Yüksek lisansı bitirdikten sonra markette işe başladığım için ağlamış mıyımdır sizce? “ ifadeleri yer alıyor. Yüksek lisansı bitirmek bir alanda uzman olmak demek. Uzman olduğu alanda iş bulamayan gençler var. Bir iş uzmanına bile emanet edilmiyorsa nasıl gençlerin mutlu olmasını bekliyoruz ki? 

Gezip görmek, güzel paralar kazanmak çoğu kişi için bir hayal. Halbuki dünyanın en basit ve insani şeylerinden biri. Mesleğini yapmak isteyenler için koşullar maalesef müsait değil. Oldu da bir işe girseniz maaş ve koşullar yeterli gelmiyor. Hayat pahalı, her şey çok pahalı… Tüm bunları düşünen gençler sınav konusunda da motivasyonunu kaybediyor maalesef. Z kuşağı her şeyin farkında ve mutlu değil. Herkesin aklında çok büyük soru işaretleri var. Eğitimin şart olduğu kadar o eğitimi yaşatabileceğimiz alanların açılması da şart.

Devamını Oku

Bir günlüğüne

Bir günlüğüne
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Geçen yıl ‘’24 saat boyunca erkekler olmasaydı’’ konulu bir röportaj yayınlandı. Viral olan video sonrasında kadınların yaşadığı sorunların küçük bir özeti ortaya çıktı. Verilen cevaplar hepimizin tahmin ettiği şeylerdi. Kadınların erkeklerden kaynaklı hayatlarında bir problem olarak gördükleri konular gün yüzüne çıktı. Kadınların öncelik verdiği konulardan biri sokakta rahat rahat yürüme oldu. Basit gibi görünen bu mevzu aslında kadınların en büyük korkuları arasında yer alıyor. Günlük hayatın olmazsa olmazlarından biri olan sokakta yürümek kadınlar için oldukça büyük bir sorun. Sokakta neler olacağını bilemiyoruz çünkü. Öldürülmeyeceğimizin, tacize uğramayacağımızın hiçbir garantisi yok çünkü. 

Özellikle gece olunca sokağa çıkma konusunda tedirginlik yaşamayanların sayısı oldukça az. Kadınlar sokakta yürümek için bile güçlü olmak zorunda. Ne zaman nereden geleceği belli olmayan tehditler, yaşamamızı böyle zorlaştırıyor işte. Kadınların hayali ‘’sokakta rahat yürümek’’ olmamalı. Modern çağın en büyük sorunlarından birinin bu olması daha yolun başında olduğumuzu gösteriyor. Günlük bir diğer mesele ise trafiğe çıkma konusu. Kadınlar trafikte erkek baskısından o kadar sıkılmış ki birçok kişi arabamı rahat rahat kullanırdım cevabını vermiş. Her şeyi ‘’mükemmel’’ yapan erkekler trafikte de kadınlardan daha iyi olduklarını düşündükleri için kadın şoförlere baskı kurmaktan hiç çekinmiyorlar. 

Bir diğer konu ise kıyafet konusu. Hala kadınların nasıl giyinmesi gerektiğini konuşuyoruz. Mini etekler, dekolteli kıyafetler en büyük sorunlarımızdan biri. Birçok kadın erkeklerin bir günlüğüne de olsa ortalarda görünmemesini dilediklerini giyerek kutlamak istiyor. Bir gün boyunca kadına şiddetin ve kadın cinayetlerinin olmaması ise mucize gibi bir dilek. Yaşamak, yürümek, giyinmek ve hayata katılmak erkekler olmadan mümkünmüş gibi geliyor birçok kadına. Tartışılması ve çözülmesi gereken yüzlerce mesele var. Daha en temel olanları bile çözememişken diğerlerine sıra gelir mi bilmiyoruz ama artık kadın olmanın ağırlığını hiçbir kadın taşımak istemiyor. Bu sorunlar çözülmeden insanlığın ilerlemesi maalesef mümkün değil…

Devamını Oku

Et Yememe Günü

Et Yememe Günü
0

BEĞENDİM

ABONE OL

12 Haziran Dünya Et Yememe Gününü olarak biliniyor. Et yememek bir süre önce yalnızca tadını sevmeyenlere mahsus bir şeydi. Şu anda ise konunun lezzet ile uzaktan yakından alakası olmadığı, hayvanların tüketim malzemesi olmaması gerektiği konuşuluyor. Vejetaryen ve vegan olmanın iklime, çevreye, sağlığı ve ekonomiye de etkileri bulunuyor. BBC yayınlanan bir makalede 2050 yılına kadar herkesin vejetaryen ve vegan olmasının sonuçlarının ne olacağı araştırılmış. Sonuçlara göre herkesin hayvansal gıda tüketimini azaltması ile birlikte ölüm sayılarında ciddi bir düşüş başlıyor. Araştırmaya göre dünyada her yıl 7 ile 8 milyon daha az insan hayatını kaybedecek. Küresel ısınmanın önemli sebeplerinden biri metan gazı salınımı. Kırmızı et için yetiştirilen hayvanların fazla miktarda metan gazı ürettiği biliniyor. 

Et yemeyi bırakırsak metan gazı salınımında yüzde 60’a varan bir azalma olacağı öngörülüyor. Bu konunun dezavantajları ise çoğunlukla ekonomik. Hayvansal gıda tüketimi geçimini hayvancılık ile sağlayan birçok insanın ekonomik açıdan çökebilir. Araştırmada Afrika’da Sahra çölünün güneyi ile savanlık bölgenin kuzeyi arasında kalan Sahel şeridinde yaşayan insanların durumu da incelenmiş. Göçebe halinde yaşayan grup hayvansal gıda tüketiminin bitmesi ile birlikte yerleşik hayata geçişe zorlanacakları belirtiliyor. Vegan ve vejetaryen olmanın bir diğer katkısı ise otlak alanlarının ormana dönüştürülmesi olarak görülüyor. Orman sayısının artması ile birlikte iklim değişikliğinin yavaşlayacağı ve canlı türlerinin sayısının artacağı söyleniyor. 

Beslenme konusunda ise etin sağlığa birkaç zararından söz ediliyor. Etin ortadan kalkması ile birlikte kalp ve damar hastalıkları, diyabet, inme ve bazı kanser türlerinin azalacağı belirtiliyor. Et ve hayvansal gıdaların yerini alacak olacak sebze, meyve, tahıl ve bakliyat gibi ürünlerin yaygınlaşması bu alanda ekonomik açıdan gelişmeleri de beraberinde getirebilir. Hayvansal gıdaların beslenmede önemli bir yeri olduğu hala tartışılıyor. Örneğin süt ve süt ürünlerinin faydasız olabileceği de araştırılan konular arasında. Tamamen vicdani olarak hayvansal gıda tüketimini azaltan birçok insan var. Hayvanların sömürülmesi ve canlarının hiçe sayılması dayanılacak bir konu değil. Tüketimi sınırlandırmak bile birçok şeyin düzene girmesine yardımcı olabilir…

Devamını Oku

Tarihte müsilaj sorunu

Tarihte müsilaj sorunu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Marmara Denizi’ni kaplayan müsilaj sadece bizim değil dünyanın sorunu. Dünyada artan kirlilik ve iklim değişikliği denizlerde, toprakta, ormanlarda tahribata yol açıyor. Bu bir yerden sonra bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp insanlığın geleceğini tehdit ediyor ve küresel bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Müsilaj sorunu dünyada farklı birçok bölgede gözlemlendi. Özellikle havaların ısınma ile birlikte başlayan problem, mikroorganizmaların kontrolsüz şekilde çoğalması ile birlikte başlıyor. Zararlı alg patlaması olarak bilinen müsilaj, denizdeki oksijen oranını büyük oranda düşürüyor ve deniz yaşamını tehdit ediyor. Marmara Denizi’nde yaşayan balıklar ve bitkiler bu yüzden ölüyor. 

Müsilaja yanlış tarım faaliyetleri, gereksiz gübre kullanımı, sanayi atıkları ve evsel atıklar neden oluyor. Denize ve tatlı sulara atılan atıklar su içindeki nitrojen ve fosfat seviyesini önemli oranda yükseltiyor ve bu zararlı alglerin oluşumunu tetikliyor. Küresel ısınma da iklim değişikliği ile birlikte denizlerin sıcaklığının yükselmesine neden oluyor. Salyamsı bir yapıda olan oluşum kısa sürede Marmara Denizi’nin yüzeyini kapladı. Dünyada müsilaj problemi ilk olarak 1729 yılında görülmüş. Son 30 yıldır müsilaj oluşumunun arttığı bildiriliyor. Adriyatik Denizi’nde tarihin en büyük müsilaj olayı görülmüş.  Daha sonra İtalya ve Korsika Adası arasında Liguria Denizi’nde 2003 yılında anormal bir müsilaj görülmüş. Bu büyük müsilajın temizliğini doğa kendi kendine tamamlamış. Büyük bir fırtına denizin derinlerindeki çöküntüleri temizleyerek müsailajın ortadan kaldırılmasını sağlamış.

1973 ile 1985 yılları arasında ise İngiltere ve İskandinav ülkeleri arasında yer alan Kuzey Denizi’nde anormal düzeyde alg patlaması gözlendiği belirtiliyor. Oksijen oranının önemli derecede azalmasına yol açan müsilaj, her yaşandığı dönemde canlıların ölmesine yol açıyor. Küresel bir sorun olan müsilaj için gerekli önlemlerin alınması şart. Doğa ile ilgili yaşadığımız sorunlarda her zaman geç kalmayı başarıyoruz. Bir sorun çıkıp da çözülemeyecek hale gelmeden maalesef ki bir şey yapmıyoruz. Her zaman son ana kadar bekliyor, sonra da ne böyle oldu diye düşünüyoruz. 

Devamını Oku

Aşı korkusu

Aşı korkusu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Pandeminin bitmesi için aşılamanın son derece hızlı şekilde devam etmesi gerekiyor. Türkiye’de sonbahar aylarına kadar salgının kontrol altına alınması aşılama hızının yükselmesi ile mümkün. Aşı konusunda ne kadar acele edersek o kadar iyi. Toplumun yüzde 70’inin aşılanması ve toplum bağışıklığının kazanılması şart. Kapanma kararlarının gevşetilmesi ile birlikte birçok kişide rahatlama başladı. Buna karşın aşılama oranı o kadar hızlı ilerlemiyor. Bunun bir sebebi birçok kişinin aşı olmayı reddetmesi. Aşı olmaktansa koronavirüse yakalanırım, hastalığı atlatırım diye düşününler çok fazla. Burada maalesef ki hastalığı küçümseme devreye giriyor. Koronavirüs grip gibi bir hastalık söylemini kim başlattıysa hiç iyi bir iş yapmadı. Bu hastalıktan insanlar ölüyor, insanlar ortada bir sebep yokken sevdiklerini kaybediyor. Yaşamayan bilemiyor tabii… Grip gibi yakalanırım kurtulurum diye düşünüyor. Akıl var mantık var. Sizce bu hastalık hafif atlatılacak grip gibi bir şey olsaydı süreç bu zamana kadar uzar mıydı? Tüm dünya seferber olur muydu? 4 milyona yakın insan hayatını kaybetti hala yakalansak da kurtulsak diyenler var. 

İnsanları anlamak gerçekten oldukça güç. Aşının ileride nasıl etkiler göstereceğinden korkan birçok insan var. Korkmakta haklısının ama virüsler ile savaşırken aşıdan başka çaremizin olmadığını da bilmeniz gerekiyor. Aşı olmaya gitmeyenler, reddedenler, olmak istemeyenler… Böyle giderse bu şekilde uzun yıllar daha yaşayacağız. Uzmanlar da aynı görüşü savunuyor. Aşılama olmadıkça bu virüs bitmeyecek. Türkiye’de aşılama hızının oldukça verimli şekilde artırılması, toplumun aşı konusunda ikna edilmesi gerekiyor. Havaların ısınmasıyla birlikte hastalık korkusu da uçtu gitti. Uzun yasaklardan sonra sıkılan insanlar hiç yoktan yere kendini sokağa attı. Tam kapanma sürecinde aşı konusunda biraz daha hızlı ilerleseydik önümüzü görmemiz daha kolay olacaktı. Fakat şimdi hem rahatlama hem de açılma son süratle devam ediyor. Önlemleri bırakan çok fazla sayıda insan var. Maske takmayanlar, mesafeyi korumayanlar… Bu şekilde iyi bir sonuç beklememiz pek mümkün görünmüyor. Bu virüsten en kısa sürede kurtulmak için sıranız geldiyse aşınızı olun ve kurallara uymaya devam edin…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.