a

Şampi.. Beşiktaş

Şampi.. Beşiktaş
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Beşiktaş taraftarı ve futbolseverler iyi hatırlar. Yıl 2016 ve Beşiktaş takımı şuan olduğu gibi bitime üç hafta kala şampiyonluk yarışında ipi göğüslemek istiyordu. İpi göğüslemek için de bitime üç hafta kala karşılaşacağı Galatasaray maçını kazanmak zorundaydı. Beşiktaş, bu maçı özellikle ikinci yarıda ortaya koyduğu güzel bir oyun ile 1-0 kazanmayı bilmişti.
O gün maçtan sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Olcay Şahan’ın sözleri çok konuşulmuştu ve espri konusu bile olmuştu. ‘Beşiktaş şampi diyebilir miyiz?’ şeklinde sorulan bir soru karşısında şaşıran Olcay, ‘Şampi ne demek?’ dedi ve ‘Biz önümüze bakıyoruz, arkamızdaki takımlar hala bize bakıyor. Biz de yolumuza devam ediyoruz’ açıklaması yapmıştı. Evet Olcay Şahan ve birçok futbolsever Şampi’nin ne olduğunu bilmiyor olabilir fakat bu yazıyı okuduktan sonra bilmemeleri mümkün değil.
Şampi, ligin son haftasında gazetelerin spor sayfalarında görülebilecek bir manşettir. Konunun öznesi takim şampiyonluğa çok yakındır, ancak henüz garantilememiştir ve her şey son maça bağlıdır. Bu maç da kazanılırsa şampiyon olunabilecektir. Okurdaki heyecanı ve kamuoyundaki gerilimi artırmak için biçilmiş kaftandır.
Beşiktaş futbol takımı son haftalara girerken ortaya koyduğu oyun ve birliktelik ruhu ile şampiyonluğun en büyük adayı olduğunu her seferinde gösteriyor bizlere. Sergen Yalçın adeta takıma bir sihirli değnek ile dokunmuş gibi. Sene başından beri kısıtlı bir kadro ile mücadele eden Beşiktaş birçok maçını alarak şampiyonluk yarışında ben de varım demişti bizlere. Fakat hiçbirimiz sene başında bu kadro ile başarı geleceğini tahmin bile edememiştik. Çünkü Beşiktaş’ın rakipleri en güzel transferleri yaparak şampiyonluğun en güçlü adayı biziz mesajını çoktan vermişlerdi bile. Nitekim geride bıraktığımız her hafta böyle olmadığı anlaşıldı.
Beşiktaş son haftalara büyük tartışmalar ve oyuncu eksikleriyle girmesine rağmen hanesine üç puanlar yazmasını bildi. Hanesine her yazdığı üç puan rakipleri olan Fenerbahçe ve Galatasaray’ı baskı altında bıraktı. Beşiktaş’ın zorlu Çaykur Rizespor deplasmanında kazandığı hafta en yakın rakibi Fenerbahçe zorlu Alanyaspor deplasmanına çıkıyordu. Bu zorlu deplasmanda Fenerbahçe yenilmekten son anda kurtulup berabere kalmıştı. Rakibin beraberliği lider Beşiktaş’ı daha da rahatlattı. Hatayspor gibi güçlü bir takım ile sahasında karşılaşan Beşiktaş, şampiyonluğa bir adım daha yaklaşmak için bu maçı kesinlikle kazanmak zorundaydı. Birçok sakat futbolcusuna rağmen maça çıkan Beşiktaş, maçın daha 14’üncü dakikasında üç sıfır öne geçmeyi başarmıştı. Hatayspor oyuncuları toparlanmaya çalışsa da çoktan nakavt olmuşlardı bile. Maç 7-0 bitti. Bitime üç hafta kala Beşiktaş maç fazlası ile en yakın rakibine 8 puan fark atmış durumda. Belki şampiyon değil ama Şampi’dir diyebiliriz.
Güntekin Onay’ın Beşiktaş’ın Hatayspor maçı hakkında yazdığı şu yorum da şampiyonluk isteğini ve mücadeleyi ortaya koyuyor: Rachid Ghezzal sezonun yıldızı, Cezayirli yıldıza Adem Ljajic’in oyun zekası ve tekniği de eklenince seyrine doyum olmayan bir Beşiktaş ortaya çıkıyor. Dün N’Koudou, N’Sakala ve Rosier de kanatları çok iyi kullandılar. Josef ve Atiba da zaten her zamanki istikrarlarıyla orta alanı domine ettiler. Sergen Yalçın’ın takımı sahayı çok iyi parselleyip, alan daraltıyor ve topu çok hızlı dolaştırıyor. Rakip ceza alanına geldikten sonra Ghezzal ve Ljajic’in ayağından çıkan klas paslarla kolay pozisyon üretiyor. Hakkını teslim edelim Rosier ise gerçekten büyük bir güç. Bitmek bilmeyen bir temposu var ve çok etkili servisler yapıyor. Açık ara bu ligin en iyi sağ beki. Dün Beşiktaş olağanüstü bir iştahla yüksek nitelikli baskıyla büyük bir gövde gösterisi yaptı.

Devamını Oku

Hayat baktığın yöndedir

Hayat baktığın yöndedir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Nerede olduğunuzun hiç önemi yok, orada mutlaka size ilham verecek veya sizi motive edecek bir şeyler vardır. Çok uzaktaki bir ülkede savaşa girmiş ve kendinizi korkunç şartlar bulmuş olabilirsiniz ama gene de orada sizi hayatta tutacak ve daha iyi bir şeyler için çabalamanızı sağlayacak bir şeyler olacaktır. Size düşense o sebebi görüp tanımak ve asla kaybetmemektir.
Size bu yukarıda söylediğim cümlelerle ilişkili bir hikaye anlatmak istiyorum. Hikayeyi okuduktan sonra güzel bir hayatın bakışınızın önünde olduğunu yapmanız gereken şeyin sadece doğru bir şekilde bakmak ve anlam vermek olduğunu anlayacaksınız. Hikayeden bir anlam çıkarmanız ve hayatınızı ona göre şekillendirmeniz dileğiyle. Hikaye şöyle: Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı…
Bulduğu hiçbir yanıt ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş.. Ama aldığı yanıtlar da ona yetmemiş. Fakat mutlaka bir yanıtı olmalı diyormuş.. Ve dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş.. Köy, kasaba, ülke dolaşmış, bu arada zaman da durmuyor tabii ki.
Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona şu karşı ki dağları görüyor musun, orada yaşlı bir bilge yaşar istersen ona git belki o sana aradığın yanıtı verebilir, demişler.
Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş .. Bilge “sana bunun yanıtını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor” demiş . Adam kabul etmiş. Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içine de silme bir şekilde zeytinyağı doldurmuş.
Şimdi çık ve bahçede bir tur at, tekrar buraya gel. Yalnız dikkat et, kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin, eğer bir damla eksilirse kaybedersin..
Adam, gözü çay kaşığında, bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış evet demiş “kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı?”
Adam şaşkın. Ama demiş ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki … Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun, kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel, demiş Bilge…
Adam tekrar bahçeye çıkmış, gördüğü  güzelliklerle büyülenmiş, muhteşem bir bahçedeymiş çünkü .. Geri geldiğinde bilge adama “bahçe nasıldı” diye sormuş … Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış. Bilge gülümsemiş “ama kaşıkta hiç yağ kalmamış” demiş ve eklemiş:
Hayat senin bakışınla anlam kazanır. Ya sadece bir noktayı görürsün, hayatın akıp gider, sen farkına varmazsın… Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın, akıp giden zamanın anlam kazanır … Hayatının anlamı senin bakışlarında

Devamını Oku

Depremin yıldönümü

Depremin yıldönümü
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’nin birinci derece deprem kuşağı içindeki kentlerinden olan İzmir ve yakın çevresi tarihsel dönemde birçok yıkıcı depreme sahne olmuştur. Bu depremlerden biri de, 31 Mart 1928 Cumartesi günü saat 02.27’de meydana gelen ve 6.5 büyüklüğünde olan depremdir. 50 kişinin yaşamını yitirdiği depremin merkezi Torbalı’dır. Her deprem sonrası olduğu gibi birçok vatandaş evsiz kalmış ve mağdur olmuştu.
Deprem riski altındaki bir bölgede depremin ne zaman yaşanacağı sorusuna kesin bir yanıt verilemez. Ancak, o bölgedeki olası bir depremin şiddeti bölgenin deprem tarihi göz önüne alınarak tahmin edilebilir. Tarihsel kayıtlar geçmişte yaşanan depremlerin gelecekte de yaşanacağını kanıtlar niteliktedir. 30 Ekim 2020 yılında meydana gelen ve Ege Denizi’nde merkez üssü İzmir’in Seferihisar ilçesi açıkları olan 6.6 büyüklüğünde deprem de bunun kanıtıydı. Yaklaşık 100 yıl sonra aynı şiddette tekrar yaşanmıştı. İzmir’de yoğun olarak hissedilen deprem, büyük paniğe neden oldu. Bazı evlerin yıkıldığını gördük. Çok sayıda bina da hasar gördü. Deprem İzmir’in yanı sıra çevre illerde de hissedildi.
100’ün üzerinde vatandaşımızın hayatını kaybettiği deprem sonrası Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), depremde toplam 949 kişinin de yaralandığını açıklamıştı. AFAD, depreme dair yayımladığı ön değerlendirmede bölgede 1900 yılından bugüne kadar en büyüğü 6,8 olmak üzere 695 adet 4’ün üzerinde depremin meydana geldiği belirtildi. Kısacası depremler tekrarlanıyor depremler tekrarlandıkça aynı görüntüler de tekrar edilmeye devam ediliyor. Birçok insanın ölümü, birçoğunun kolsuz bacaksız kalması ya da evsiz kalması neden tekrarlanıyor? Bu görüntüler tekrarlanıyorsa depreme karşı hiçbir önlem alamadan yolumuza devam ettiğimiz anlaşılıyor. Yapacağımız şey ise bir an önce bu yıkama karşı önlem almaktır. Deprem öldürmüyor bina öldürüyor.
Jeolojik yapısı ve konumu itibarıyla dünyanın önemli deprem kuşaklarından biri üzerinde bulunan ülkemiz birçok kez yıkıcı depremler ile karşılaşmıştır. Şurası bir gerçektir ki, maalesef, geçmişte yaşanan şiddetli depremler gelecekte de yaşanacaktır. Sarsıntının ne zaman gerçekleşeceği sorusuna bilim henüz tam olarak yanıt veremese de, yaşanan depremler üzerindeki çalışmalar, olası bir depremin şiddeti konusunda fikir verebilir. Geç olmadan ve aynı sonuçlarla karşı karşıya kalmadan önlemimizi alalım.

Devamını Oku

Osmancık

Osmancık
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Osmancık, Tarık Buğra’nın bir eseridir. 1973 yılında yazılmıştır. Kitapta Osman Gazi’nin yaşamı ve başından geçen olaylar işlenir. Kitap Osman Gazininin dedesinden aldığı öğütle başlar. Türk edebiyatının temel eseri niteliği taşıyan kitaplardandır. Osmanlı devleti ile ilgili fikir sahibi olmak için tercih edilebilir.
Tarık Buğra’yı Tarık Buğra yapan kitaplarının başında geliyor. Osman Bey’in ve Orhan Bey’in Osmanlı için Osmanlıyı kurmak için verdikleri mücadeleyi daha iyi anlayacaksınız okurken, sade bir dil kullanılması ve akıcılığı Tarık Buğra’nın ustalığını göstermekte. Severek okuduğum kitaplardan biridir, sizlere de öneririm. Kitapta şu cümlelerle karşılaşacaksınız; gönül, kafa ve bilek erleri idi onlar. Hem savaşçı, hem bilgili idiler. Kimi demir dövmesini, çeliğe su vermesini, kap kacak kalaylamasını; kimi dikip dokumasını; kimi saraçlığı bilirdi; kimi hayvanların, insanların hastalığından anlar, onları iyileştirirdi. Hepsi de çok, çok uzaklarda bırakılmış bir ocaktan, aynı törelerden, bir tek amaç için yetişmiş, o tek amaç için çok, çok uzaklardan gelmişlerdir, gönderilmişlerdir. Kayı boyunun geldiği yerlerden, kayı boyunun güttüğü amaç için.
Osmancık, tarihsel roman niteliği taşır. Diğer tüm tarihsel romanlar gibi birçok araştırma ve edinilen bilgiler ışığında olay örgüsü dizilir. Tarihsel gelişime uygun olan olay örgüsü çerçevesinde, yazar, kalemiyle, araları kendi doldurarak, bize o zamanları, yaşamışçasına anlatmaya koyulur. Tarık Buğra’nın, eserde, bu konuda ne kadar başarılı olduğu hemen göze çarpar. Roman boyunca tarih belirtildiğini hiç anımsamıyorum. Bununla beraber kuramsal tarihin akışına aykırılık da yoktu. Üstelik ne denli geniş araştırmalar, incelemeler ve okumalar yapıldığı, Buğra’nın verdiği emeğin ne denli büyük olduğunu hemen fark ediyor insan. Osmanlı Devleti’ni kuran irade, şuur ve karakter diyor girişte, yazar. Kitaba başlamadan mistik bir atmosferin hakim olacağı ön sezisi bastırıyor. Üstüne de Tarık Buğra’nın muhafazakar yapıda bir yazar olduğu bilinince
Kitabın arkasında şu yazı geçmektedir. “Osmanlı’nın sırrı nedir” sorusunun cevabını arayan yazarın Osmanlı kuruluş döneminin dinamiklerini ve felsefesini bugünkü dille inşa ettiği romandır. Duvarları süsleyen “Ey Osmancık; beğsin. Bundan sonra öfke bize, uysallık sana; güceniklik bize, gönül alma sana; suçlama bizde, katlanma sende; bundan böyle, yanılgı bize, hoş görmek sana; aciz bize, yardım sana; geçimsizlikler, uyuşmazlıklar, anlaşmazlıklar, çatışmalar bize, adalet sana; kötü göz bize, şom ağız bize, haksız yorum bize, bağışlama sana. Ey Osmancık bundan böyle, bölmek bize, bütünlemek sana; üşengenlik bize, gayret sana; uyuşukluk bize, rahat bize, uyarmak şevklendirmek, gayretlendirmek sana” gibi sözler bu kitabın eseridir. Okumanız dileğiyle..

Devamını Oku

Melisa virüsü

Melisa virüsü
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Melisa virüsünden bahsetmeden önce bilgisayar virüsünün tanımlamak gerekir. Çünkü melisa virüsü de bir bilgisayar virüsüdür. Bilgisayar virüsü, kullanıcının izni ya da bilgisi dahilinde olmadan bilgisayarın çalışma şeklini değiştiren ve kendini diğer dosyaların içerisinde gizlemeye çalışan aslında bir tür bilgisayar programıdır.
Canlılar yoluyla bulaşan virüsten öte cansız aletlere, bilgisayar gibi aletlerle bulaşarak alt yapıyı çökerten ve milyon dolarlık zararlara yol açan bir virüsten bahsediyorum. Şu an dünyanın başına bela olan ve bir yıllık süreyi aşkındır çözüm bulunamayan koronavirüsten farkı var. Ortak yanı ise ekonomiye verdiği zarar. Her iki virüs de büyük dünya ekonomilerini alt üst ettiler. Birisi canlılara bulaşarak diğeri cansız aletler yoluyla. Melissa virüsü e-posta yoluyla yayılan bir bilgisayar virüsüdür. Tek başına çalışan bir program olmadığından solucan olarak nitelendirildi. Melissa virüsü 1999 yılında David L. Smith tarafından yazıldı.
Virüs, bilinen en ünlü ve zarar verici makro virüsüdür. Smith virüse Melissa adını vermiştir. Bazı kayıtlara göre, bu isim miami’ deki bir dansçının adıymış. Eklenti olan word belgesi sisteme indirildikten sonra, kendini kullanıcının e- posta hesabında çoğaltarak listedeki ilk 50 kişiye otomatik olarak posta olarak göndermek üzere programlanmıştır. Böylece, virüslü eklentiyi e- posta yoluyla alan herkesin listesindeki ilk 50 kişiye postalanarak yayılmaya devam etmiştir.
Smith daha sonra yakalanarak 10 yıl hapse mahkûm olmuş, hapiste 20 ay kaldıktan sonra kalan süre 5000 dolar para cezasına çevrilmiştir. Bu makro virüsün sebep olduğu hasar toplam 80 milyon dolar olarak rapor edilmiş ve 1 milyondan fazla bilgisayar sistemine bulaştığı ifade edilmiştir. Dolayısıyla çağımız dijital ve küresel bir çağ olduğu için bu tarz virüsler artık hayatımızın bir parçası olmuş durumda. Ülkeler, devletler bu virüslerle mücadele edebilmek adına okullar açmakta, eğitimler vermektedir. Virüsler en önemli ortak noktaları ise ekonomilere zarar vermesidir. Önümüzdeki süreç bunlarla mücadele ile geçecek. Coronavirüs bunun bir göstergesi oldu ve olmaya devam ediyor..

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.