a
Kadir

Kadir

15 Haziran 2021 Salı

Samanpazarı’nda düğün hareketliliği

Samanpazarı’nda düğün hareketliliği
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Pandemi sürecinden etkilenen en önemli sektörlerin başında düğün salonları geliyor. Düğün salonlarının uzun süre kapalı kalması birçok gelin ve damat adayının düğünlerini ertelemesine neden oldu. Ertelenen düğünler için yasakların kalkmasını bekleyen gelin ve damat adayları, aileleri ile birlikte çeyiz ve düğün alışverişinin adresi olan Samanpazarı’na akın etti. Türkiye genelinde yaklaşık 500 bin düğünün ertelendiğini söyleyen çarşı esnafı ise yaşanan hareketlilikten memnun kaldığını dile getirdi. 

Bir buçuk yıllık süre zarfında işlerinde yüzde 80’e varan bir kayıp yaşadıklarını belirten esnaf Fatos Erden, yasakların kalkmasından sonra Samanpazarı’nda yoğun bir alışveriş hareketliliği yaşandığını söyledi. Erden, “Burası düğün çarşısı Ankara’da evlenen herkesin mutlaka buraya yolu düşer. Yani bir taç bile alınmak istense buraya uğranılıyor. Damat ve gelinin alabileceği her şey burada var” diye konuştu. Çarşıda yaşanan hareketliliğin yeterli olmadığına vurgu yapan bir diğer esnaf Furkan Alp ise, pazar günleri devam eden sokağa çıkma yasağının kalkması gerektiğinin altını çizdi. Alp, “2 yıla yakındır bir pandemi sürecinden geçiyoruz. Bu iki yılın birikimine bağlı olarak şu an bulunduğumuz çarşıda bir yoğunluk yaşıyoruz diyebilirim. Bu yoğunluk iki senelik zararımızı karşılayabilir mi? Elbetteki hayır. Pazar günü yasağının kesinlikle kaldırılması gerekir” dedi. 

Esnaf Fatoş Erden

“SEZONLUK İŞ YAPIYORUZ”

25 yıldır Samanpazarı’nda esnaf olarak çalıştığını söyleyen Erden, “Kardelen Giyim işletmenin sahibiyim. Çocukluğumdan beri buradayım diyebilirim. 25 yılda müşterimiz değişti ve AVM’lerin çoğalması ile birlikte de var olan müşterilerimiz iyice azalmaya başladı. Müşteri düşünce iş yapamaz olduk. Biz burada kına malzemeleri, sünnetlik, abiye, çocuk kıyafetleri ve düğün namına olan her şey biz de var. Sezonluk iş yapıyoruz. Korona olmadan önce de altı iş yapıyorduk altı ay oturuyorduk. Şimdi ise koronadan dolayı bir buçuk sene oturduk” ifadelerini kullandı. 

“ERTELENEN 500 BİN DÜĞÜNDEN BAHSEDİLİYOR”

Koronavirüsün birçok mesleği etkilediği gibi kendilerini de olumsuz etkilediğini ifade eden Erden, işlerinde yüzde 80’e varan bir düşüş yaşadıklarını belirtti. Erden, “Yüzde elli demiyorum, dikkatinizi çekiyorum yüzde seksenlik bir düşüşten bahsediyorum. 15 aydır bu şekilde devam ediyoruz. Fakat son bir aydır ciddi bir hareketlilik başladı. Çünkü iki yıldır kimse düğün yapamıyor. Yapılmayan düğünler birikince ve yasaklar da kalkınca ciddi bir hareketlilik başladı. Burası düğün çarşısı Ankara’da evlenen herkesin mutlaka buraya yolu düşer. Yani bir taç bile alınmak istense buraya uğranılıyor. Damat ve gelinin alabileceği her şey burada var. Mahalle mağazalarında ya da AVM’lerde günlük giyim var, bizim sattığımız ürünler yok. Ne kadar doğruysa biliniyorum ama geçen yıl 500 bin düğünün ertelendiğini söylediler. 500 bin düğünün de bu yıl eklendiğini varsayarsak ortada 1 milyon gibi bir düğünden bahsedebiliriz. Bunlara cevap olabilirsek ne mutlu bize. Çünkü bu rakamın yüzde doksanı Samanpazarına gelmek zorunda. Belki elit bir kesim Tunalı ve Kızılay’a gidebilir ama bu rakam on da bir kadardır. Onda dokuzu Samanpazarı’ndadır” dedi.

“PAZAR GÜNÜ YASAĞININ KALKMASI GEREKİR”

Esnaf olarak pazar günleri devam eden yasakların kalkmasını talep eden Erden, “Çünkü cumartesi 12 bin lira gibi bir ciro yaptık. Pazar günleri bu ciro biraz daha artabilir. Ankara memur kenti ve hafta sonu da bu insanların tatil günüdür. Dört pazar çalıştığımı düşündüğümde bu rakam 40 bin TL’ye kadar çıkar demektir. Bununla biriken borçlarımızı ödeyebiliriz. Ama neyin olabileceğini tahmin edemiyoruz. Bu şekilde devam etmesini istiyoruz. Ancak bu şekilde kayıplarımızı kapatabiliriz. Ben mülk sahibiyim ama çarşıdaki birçok esnaf kiracı. Çoğu kiralarını erteleyerek devam ettiler. Çeklerle, senetlerle kiralarını ödemeye çalıştılar. Kirasını ödeyemediği için icralık olan birçok arkadaşımız var. O yüzden bir an önce her şeyin eskisi gibi olmasını diliyoruz” şeklinde konuştu.

“HİÇBİR DESTEKTEN YARARLANAMADIM”

Şu ana kadar hiçbir destek alamadıklarının dile getiren Erden, “500 TL kira desteği dediler onu da alamadık. Bizim burada dört dükkânımız var. Ben mülk sahibi olduğum için kira desteği alamamış olabilirim. Diğer dört kardeşim ise kiracı, onlar da destek alamadılar. Kardeşlerimin üzerinde hiçbir gayrimenkulleri bile yok. Müracaat ettiler ama önlerine hep bir sorun çıkarıldı. Çarşı’da ben yardım aldım diyeni de duymadım. Önceki yasakları geçiyoruz en kötü son 17 günlük yasakta kiralar, stopajlar, SSK’lar, elektrik ve su gibi giderler durdurulmalıydı. Çünkü bizi siz kapattınız. 17 günlük kapanmaya girmeden bir gün önce SSK’lar işlendi, elektrik faturaları kesildi, kiralar verildi, stopajlar işledi. Bunları ödemek için gerekli olan bütün kurumları açık tuttular. Kısacası para kazanmak için gerekli olan her yeri kapattılar ama borçların ödenmesi için de kurumları açık tuttular” diye konuştu. 

“ÇARŞININ ÇATISI OLMADIĞI İÇİN HER TÜRLÜ YAĞMUR VE ÇAMURDAN ETKİLENİYORUZ”

‘Samanpazarı esnafının en büyük sorunu çarşının açık olan çatısının yapılmamasıdır’ diyen Erden konuşmasına şu şekilde devam etti: “Burası dört yıl önce restore edildi. Restore edildiğinde bizim çatılarımız vardı ve onlar sökülüp atıldı. Bunun yerine yeni bir çatı yapılacak denildi. Sadece kaldırımlar yapıldı, dükkanların dışı restore edildi ve o şekilde bırakıldı. Çatı ihaleye çıkarıldı ama kendi aralarında anlaşamadıkları için bütün karı, yağmuru ve çamuru biz çekiyoruz. Her türlü pisliği çekiyoruz diyebilirim. Biz de bunu kendi imkanlarımızla yapamıyoruz. Çünkü ciddi paralar isteniyor. Yapmak istesek bile ona da izin vermezler. Büyükşehir belediyesi ve İlçe Belediyesi arasında gelip gidiyoruz. Esnafa yardım edilmeli, esnaf bu ülkeyi ayakta tutuyor, vergileri veren esnaftır. Maddi desteği geçtik sadece önümüzü açsınlar biz yolumuza devam ederiz. Örneğin yasaklar tamamen kaldırılmalı ve AVM’lerin çalışma saatleri düşürülerek Samanpazarı gibi çarşılar daha uzun saatler açık tutulabilir”

Esnaf Furkan Alp

“EN ÇOK ÇEYİZLİK ÜRÜNLER SATILIYOR”

Çarşının genç esnaflarından biri olan Furkan Alp ise şunları söyledi: Jeoloji Mühendisiyim. Kendi alanımda iş bulamadığım için şu an burada babama yardım ediyorum. 2 yıla yakındır bir pandemi sürecinden geçiyoruz. Bu iki yılın birikimine bağlı olarak şu an bulunduğumuz çarşıda bir yoğunluk yaşıyoruz diyebilirim. Bu yoğunluk iki senelik zararımızı karşılayabilir mi? Elbetteki hayır. Pazar günü yasağının kesinlikle kaldırılması gerekir. Ankara genelde memur kenti olduğu için haftasonu alışverişe çıkılıyor. Hafta içi fazla işimiz olmuyor çünkü. Şu an en çok çeyizlik ürünler satılıyor. Samanpazarı’da fiyatlar çok uygun, gelin damat adaylarının AVM’ler yerine burayı tercih etmelerini istiyoruz. Çünkü kirası pahalı olan bir AVM’nin sattığı ürün de pahalı olur.”

Haber: Kadir GÜRHAN

Devamını Oku

1 milyon çiçek ve fidan üretimiyle ‘örnek proje’

1 milyon çiçek ve fidan üretimiyle ‘örnek proje’
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Didim Belediyesi tarafından 54 bin 400 metrekare alana kurulan yeşillendirilmesi için mevsimsel çiçeklerin yetiştirildiği ve tıbbi aromatik bitkilerden uçucu yağların elde edildiği Tıbbi Aromatik Bitkiler ve Süs Bitkileri Fidanlığı kültür, sanat ve turizm buluşmaları kapsamında Türkiye’nin çeşitli yerlerinden bir araya gelen gazeteciler tarafından ziyaret edildi. Gazetecilere açıklamalarda bulunan Didim Belediye Başkanı Deniz Atabay, “Yaklaşık olarak 20 çeşit çiçeğin üretiminin yapıldığı serada ilk yıl 150 bin adet olan mevsimsel çiçek üretimi ise 4 yılın ardından 1 milyon rakamını geçti. sera alanımız birçok çevre belediyeye de ‘örnek proje’ oldu” diye konuştu. 

Mevsimsel çiçeklerin yanı sıra lavanta, biberiye, defne, melisa, kantaron, nane, kekik, okaliptüs ve delice zeytin yağı gibi tıbbi aromatik yağ üretimi için üretilen bitkilerden elde edilen uçucu yağlar ise “Didyma” markası ile satışa sunuluyor. Bunların yanı sıra ürünlerden kekik, ada, lavanta, ıtır, zeytin yaprağı ve biberiye çayı yapılmaktadır. Özellikle lavanta üretimi noktasında belli bir seviyeye ulaşan seranın son hali ise hem fotoğrafçıların hem de lavanta kokusuna almak isteyenlerin uğrak mekânı olurken, zaman zaman da lavanta tarlası özel günlerde mekan olarak da tercih ediliyor.

“İLÇEMİZİ RENKLENDİRİYORUZ”

Zamanla üretimin arttığını belirten Didim Belediye Başkanı Deniz Atabay, 4 yıllık bir çalışmanın ardından seranın çok iyi noktaya geldiğini ve diğer belediyelerin de kendilerini örnek alarak bu tür bir çalışma içerisine girdiklerini ifade etti. Atabay, “55 bin metrekare alan içine kurulan seramızda yazlık ve kışlık mevsimsel çiçek yetiştirmenin yanı sıra tıbbi aromatik bitkiler, ilçe geneline dikeceğimiz fidanlar gibi bir çok ürünümüzü burada yetiştiriyoruz. İlçemizin peyzajı konusunda önem verdiğimiz Jakaranda ağaçlarımız da an itibarı ile seramızda üretiliyor ve ilerleyen aylarda kentimizi renklendirmek üzere hazırlanıyor. Şu an yıllık olarak 1 milyonun üzerinde bir üretim yapıyoruz. Tüm ilçemizi kendi çiçeklerimizle renklendiriyoruz” dedi.

Didim Belediye Başkanı Deniz Atabay

“KENDİ YAĞIMIZI KENDİMİZ ÜRETİYORUZ”

Didim Belediyesi tarafından işletilen serada mevsimlik çiçeğin yanı sıra tıbbi aromatik bitkiler de üretilerek yağ elde etme çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Başkan Atabay, serada ürettikleri ürünlerden kendi makineleriyle yağlarının çıkartıldığını söyledi. Atabay “Nane yağı ile başladığımız üretimimizi, kekik, biberiye, lavanta ve delice zeytinyağı ile çeşitlendirdik. Seramızdaki aromatik bitkilerden elde ettiğimiz yağlarla ‘Didyma’ markasını oluşturduk ve birçok ürün elde ettik. Şu an lavanta, nane, biberiye ve kekik gibi tıbbi aromatik bitkilerden uçucu yağlar elde ediyoruz. Bunu da kendi fidanlığımızda gerçekleştiriyoruz. ‘Tüm çabamız iyi yaşam kenti Didim için” ifadelerine yer verdi. 

14’Ü KADIN 30 VATANDAŞA İŞ İMKÂNI

Seranın kurulduğu günden bu yana 14’ü yakın köylerden kadınlar olmak üzere 30’a yakın vatandaşa iş imkanı sağlandığını hatırlatan Atabay, aynı zamanda istihdam sağlamasıyla büyük bir sosyal sorumluluk projesi örneği oluşturulduğunu belirtti. Atalay, “Tıbbi aromatik bitkilerle seralar kurduk. Eskiden köy olup şimdi mahalleye dönüşen yerlerdeki köy kadınlarına seracılığı öğrettik. Hem bir meslek öğreniyorlar, hem de istihdam ediliyorlar. kadınlar, oteller için bileklik, masa örtüsü, fular, çanta, önlük gibi çok çeşitli ürünler üretiyor. Bunların büyük bölümünü Doğuş Grubu satın alıyor. Dikiş dikmesini bile bilmeyen kadınlar meslek sahibi oldular. Farklı zamanlarda yapılan 10 eğitimden 446 kadınımız yararlandı” dedi.

SERAMİK ATÖLYESİNDE ÜRETİM DEVAM EDİYOR

‘Seramik ve heykel atölyemiz, işinde uzman kişilerle oluşan kadrosu ile çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor’ diyen Atabay, “Didim Belediyesi tarafından kent estetiğini güçlendirmek için kurulan seramik ve heykel atölyesi, bünyesinde bulundurduğu 1 m3 seramik fırını, cam çökeltme fırını, seramik deney fırını, mermer yontma alet ve makineleri, alçı, polyester, beton, seramik döküm için gerekli donanımlarla da faaliyetlerini sürdürmektedir” şeklinde konuştu.  

Atölyenin yaptığı çalışmaların ilçeye çok şey katacağını kaydeden Atabay “Atölyemizde yapılacak eserler İlçemizdeki park, meydan gibi uygun bulunan alanlara yapılacak olan heykel, rölyef, duvar resmi, park-bahçe tasarımları, kent giriş kapıları gibi estetik ürünlerin tasarlanıp uygulanmasında önemli rol oynayacak. Ayrıca ödül heykeli, plaket gibi hediyelik ürünler tasarlayıp bu aşamada yeni üretimler gerçekleştireceğiz” açıklamasında bulundu.

Ziraat Teknikeri Durmuş Deligöz

 “İNTERNET ÜZERİNDEN DE SATIŞ YAPIYORUZ”

Yaklaşık beş yıldır üretim yaptıklarını söyleyen Ziraat Teknikeri Durmuş Deligöz ise sera üretim alanı ile ilgili şunları söyledi: “Yılda üretim kapasitemiz bir milyonun üzerinde. Ürünleri üretip satıyoruz da. İnternet üzerinden de satışlarımıza devam ediyoruz. Ürettiğimiz bu doğal yağların hepsi hem içilebiliyor hem de sürülebiliyor. Yani ürünlerimiz organik değil, tamamen doğal. Hiçbir kimyasal ilaç ya da gübre kullanmadan üretimi gerçekleştiriyoruz. Mevsimlik çiçeklerin tohumu yerli olarak bulunmuyor, mecburen yurt dışından getiriliyor. Ama onun dışındaki gül ve diğer çalı bitkilerimizi tamamen kendimiz üretiyoruz. Tıbbi bitkilerimizin çoğu da Isparta’dan geldi. Örnek veriyorum lavanta Isparta’dan getirildi. Diğer ürünler olan nane filan da tamamen Türkiye’den temin edildi. Bu alanda Türkiye’de tekiz. Bir de bitkilerin yağının soğuk ve sıcak şekilde işlendiği fabrikamız var. Çoğu kadın olmak üzere 25 kişi burada istihdam ediyoruz.” 

“BİBERİYE VE MELİSA ÇİÇEKLERİMİZ YERLİ”

Deligöz, “Çevre illerden olmak üzere birçok belediye burayı ziyaret etmeye geldi. Gelip bizden bilgi alarak bu işi yapmak isteyen Belediyeler oldu. Biz de gerekli bilgileri kendilerine verdik. Söke, Bodrum, Kuşadası başta olmak üzere birçok belediye buraya gelerek incelemelerde bulundu. Mesela biberiye ve melisa çiçeklerimiz de tamamen yerli. Belediyemizin kendi bünyesinde olan şirketimiz üzerinden satışlarımızı gerçekleştiriyoruz. Birçok marketlerde ürünlerimiz bulunabiliyor. İnternet üzerinden satışlarımız var. Biz burada bir distilasyon makinası kurduk. Üretim burada yapılıyor, hasat burada yapılıyor, ambalajlama, paketleme, şişeleme ve tüketime varana kadar tamamen burada yapılıyor. Bu ürünler daha sonra satış yerimize gönderiliyor ve oradan da satılıyor” dedi.  

Deligöz, İşlenmiş yağların ne işe yaradığını da şöyle açıkladı: Lavanta yağı, cilt bakımında ve kokulandırmada kullanılır, biberiye yağı su ile seyreltilerek tüketilmelidir, nane cilt bakımında kullanılmalıdır, kekik ise günde bir fincan suya 1-2 damla ilave ederek kullanmak yeterlidir. 

Haber: Kadir GÜRHAN

Devamını Oku

Gazeteciler ‘Efeler diyarını’ ziyaret etti

Gazeteciler ‘Efeler diyarını’ ziyaret etti
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’nin birçok ilinden ‘Medya, Kültür Sanat ve Turizm Buluşmaları’ kapsamında bir araya gelen gazetecilerin ikinci durağı Efeler durağı Aydın oldu. Aydın’da bir araya gelen gazeteciler başta Apollon Tapınağı olmak üzere Mübadele Evi, Milet Antik Kenti, Doğanbey, Karina, Güllübahçe, Zeus Mağarası, Güvercin Ada, Kervansaray ve Kadı Kalesi gibi birçok tarihi ve turistik yerleri ziyaret etti. Tarihi ve turistik yerleri ziyaret eden gazeteciler, dalış etkinliği de gerçekleştirdi.

Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla, Kültür Sanat Muhabirleri derneği tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen ‘Medya, Kültür Sanat ve Turizm Buluşmaları’ projesinin ikinci adresi Aydın oldu. Didim Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleşen buluşmaya Didim Kaymakamı Halil Avşar, Didim Belediye Başkan yardımcısı Öznur Gündoğdu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Daire Başkanı Sanem Arıkan, Milli Savunma Bakanlığı Daire Başkanı Ayşe Yıldız, Aydın İl Kültür ve Turizm Müdürü M. Umut Tuncer, Kültür Sanat Muhabirleri Derneği Genel Başkanı İbrahim Gökdemir, Aydın Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti (ABGC) Başkanı Cem Ulucan ve Nazilli Gazeteciler Cemiyeti (NGC) Başkanı Ümit Özmen, Didim Çalışan Gazeteciler cemiyeti başkan yardımcısı Hüseyin Çalışkan ile basın mensupları katıldı.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan buluşmanın açılış konuşmasını Kültür ve Sanat Muhabirleri Derneği Genel Başkanı İbrahim Gökdemir gerçekleştirdi.

“KEŞFEDİLMEYİ BEKLEYEN KÜLTÜREL TARİHİ YERLERİ DUYURMAK İSTİYORUZ”

‘Turizmi 81 vilayete yayma ve ülkemizin eşsiz kültürel mirasını milletimize hakkıyla tanıtma hedefiyle bu yıl ikincisini düzenlediğimiz “Medya, Kültür, Sanat ve Turizm Buluşmaları” Projesinin ikinci durağı Efeler diyarı Aydın’dayız’ diyen Gökdemir, “Kültür Sanat Muhabirleri Derneği olarak Ankara, İstanbul, Edirne, Bursa, Mardin, Eskişehir, Erzurum, Kastamonu, Ağrı, Samsun ve daha pek çok ilimizde sayısız etkinlikler düzenledik. Bu sene içerisinde ilk etkinliğimizi Nisan ayında Kapadokya’nın merkezi Nevşehir ilimizin Göreme beldesinde gerçekleştirdik. ‘Turizmi 81 vilayete yayma’ ve ‘Ülkemizin eşsiz kültür mirasını milletimize hakkıyla tanıtma’ hedefiyle düzenlediğimiz bu etkinliklerimizi son iki yıldır da ‘Medya, Kültür Sanat ve Turizm Buluşmaları’ adı altında yapmaktayız. Projemizde amacımız, keşfedilmeyi bekleyen tarihi ve kültürel değerlerimizi Kültür Sanat Muhabirleri vasıtasıyla bizzat yerinde görüp medya yoluyla Ülkemizin dört bir yanına duyurmaktır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Kültür ve Turizm Bakanlığımızın üstün gayretleriyle Kültür, Sanat ve Turizm alanında yürüttükleri çalışmalara bir nebze de olsun katkı sunabilmektir gayemiz.

“AYDIN TARİH KÜLTÜR VE TURİZMİN EN ÖNEMLİ MERKEZİDİR”

Kültür Sanat muhabirleri olarak Efeler diyarı Aydın’da olduklarını belirten Gökdemir, “Efeler diyarı diyoruz Çünkü Kurtuluş Savaşı’nda Ege’nin koruyucusu vasfını üstlenen efeler, ülkemizin işgal girişimine karşı ilk direniş örgütlerini kuran fedakâr yiğitlerdir. Milli Mücadele döneminde yaptıkları fedakârlıklarla Atatürk’ün övgülerini kazanan Efeler, vatan savunmasının sembol isimleri olmuşlardır. Çakırcalı Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, Mestan Efe, Saçlı Efe, Sarı Zeybek, Demirci Mehmet Efe, Atçalı Kel Mehmet Efe ve isimsiz nice kahraman efelik onurunu paylaşmıştır. İşte bu yiğitlik ve Efelik kültürü Anadolu’nun her bir karış toprağında yaşayan insanımıza yansımış ve günümüze kadar gelmiştir. Ülkemizin Dünya ülkelerine karşı dik duruşu da aslında tam da buradan gelmektedir. Bizler Efelik kültürünü gelecek nesillerimize doğru aktardığımız takdirde, birliğimizi, dirliğimizi bozmaya kimselerin gücü yetmeyecektir. Aydın ilimiz kültürüyle olduğu kadar derin tarihi ve bıraktığı izlerle Açıkhava müzesidir. 23 antik kent barındıran bir açık hava müzesinden bahsediyoruz. Her yanı ışıltılı mermerle kaplı, Aşk Tanrıçası Afrodit’in kenti, Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi’nin gözbebeği Afrodisyas, Uygarlığın, kültürün, sanatın, bilim ve felsefenin başkenti 3500 yıllık Miletos; Şehirciliğin ve kent planlamasının ilk örneği, en iyi korunmuş antik kent, Büyük İskender’in gözdesi Priene; Binlerce yıl kralların, imparatorların akıl danıştığı kehanet merkezi Apollon ve daha niceleri..Aydın ilimiz, bütün bunların yanı sıra deniz, kum, güneş turizminin ülkemiz açısından önemli bir merkezi. Bütün bunları alt alta koyduğunuz zaman Aydın ilimize hayran kalmamak elde değildir. 3 gün sürecek etkinliğimizin hayırlara vesile olmasını diliyor, desteklerinden dolayı Didim belediyesi ve Aydın Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cem Ulucan’a da teşekkürlerimizi sunuyoruz” diye konuştu.

Kültür Sanat Muhabirleri Derneği Genel Başkanı İbrahim Gökdemir

“AYDIN’IN HEM KENDİSİ HEM DE İNSANLARI SICAKTIR”

Gökdemir’den sonra konuşma yapan Aydın Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cem Ulucan ise Aydın’ın il olarak farklı ve güzel bir kent olduğunu belirterek “Aydın sıcak bir yer ama insanları da çok sıcak. Tarihi ve kültür değerleri fazla; en güzel incir ve kestane burada yetişiyor. Aydın’ın toprakları bereketlidir. Bir çok medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Aydın’ın denizinin de güzel olduğunu göreceğiz. Sizleri ağırlamaktan mutluyuz” ifadelerini kullandı. Milet Müze Müdürü Baran Aydın ise Didim’in kültürel ve tarihi yerleriyle ilgili bilgilendirmelerde bulundu.

“PANDEMİYİ BAŞARIYLA YÖNETEN BİR ŞEHİRİZ”

Aydın İl Kültür ve Turizm Müdürü M. Umut Tuncer de “Aydın özel bir şehir, çok daha iyisini hak eden bir şehir, turizm ve kültür şehri.. Dört bir yanında kültürlere ev sahipliği yapmış. Aydın’ı keşfetmek için günlerce Aydın’ı gezmek lazım. Harika bir kültür ve turizm kenti… Pandemiyi de en iyi yöneten süreci başarıyla yürüten bir şehirdeyiz. Güzel bir program organize ederiz. Bugünün dışında gelecek yıl sizleri daha büyük bir organizasyonda ağırlamak isteriz. Her zaman sizlerin yanındayız” açıklamasında bulundu. Didim Belediye Başkan yardımcısı Öznur Gündoğdu ise Belediye Başkanı Deniz Atabay’ın bir programı sebebiyle katılamadığını belirterek “Didim ciddi şekilde kültür varlığına sahip, sizlerin burada olması bizleri mutlu ediyor. Kentimizi beğeneceğinizden şüphemiz yok. Sizleri ağırlamaktan mutluyuz” dedi.

“DİDİM ÖNEMLİ BİR KÜLTÜR MERKEZİ”

Kültür ve Turizm Bakanlığı Daire Başkanı Sanem Arıkan ise güzel bir etkinlikte birlikte olmaktan mutlu olduklarını kaydederek şunları söyledi: “Söylenecek her şey söylendi. Aydın gerçekten çok güzel bir yer; Heredot’un söylediği gökyüzü altındaki en güzel yer yüzü olan bir yer. Sizlerle 3 gün burada olacağız. Onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış Aydın’ın bu güzelliklerini sizlerin de okurlarınıza anlatmanız Aydın’a değer katacak. Bizler sizlerin, turizmcilerin ve yatırımcıların yanında olduğumuzu da bildirmek istiyorum” şeklinde konuştu.

“TARİHİMİZİ VE KÜLTÜRÜNÜZÜ TANITMAKTAN MUTLUYUZ”

Didim Kaymakamı Halil Avşar ise kültür ve sanat toplumun temel taşlarından birisi olduğunu kaydederek “Bu anlamda gerek Türkiye’nin gerekse Dünyanın en önemli kentlerinden biri olan Didim’in kültürel yapıları mevcut. Milet antik kenti bilimsel bir kültür kenti ve Tales’in memleketi. Apollon Tapınağı da Büyük İskender’in bilgi aldığı bir bilimcilik merkezi. Bu noktada varolan kültür ve tarihi sizlere tanıtmaktan mutlu olacağız” dedi.

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz etkinliğe yurt dışında olduğundan dolayı katılamadığını bildirerek bir mesaj gönderdi. Mesajında Yapılan etkinliğin İç Turizmi 81 vilayette yayma ve kültür turizmine katkısı dolayısıyla başarılı bulduklarını ifade etti. Program, konuşmaların ardından tanışma ve fikir alışverişiyle sona erdi.

Haber: Kadir GÜRHAN

Devamını Oku

3 bin el ürünü alıcı bekliyor

3 bin el ürünü alıcı bekliyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’nin farklı yörelerinde yaşayan ustaların eserlerinin toplandığı Sıtkı Ceramic House ziyaretçilerini bekliyor. Denizli, İzmit, Kütahya ve Ankara’da yaşayan sanatçıların eserlerinin sergilendiği seramik evinde 3 bine yakın el ürünü bulunuyor. Ürünler arasında ziyaretçilerin dikkatini en çok çeken eser ise UNESCO’nun ‘Yaşayan İnsan Hazinesi’ ödüllü çini sanatçısı Sıtkı Olçar’ın 1 milyon Türk lirası değerindeki çini balığı oldu. Sıtkı Ceramic House’ta 10 TL’ye ürün de bulmak mümkün. 

41 yıldır seramik ustalığını yapan ve aynı zamanda Sıtkı Ceramic House’un mağaza yetkilisi olan Soner Cihan, kendisi gibi ustaların çömlekçilik sanatına değer verdiğini söyledi. Mesleğin babadan oğla geçtiğine dikkat çeken Cihan,  “Ustalar kendi çocuklarına da seramik sanatını öğretiyor. Bu yüzden çömlekçilik sanatının ilerleyen yıllarda yok olacağını düşünmüyorum. Çırak yetiştiren bir meslek nasıl yok olabilir ki? Bir de bu mesleğe yurt dışından çok büyük bir talep var. Çünkü eserler tamamen el yapımı. Talep olduğu sürece bu meslek yaşar” dedi. 

“HİTİTLERDEN GÜNÜMÜZE KADAR GELEN BİR MESLEK”

Nevşehir’in Göreme beldesinde babasının yanında öğrendiği mesleği devam ettiren Cihan, 7 yaşında seramik tornalarında çalışmaya başladığını söyledi. Avanos’ta Hititler döneminden beri çanak- çömlek yapıldığına işaret eden Cihan, “Çömlekçilik sanatının tarihi çok eskiye dayanıyor. Hititler döneminden toprak hayattaymış. Avanos ‘ta yüzyıllardan beri kırmızı topraktan çanak- çömlek yapılıyor. Avanos’ta çömlekçilik sanatı babadan çocuğuna geçiyor.   Seramik işçiliği babadan çocuğa geçen bir meslek olduğu için mesleğin yok olma şansı yok” diye konuştu. 

  “SÜREKLİ BİR ŞEYLER ÜRETMEKTEN KEYİF ALIYORUM”

Yaptığı işten çok keyif aldığını dile getiren Cihan, ömrü yettiği sürece seramik sanatıyla uğraşmaya devam edeceğini belirtti. Cihan, “Tezgâha oturduğunuz zaman farklı işler ortaya çıkabiliyor.  Topraktan bir şeyler üretiyorsunuz ve form size ait.  İsterseniz seri üretimde yapabilirsiniz.   Bunun yanı sıra toprakla uğraşmak insan vücudundaki negatif enerjiyi alıyor.  Tamamen çok daha mutlu oluyorsunuz.  Sürekli yeni bir şeyler üretmek insana çok büyük zevk veriyor. Çömlekçilik sanatı sabır isteyen bir meslektir. Çömlekçilik sanatına bizim gibi ustalar çok değer veriyor. Geleceği parlak olan bir meslek. Eserler tamamen el yapımı olduğu için çok değerli. Bu yüzden sanat eserlerine özellikle yurt dışından çok büyük talep var. Bu yüzden çömlekçiliğin mesleğinin ilerleyen yıllarda yok olacağını düşünmüyorum. Çünkü çırak yetiştiriyoruz.  Ustalar kendi çocuklarına da seramik sanatını öğretiyor” şeklinde konuştu. 

“TÜRKİYE’YE GELEN JAPON MÜŞTERİLERİMİZ VAR”

Sıtkı Ceramic House hediyelik eşya mağazası hakkında bilgi veren Cihan, şunları söyledi: “Akademisyen, devlet sanatçısı yani işin ehlinin ortaya çıkardığı sanat eserleri mağazada yer alıyor. Mağazamızda olan ürünler sadece Kapadokya’da yapılmıyor. Türkiye’nin farklı yörelerinde yaşayan ustaların sanat eserlerini mağazaya getirtiyoruz. Denizli, İzmit, Kütahya ve Ankara’da yaşayan sanatçılarının eserleri mevcut…  Türkiye’de en kıymetli seramik ustaların eserleri mağazamızda yer alıyor.  UNESCO’nun ‘Yaşayan İnsan Hazinesi’ ödüllü çini sanatçısı Sıtkı Olçar’ın mağazamızda eserleri var. Sıtkı Olçar’ın eserleri için özellikle Türkiye’ye gelen Japon müşterilerimiz var. Özellikle Sıtkı Olçar’ın eserlerine ilgi çok büyük, diyebilirim.”

SITKI OLÇAR’IN ESERİ 1 MİLYON DEĞERİNDE 

Rahmetli Sıtkı Olçar’ın Türk çinicilik sanatına bir çağ açtığını, 50 yıl öncesine kadar Türkiye’de seramikten sadece çanak, çömlek ve testi yapıldığını hatırlatan Cihan, “Mağazada en pahalı eser Sıtkı Olçar’a ait. Vitrinin içerisinde dünyanın en büyük tek parça çini balığı 1 milyon Türk lirası değerinde. Bu eserden 100 tanesi fırınlandı fakat 100 tanesinden sadece 5 tanesi sağlam çıktı. Balığın üzerindeki desenlerin yapımı 6 ay sürdü. Beş eserden bir tanesi bizde, bir tanesi İstanbul Barosunda, bir tanesi Rahmi Koç’ta, bir tanesi gizli hayranında diğeri ise ailesinde.  Ama mağazada 10 TL’ye eser de var. COVID-19 pandemisi nedeniyle bu sene Kapadokya’ya geçen yıllara nazaran daha az turist geldi. Yabancı turistlerin eserlere ilgisi daha fazla. Mağazamızın internet sitesi var. Site üzerinden hediyelik eşya gönderebiliyoruz. Yurt içine kargo göndermemiz biraz daha sıkıntı. Ama yurt dışına kargoları sigortalatarak,  kargo gönderiyoruz.   Ancak yurt içine kargo göndermeye çekiniyoruz çünkü sanat eserleri çok hassas olduğu için kırılmasından korkuyoruz” ifadelerini kullandı. 

“EL EMEĞİNDEN DAHA KIYMETLİ ÜRÜN YOK”

Mağazada bulunan eserlerin içerisine ustaların kendi tasarladığı sanat eserlerinin de bulunduğunu belirten Cihan,  “Ustalar eserini çiziyor, işliyor ve fırınlanmak üzere daha sonra atölyelere gönderiyor. Hazır hale gelen eser daha sonra mağazada satışa sunuluyor. Mağazamızda ücretsiz seramik eğitimlerini de veriyoruz. Sanat eserlerini Kızılırmak’ın eski yataklarından çıkan kırmızı toprakla yapıyoruz” dedi.  Sevdiklerine hediye alan vatandaşlara tavsiyelerde de bulunan Cihan,  konuşmasına şu şekilde devam etti: “Sevdiklerime hediye alacağım zaman el emeği ürünleri almayı tercih ederim.  Fabrikasyon ürünleri almayı tercih etmem.  Alın teri değmiş bir ürün almak isterim.  El işçiliği olan bir ürün biricik oluyor. Kişiye özel oluyor. Kopyası olmuyor.  El emeğinden daha kıymetli bir ürün yok.  El emeği ürünleri almalarını tavsiye ederim.”

SITKI OLÇAR KİMDİR?

Sıtkı Olçar, 1948 Kütahya’da doğdu. Çiniciliğe büyük bir tutku ile bağlandı.  1973 yılında ‘Osmanlı Çini’ adını verdiği kendi atölyesini kurdu.  1980 yılından itibaren, özellikle İznik çinileri üzerine çalışan ve kaybolup gitmekte olduğu sanılan Kütahya çiniciliğine yeni bir boyut ve dinamizm kazandırdı. Sıtkı Usta, farklı dokunuşlarıyla sanatında kendi tarzını oluştururken, kendisine ve sanatına ilham veren Kütahya’dan hiç kopmadı. Kütahya çinilerini tüm dünyaya tanıtan, daima herkesin ilgisini buraya çekmeye çalışan Sıtkı Usta, çiniciliğe farklı bir boyut katarak bu geleneksel Türk el sanatının değerini ülke sınırlarının dışına taşıdı.   Evli 3 çocuk babası olan Sıtkı Usta, UNESCO tarafından ‘Yaşayan İnsan Hazinesi’ ödülüne layık görülmüştü.   Sıtkı Usta,  62 yaşında yaşamını kaybetti.  Sıtkı Usta’nın 2010 yılına kadar yurtiçi ve yurtdışında çok sayıda kişisel sergi açarak büyük bir hayran kitlesi edindi.

Haber: Kadir GÜRHAN

Devamını Oku

Virüs çömlek sanatına da darbe vurdu!

Virüs çömlek sanatına da darbe vurdu!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çok sayıda mesleği yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakan ve binlerce esnafın da kepenk kapatmasına neden olan korona virüsün darbe vurduğu mesleklerden biri de çanak ve çömlek sanatı oldu. Üç kuşaktır Nevşehir Avanos’ta çanak ve çömlek süsleme sanatı ile uğraşan Evren Topuz, pandemi dönemi boyunca iş yapamadıkları için birçok arkadaşının bu mesleği bırakmak zorunda kaldığını söyledi. 

Kültür ve Turizm Bakanlığından destek aldıklarını fakat bu desteklerin yeterli olmadığını belirten Topuz, “Virüsten sonra çanak ve çömlek sanatı darbe aldı fakat biz bu işi sevdiğimiz için sürdürmeye devam ettik” dedi. Avrupa’dan gelen misafirlerin çanak ve çömlek sanatına daha değer verdiğine vurgu yapan Topuz, bunun nedenini ise şu şekilde açıkladı: “Çünkü onlarda el işçiliği yok, makine var. Biz elimizdeki çanak ve çömleği yaparken elimizden kayması için su kullanıyoruz. Avrupalılar ise bu işi makine ile yaptıkları için makinenin içine su yerine seramik yağı kullanıyorlar. Toprağın içine karışan seramik yağı koku yapıyor. Onun için Türkiye de üretilenler daha çok tercih ediliyor” şeklinde konuştu.

“YÖREMİZDE TARIM VE HAYVANCILIK FAZLA GELİŞMEMİŞ”

Avanos yöresinde çömlekçilik ve halıcılık sanatının yaklaşık 4 bin yıldır geçim kaynağı olduğunu söyleyen Topuz, “Çünkü bölgenin üçte ikisi volkanik patlamalardan meydana geliyor. Tarımcılık ve hayvancılık pek fazla gelişmemiştir bu yüzden el emeği daha fazla gelişmiştir. Bu da örf ve adetlerimize şöyle yansımıştır; çanak çömlek yapmasını bilmeyen erkeğe kız vermeyelim, halı dokumasını bilmeyen kızı almayalım diyerek gününüze kadar bu sanatı taşımışlar. Ama o dönemde her halı dokuyan ve her çömlek yapanları evlendirmiyorlarmış. Bir testten geçirerek evlendiriyorlarmış” dedi.

“HERKESİN EVİNDE YOĞURT TERBİYE ETME KABI, GÜVEÇ KABI VE SU TESTİSİ OLMALI”

Birçok testi yaptıklarını bu testilerden birisinin de gözyaşı şişesi olduğunu ifade eden Topuz şunları söyledi: “Rivayetlere göre bu şişenin iki inanışı var. Birincisi kocaları savaşa giden eşlerin içini alır, sağ salim dönerse gözyaşlarını, cenazesi gelirse mezarına koyarmış. İkinci rivayet ise Hititler döneminde her genç kızın böyle bir tane gözyaşı şişesi olur, gözyaşlarını şişenin içine akıtır, şişeyi doldurursa hayalindeki erkeğe kavuşurmuş. Herkesin evinde yoğurt terbiye etme kabı, güveç kabı, su testisi ve kahve cezvesi olması gerekir. Yoğurt kabının içine yoğurdu mayaladığınızda isteğiniz yoğurdu elde edebilirsiniz. Hatta hazır yoğurdu içine koyup bir gün bekletirseniz bile isteğiniz kovamı alırsınız. Su testinin özelliği uzun süre kalan su içinde kokmuyor ve suyun içindeki kireci bile temizliyor testi. Uzun süre kalan su yosun tutma özelliği var ama testi de öyle bir şey olmaz. Bir de yumurta tavamız var. Tavayı tüpte ısıtıp kahvaltı masasını koyun sonra da içine yumurtanızı kırın ve kendisi pişer. Harika bir tat alacağınızı göreceksiniz.”

“PİYASADA, AZ PİŞİRİLEREK DAHA UCUZ ÜRÜNLER SATILABİLİYOR”

Çanak ve çömlek sanatının puf noktalarına değinen Topuz, kullanıcılara bilinmesi gerekilen bazı önerilerde bulundu: “Yaptığımız bu ürünleri yaklaşık iki hafta kendi kendine kurumasını sağlıyoruz. Güneşe koyup kurutabiliriz ama çatladığı için emeklerimiz boşuna gidiyor. Bu yüzden içerde yavaş yavaş kurutuyoruz. 1040 derecede minimum 16 saat pişiriyoruz. Eğer bu çömlekler 1040 derecede pişirilmiyorsa kullanım amaçlı değil sus amaçlı oluyor. Biz de yakıt maalesef en pahalı kısım olduğu için az pişirilerek daha ucuz ürünler satılıyor. Pişmiş ürünler ile pişmemiş ürünler arasındaki farkı sesten anlayabiliriz. Çömlekten çatlak sesi çıkıyorsa iyi pişmemiştir. Tek ses çıkıyorsa ve eko veriyorsa çömlek iyi pişmiştir”

“HEM OKUDUK HEM DE BU SANATI YAŞATMAYA ÇALIŞTIK”

Çanak çömlek sanatına 9-10 yaşlarında başladıklarını dile getiren Topuz, “Yaklaşık 5 ile 7 yıl arasında bir çıraklık dönemimiz oluyor. Eğer 7 yıl içerisinde ustaya kafa tutmazsanız size işin püf noktasını gösterip işinize sanatınıza devam etmenizi sağlayacaktır. Eğer ki kafa tutarsanız geçirdiğiniz 7 yıllık çıraklık döneminiz boşa gitmiş olacaktır. Önemli olan ustaya dik kafalılık yapmamaktır. O yüzden biz ustaya her zaman hürmet ve saygı gösteririz. Zaten bu sanat günümüze kadar usta-çırak ilişkisinin bu boyutu sayesinde devam ederek gelmiştir. Dedem çömlekçiydi ama babam plastik çıktıktan sonra bu işi bırakıp inşaat teknikerliğini okudu. Fakat zamanla Fransızların buraya gelişiyle birlikte özelikle Fransız turistlerin gelişiyle birlikte bu sanat tekrar önem kazanmıştır. Dedem hep bu sanatı yaşatmaya çalışmıştır. Bize de hem okuyun hem de bu sanatı yaşatın dediler biz de bunu yapıyoruz. Ben de muhasebe okudum” diye konuştu. 

“AVRUPALILAR ÇANAK VE ÇÖMLEK SANATININ DEĞERİNİ DAHA İYİ BİLİYOR”

Topuz, “Biz de el işçiliği ikiye ayrılır. Usta ve ustat diye ayırıyoruz. Usta dediğimiz kişiler beş ya da yedi yılda yetişiyor. Üstat dediğimiz kişiler on yıl ve üzeri emekçilere diyoruz. Sadece yetişmesi de yetmiyor on yıllık üstatların kendi eserlerini de yapması gerekiyor. Kızılırmak’ın eski yataklarından kırmızı toprağı getiriyoruz, yeşil kil ile su kullanarak karıştırıyoruz. Bir havuz çukurunda bir gün bekliyor. Toprak iyice bekledikten sonra silindir makine ile karıştırıp bunu güzelce toz haline getiririz. Sonra bunu çamur haline getirip poşetlerin içinde iki hafta bekletiriz. Ama ne kadar beklerse o kadar güzel oluyor. Avrupalılar ve gelen misafirlerimiz çanak ve çömlekçiliğin değerini daha iyi biliyor. Çünkü onlarda el işçiliği yok, makine var. Biz elimizdeki çanak ve çömleği yaparken elimizden kayması için su kullanıyoruz. Avrupalılar ise bu işi makine ile yaptıkları için makinenin içine su yerine seramik yağı kullanıyorlar. Toprağın içine karışan seramik yağı koku yapıyor. Onun için Türkiye de üretilenler daha çok tercih ediliyor” ifadelerini kullandı. 

“BİRÇOK ARKADAŞIMIZ BU İŞİ BIRAKMAK ZORUNDA KALDI”

‘Vali ve kaymakamımız sağ olsunlar bize çok destekçi oldular’ diyen Topuz konuşmasına şu şekilde devam etti: “Kültür ve Turizm Bakanlığımız bize çok destek oldu. Daha iyi destekler olsun istiyoruz ama ancak bu kadar olabiliyor. Ben bu işi severek yapıyorum. Virüsten sonra bu sanat büyük bir darbe yedi. Fakat biz bu sanatı sevdiğimiz için bu işi sürdürmeye devam ettik. Bu süreçte birçok arkadaşımız bu işi bırakmak zorunda kaldı. Çömlekler az pişerse çok su bırakır. Normalde testinin yüzeyi terlemesi gerekir. Eğer ki bir günün sonunda su testisinde hiç su kalmıyorsa çatlaklar vardır. Sırlama da yapıyoruz. Ama ben yoğurt ve güveçleri sırlamasız tavsiye ediyorum. Çünkü yoğurdu düşünün yoğurdun suyunun çekilmesi için içinin sırsız kullanması gerekilir ki suyu çekilsin. Yoksa kalıp gibi bir yoğurt elde edemezsin. Bunları ömürlük kullanmak için, desenlerin uzun olması için sırlanması gerekir. Yoksa önerilecek bir şey değil.”

AVANOS’TA ÇÖMLEKÇİLİK

İnsanlık tarihinin en eski el sanatlarından biri olan çömlekçiliğin, ilk ne zaman başladığı tam olarak bilinmemekle beraber, Avanos’ta da çömlekçiliğin tam olarak ne zaman başladığı kesin olarak bilinmese de Hititlerden buyana Avanos’ta çömlek yapıldığından bahsedilmektedir. Çömlek yapmayı bilmeyen erkeklere kız verilmeyen Avanos’un çömleklerinin tarihi de çok eski zamanlara dayanıyor. Avanos’da çömlekçilik, Kızılırmak’ın kızıl rengini aldığı tüflü, killi topraklar ile yapılıyor. Avanos’un dağlarından ile Kızılırmak’ın eski yataklarından alınan yumuşak ve yağlı killi topraklar elenip çömlek yapımına uygun çamur haline getiriliyor. Bu killi çamurlar maharetli ustaların ellerinde şekillenerek Avanos’un o ünlü çanak çömleklerine dönüşüyor

Kadir GÜRHAN

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.