a
Gülay Atar

Gülay Atar

29 Eylül 2022 Perşembe

SICA ülkeleri Satranç Turnuvası’na hazırlanıyor

SICA ülkeleri Satranç Turnuvası’na hazırlanıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA) ülkeleri ve Gökyay Vakfı’nın iş birliği ile Başkent Kültür Yolu Festivali kapsamında Gökyay Vakfı Satranç Müzesi’nde satranç turnuvası düzenlenecek. Türkiye Satranç Federasyonu’nun desteği ile 1-2 Ekim’de gerçekleşecek turnuva öncesi SICA ülkelerinin büyükelçileri ve Gökyay Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Akın Gökyay bir araya geldi. SICA ülkeleri ile Türkiye’nin iş birliğinin devam edeceğini ifade eden büyükelçiler, Başkentlileri satranç turnuvasına davet etti.

Gökyay Vakfı Satranç Müzesi’nde 1-2 Ekim tarihlerinde düzenlenecek Satranç Turnuvası’nın öncesinde Dominik Büyükelçisi Elvis Antonio Alam Lora, El Salvador Büyükelçisi Hector Enrique Jaime Calderon, Guetemala Büyükelçisi Jairo David Estrada Barrios, Panama Büyükelçisi Mariela Sagel, Kosta Rika Büyükelçisi Gustavo Campos Fallas, Gökyay Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Akın Gökyay ve Türkiye Satranç Federasyonu Genel Sekreteri Mehmet Sedat Fırat basın mensupları ile bir araya geldi.

“TÜRKİYE’YE YATIRIMLAR YAPMAYI İSTERİZ”

Dominik Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Elvis Alam Lora, Gökyay Vakfı’na teşekkür ederek şunları söyledi: “Bu güzel kurumun kültürümüzü tanıtmamız açısından bize şans vermesi çok önemli ve bu şanstan dolayı kendilerine çok teşekkür ederiz. SICA ülkelerini bir araya getiren Gustavo Campos Fallas büyükelçimize de teşekkürlerimi savunuyorum. Etkinlik vasıtası ile Akın Gökyay gibi güzel insanlarla tanıştık. Türkiye Satranç Federasyonu ile olan bu ilişkiyi sizin sayenizde kurduğumuz için çok memnunuz. Başkent Kültür yolu Festivali’nde bu beş ülkenin de birlikte çalışma ve iş birliği içerisinde olması çok değerli, kıymetli. Gökyay Vakfı ve Türkiye Satranç Federasyonu’nun destekleri çok kıymetli. İki gün sürecek bu etkinlik 1 Ekim’de saat 11.30’da başlayacak. SICA’ya üye ülkelerin diplomatları ve büyükelçileri bu organizasyona katılacak, gözlemci ülkelerin de katılmasını bekliyoruz. Şunu da söylemek gerekir ki SICA, Orta Amerika ülkelerini bir araya getiren ve onların entegrasyonunu, birlikte çalışma potansiyellerini oluşturan ve sekiz ülkenin katılımı ile oluşan bir sistemdir. Temel görevi ise ülkelerimizin bir arada durması ve entegrasyonu sağlamaktır.

SICA olarak Türkiye’de yatırım yapmayı düşündüklerini de ifade eden büyükelçi, “Türkiye’ye yatırımlar yapmayı isteriz. Bu mümkün, neden olmasın? Türkiye’nin yatırımları bizim bölgemizde var. Mesela Survivor burada çok fazla izlenen bir TV programı. Dominik Cumhuriyeti’nde çekiliyor ve SICA üyesi bir ülke” dedi.

“EĞİTİM ALANINDA DA İŞ BİRLİĞİ DEVAM EDİYOR”

Panama Ankara büyükelçisi Mariela Sagel ise şunları söyledi: “Türkiye zaten SICA’da gözlemci ülke konumunda. Her şeyden önemlisi SICA ülkelerinde yaşanan sel, fırtına gibi doğal afetler de Türkiye bize çok yardımcı oldu. Türkiye’nin yardımını çok gördük.”

Dominik Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Elvis Alam Lora, kültürel iş birliğinin yanında eğitim alanında da Türkiye ile iş birliği düşündüklerini söyleyerek, “Türkiye’nin önde gelen üniversiteleriyle bölgenin önde gelen üniversiteleri arasında eğitim mutabakatları ve birbirlerini tanıma işlemleri sürüyor. Şimdiye kadar başarılı bir şekilde devam eti ve bu konuda iş birliğimiz var. SICA üyesi ülkelerinden gelen öğrenciler Türkiye’de eğitim aldıktan sonra Türkçeyi öğreniyorlar. Hatta aramızdan iki tanesi diplomat olacak kişiler ve Türkçe öğrenerek geldiler” dedi.

Panama Ankara büyükelçisi Mariela Sagel Türk öğrencilerin de SICA üyesi ülkelerde eğitim gördüklerini belirterek, “Panama Üniversitesi bünyesinde Türk öğrencileri için bir koordinasyon grubu var ve Türk öğrencileri orada ağırlıyorlar” dedi.

“SATRANCIN ÜLKELERİ BİR ARAYA GETİRME POTANSİYELİ YÜKSEK””

SICA ülkelerinin satrancı neden tercih ettiklerine ilişkin ise Dominik Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Elvis Alam Lora, “Satranç bütün ülkelerde, bütün halkların tanıdığı bir oyun. Dolayısıyla hepimizi bir araya getirme potansiyeli çok yüksek. Bu fikir de bu yüzden ortaya çıktı” dedi.

Satrancın tüm kültürleri kapsadığına değinen Akın Gökyay, “Satranç dünyanın her yerinde yaygın bir spor. İnsanlar arasında karşılıklı anlayışı, dünya barışını, diğer ülkelerin kültürlerini anlamayı ve diğer ülkelerin lisanlarına bakmayı, onların önemli olaylarını öğrenmeyi hedefleyen bir enstrüman. O yüzden satranç üzerinde duruldu. İlk fikir Kosta Rika Büyükelçisi Gustavo Campos Fallas tarafından ortaya atıldı” ifadelerini kullandı.

Kosta Rika Ankara Büyükelçisi Gustavo Campos Fallas, “Satranç ile aslında fiziken çok uzak ama aslında hiç uzak olmayan ülkeler olduğumuzu göstermek adına satrancı tercih etti” diye konuştu.

Yapılacak satranç turnuvasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Türkiye Satranç Federasyonu Genel Sekreteri Mehmet Sedat Fırat şunları söyledi: “Biz bu toplantı öncesi sayın büyükelçilerimizle tanışmak adına birkaç kez daha toplantı yaptık. Toplantılar sonrasında fark ettik ki bütün ölçüler çok önem gösteriyor ve hazırlıklar da bu çerçevede yapıldı. Satranç son zamanlarda ülkemizde çok hızlı bir yükseliş göstermeye başladı. Türkiye Satranç Federasyonu Türkiye’de lisanssız sporcu sayısı noktasında en çok sporcuya sahip olma konusunda birinci.”

Etkinliğin mottosunun ‘Satranç tüm kültürleri kapsar’ olduğunu belirten Fırat, “Zaten tüm dünya geneline baktığınız zaman ortak bir dil olması hasebiyle birleştirme potansiyeli yüksek olan bir motto. Şu da var ki uluslararası organizasyonlarda Latin Amerika’dan gelen sporcularla da beraber oluyoruz. Hepsiyle çok güzel ilişkilerimiz ve dostluklarımız oluyor. Umarım program sonrasında da ülkelerimiz arasında güzel işbirlikler olur ve büyük turnuvalara ev sahipliği yaparız. Onları Türkiye’ye davet ederiz” diye konuştu.

Açıklamaların ardından cezaevinde mahkumların yaptığı bir satranç takımı Gökyay Vakfı’na hediye edildi.

(Gülay ATAR)

Devamını Oku

Jale İnan

Jale İnan
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’nin ilk kadın arkeoloğudur. Uzun yıllar devam eden programlı kazılarla Perge ve Side antik kentlerinin gün ışığına çıkarılmasına emek vermiş; çıkarılan eserlerin sergilenmesi için Antalya ve Side müzelerinin kurulmasını sağlamıştır. Programlı kazıların dışında tarihi eser kaçakçılığına karşı çeşitli kurtarma kazıları gerçekleştirmiştir.

Babası, Türkiye’nin ilk arkeologlarından Aziz Ogan, eşi bilim insanı Mustafa İnan’dır. 1914 yılında İstanbul’da doğdu. Babası, müzeci ve arkeolog Aziz Ogan, annesi Mesture Hanım’dır. Lise öğrenimini Erenköy Kız Lisesi’nde tamamladı. Babasının mesleki gezilerine katılarak arkeoloji ile genç yaşta tanıştı.

Aleksander von Humboldt Vakfı’nın bursu ile, arkeoloji okumak üzere 1934 yılında Almanya’ya gitti. Bir yıl sonra da Türkiye Cumhuriyeti devlet bursunu kazandı. 1935-1943 yılları arasında klasik arkeoloji bilim dalında lisans ve doktora eğitimini Berlin ve Münih üniversitelerinde tamamladı. 1943 yılında Prof. Dr. Rodenwalt’ın yanında “Kunstgeschichtliche Untersuchung der Opferhandlung auf römischen Münzen” adlı teziyle doktorasını tamamlayarak Türkiye’ye döndü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eski Çağ Kürsüsü’nde Prof. Dr. Clemens Emn Bosch’un asistanı olarak atanan Jale İnan, lise yıllarında tanıştığı Mustafa İnan’la 1944 yılında evlendi. Ertesi yıl tek çocukları Hüseyin dünyaya geldi.

1946 yılında İstanbul Üniversitesi Klasik Arkeoloji Kürsüsü’nün kurulması çalışmalarına katıldı ve bu kürsünün ilk asistanı olup Prof. Dr. Arif Müfid Mansel’in asistanlığını yapmaya başladı. Aynı yıl Arif Müfid Mansel’le birlikte Türk Tarih Kurumu adına Antalya’da Side antik kenti kazısına, ertesi yıl Perge antik kenti kazısına başladı. 1953 yılında doçent, 1963 yılında profesör oldu. Mansel’in ardından 1974-1980 yılları arasında Side, 1975-1987 yılları arasında Perge kazılarına başkanlık etti. Kazıları sırasında Side Roma Hamamı’nın Side Müzesi’ne dönüşmesi için emek verdi. 1975 yılında Klasik Arkeoloji Kürsüsü’nün Başkanı oldu ve bu görevini 1983 yılında emekli oluncaya kadar sürdürdü.

Jale İnan, Side ve Perge’deki kazıların dışında 1970-1972 yılları arasında Kremna (Bucak, Burdur) ve 1972-1979 yılları arasında Pampfilya Seleukeiası (Manavgat) antik kentlerinde kurtarma kazıları gerçekleştirdi. Antik dönem heykeltıraşlık sanatı üzerine çok önemli eserler verdi. Yayınladığı kitaplar Anadolu’nun Roma ve Erken Bizans dönemi portreciliği konusundaki çok önemli başvuru eserleri arasına girdi. 1991 yılında Side’deki Apollon Tapınağı kazısı ve onarımı için emek harcadı; 1992-1993’te Perge tiyatro kazılarını gerçekleştirdi. 1995 yılında Türkiye Bilimler Akademisi’nin şeref üyesi oldu.

Son yıllarını Parkinson hastalığı ile mücadele ederek geçirdi. 2001 yılında hayatını kaybetti. Cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi. Jale İnan, 1980 yılında Perge’de ekibiyle birlikte belden yukarısı olmayan bir Herakles heykeli bulmuştur. “Yorgun Herkül” olarak bilinen heykelin belden aşağısı Antalya Müzesi’nde sergilenirken üst bölümü yıllarca bulunamadı. 1990’da gazeteci Özgen Acar yayınladığı bir haberde[5] kayıp parçanın ABD’de olduğunu duyurdu. Tarihi eser koleksiyoncusu Shelby White ve Leon Levy çifti ile Boston Güzel Sanatlar Müzesi tarafından 1981’de yarı yarıya satın alınan parçanın Antalya’da sergilenen heykelin üst kısmı olduğu, 1970’lerde Türkiye’den kaçırıldığı iddia ediliyordu. Jale İnan Boston Güzel Sanatlar Müzesi’ndeki parça ile Antalya Müzesi’ndeki parçanın birbirine ait olduğunu 1990 yılında kanıtlamıştır. M.S. 2. yüzyıla tarihlenen Yorgun Herkül heykelinin üst kısmı, 2011’de Türkiye’ye getirildi. (Kaynak vikipedia)

Devamını Oku

Bebeğe kitap okumak

Bebeğe kitap okumak
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Rakamların gösterdiğine göre Türkiye’de kitap okuma oranı çok düşük ve bu oran gün geçtikçe düşmeye de devam ediyor. Türkiye kitap okuma oranında yüzde 0,1 (yani binde bir kişi), bu rakamla 173 ülke arasında 86. sırada yer alıyor. 1. ve 2. sırada ise yüzde 21 ile Fransa ve İngiltere bulunurken, 3. sırada yüzde 14 ile Japonya, ardından yüzde 12 ile ABD ve yüzde 9 ile İspanya bulunuyor.

Kitap okuma alışkanlığı sanıyorum ki çocukluktan itibaren öğretilmesi gereken bir alışkanlık. Anne ve babayı kitap okurken gören çocuk inanıyorum ki o duyguyla büyüyecek ve bir süre sonra o da kitap okumayı alışkanlık haline getirecektir.

Bu konuda uzmanlar da ‘bebeklerinize çok ufakken kitap okumaya başlayın’ diye uyarıyor zaten. Çoğu kişi ‘hadi canım bebek ne anlar kitaptan’ diye yorum yapsa da bebeklerin anlamadığı bir şey yok esasında. Yani bir çocuğa bebeklikten itibaren kitap okuma alışkanlığı kazandırılabilir. Bu da pek tabi ki ebeveynlerinin uğraşı ile gerçekleşecek bir şey. 

Bu konu üzerine çalışan uzmanlar erkenden bebeklere kitap okumanın onların dil gelişimini, sosyal-duygusal gelişimini pozitif yönde etkileyeceğini ifade ediyor. Bunlara ek olarak bebeğin eline kitap vermenin, sayfalara dokunmasını sağlamanın, motor gelişimine de büyük katkı sağlayacağını vurguluyor.

Bebeklere kitap okumanın faydalarının şunlar olduğu ifade ediliyor:

  • Bebeğin anne ya da babayla birlikte keyifli bir vakit geçirmesine yardımcı olur.
  • Özellikle yemekten sonra ya da uykudan önce yapacağın düzenli okumalar, bebeğin sakinleşmesini ve rahatlamasını sağlar.
  • Babanın bebeğiyle yakınlaşması için de iyi bir yöntemdir. Bir baba bebeği emziremez ama onu kucağına alıp yumuşak bir ses tonuyla kitap okuyabilir. Bu sayede sesi aracılığıyla onunla bağ kurmuş olur.
  • Bebek dinlemeyi öğrenir.
  • Yüksek sesle söylenen ve tekrarlanan kelimeler bebeğinin dil kazanımına katkı sağlar.

Bebeğe kitap okumanın bunlar gibi daha birçok faydası var. Unutmayın bir bebeğe ne verirseniz onu alırsınız. Ağaç yaşken eğilir diye boşa dememiş atalarımız. Buradan anne babalara çağrım bebeklerinize bir kütüphane kurun ve bol bol kitap okuyarak kitapların büyülü dünyasında gezinmelerine fırsat verin… 

Devamını Oku

Başkentte müzik ziyafeti yaşanacak

Başkentte müzik ziyafeti yaşanacak
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’nin uluslararası marka değerine katkıda bulunmak üzere 5 şehirde çok daha kapsayıcı etkinliklerle yaygınlaştırılacak olan “Türkiye Kültür Yolu Festivalleri” kapsamında 1-23 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek “Başkent Kültür Yolu Festivali” klasik müzikten pop müziğe, Türk Sanat Müziğinden Türk Halk Müziğine kadar birbirinden özel konsere ev sahipliği yapacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığınca düzenlenen konser, sergi, söyleşi, çocuk etkinlikleri, tiyatro ve film gösterimlerinden oluşan 500’den fazla etkinliği sanatseverlerle buluşturacak Başkent Kültür Yolu Festivali kapsamındaki konserler hem Ankaralılara hem de çevre illerdeki sanatseverlere doyumsuz bir müzik ziyafeti sunacak. 

Başkentin kültür ve sanat adası CSO Ada Ankara, süper star Ajda Pekkan’dan Yusuf İslam’a, Fado şarkılarını tüm dünyaya ulaştıran Mariza’dan Emel Sayın’a kadar birbirinden değerli sanatçıların konserine ev sahipliği yapacak. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve Devlet Çoksesli Korosu Alman besteci Carl Orff’un ölümsüz sahne kantatı Carmina Burana konseriyle 1 Ekim’de sanatseverlerle buluşacak. CSO Ada Ankara sahnesi, 2 Ekim’de dünyaca ünlü Azerbaycanlı caz ve klasik piyanist olan Şahin Növresli ve Quartet ekibini ağırlayacak. Portekiz’e özgü bir folk müziği türü olan Fado şarkılarını tüm dünyaya ulaştıran Mariza’nın 3 Ekim’de konuk olacağı CSO Ada Ankara Sahnesi, aynı gün farklı bir salonda Türk ve Japon müzisyenlerden oluşan Yamatolia Grubu’nun iki farklı coğrafyanın kendine has müzik ve enstrümanlarını harmanlayarak, barış temennisi ile dünyaya ulaştırdıkları müziklerine ev sahipliği yapacak. CSO Ada Ankara sahnesi, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın şefleri Seiji Mukaiyama ve Etsuya Kitani eşliğindeki Türkiye- Japonya Dostluk Konseri’ni 4 Ekim’de, Letonyalı ünlü opera sanatçısı Kristine Opolais ile Devlet Opera ve Balesi Genel Müdür ve Genel Sanat Yönetmeni tenor Murat Karahan’ın birlikte vereceği konseri 5 Ekim’de ağırlayacak. Sanatçı Ahmet Özhan’ın solistliğini üstlendiği Klasik Türk Müziğinin usta yorumcusu, merhum Alâeddin Yavaşça’nın eserlerinden oluşan bir repertuvarın Devlet Klasik Türk Müziği Korosu eşliğinde seslendirileceği konser ve Türkiye’nin en önemli gitar virtüözlerinden, Modern Folk Üçlüsü isimli grubun kurucularından Doğan Canku konseri de yine 5 Ekim’de CSO Ada Ankara sahnesinde sanatseverlerle buluşacak. (Gülay ATAR)

Devamını Oku

Dostluk

Dostluk
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hayat denilen şey doğmak, büyümek, yaşamaktan ibaret. Çok karmaşık gözükse de aslında hayat denilen şeyin tanımı tam olarak böyle. İnişleri çıkışlar da olmuyor değil. Başımıza gelen iniş çıkışlar yeri geliyor pes ettiriyor, yeri geliyor isyan ettiriyor, yeri geliyor her şeyi kabul ettiriyor…

Hayatın zorluklarından bahsetsek de en önemli kısmı ise sırtımızı verebileceğimiz, başımız dara düştüğünde bir telefon kadar uzakta olduğunu bildiğimiz dostların varlığı. Dostsuz bir hayat neredeyse imkansız. 

Ömrümüz boyunca birçok insanla karşılaşıyoruz, samimiyet kuruyoruz; ama dostluk diye tabir edilen duyguyu pek az insanla yaşayabiliyoruz.

Herkese ‘dostum’ diyemiyoruz örneğin. Ya da başımız sıkıştığında herkesi arayamıyoruz. Dostluğun kolay kazanılmadığını anlatan şu hikayeye bir göz atalım, her şey daha anlaşılır olacak…

“Kasabanın birinde yaşayan bir aile varmış. 3 kişilik ailenin tek oğlu Rahmi eve geç gelir, ana-babasını endişelendirirmiş. Babası bir gün sormuş: “Oğlum, ne yapıyorsun gece geç saatlere kadar böyle?” Çocuk “Arkadaşlarımla, dostlarımla birlikteyim baba!” demiş.

Babası “Dost dediğin bir tane olur, o da her zaman değil! İhtiyacın olduğunda seni bulur!” demiş. Çocuk “Olur mu baba? Benim nerdeyse bütün arkadaşlarım dostumdur!” cevabını vermiş. Baba diretmiş: “Hayır oğlum, olur mu? Madem onların hepsi senin dostun; o zaman bir deneme yap da gör!”

Bu konuşma üzerine baba oğul ahırda bir oğlak kesip halıya sarmışlar. Sonra çocuk bütün arkadaşlarının gece vakti evlerine gitmiş ve yardım istemiş, “Birini vurup öldürdüm!” diyerek. Ancak bütün dost bildiği arkadaşlar olayı duyar duymaz kapıyı suratına kapatmışlar. Çocuk eve üzgün şekilde gelip babasına haklı olduğunu söylemiş. Babası ona dostluğun yine de bu demek olmadığını ifade etmiş. Çocuk şaşırmış ve “Nasıl?” diye sormuş. Babası demiş ki: “Yumurtacı Ali benim dostumdur, git ona, adam vurduğunu söyle ve gel!” Çocuk yumurtacı Ali’nin yanına gitmiş ve adama halıyı gösterip durumu anlatmış. Yumurtacı Ali çocuğu arka tarafa götürmüş ve derin bir kuyu kazmış, sonra da halıyı içine bakmadan kuyuya atmış. Üstünü de soğan filizleriyle kapamış, yeri doldurmuş ve sonra “Babana selâm söyle!” deyip çocuğu uğurlamış.

Çocuk büyük sevinçle babasının yanına gelmiş ve “Evet babacığım, dostluk bu olsa gerek!” demiş. Babası “Hayır oğlum, dostluk bu değil!” demiş. Ertesi günün cuma olduğunu ve Ali’nin pazar yerinde yumurta tezgâhı bulunduğunu söyleyerek eklemiş: “Ona git ve tezgâhı devir! Eğer Ali amcan lâf söylemeye kalkarsa bir de tokat at!” Çocuk şaşırarak “Olur mu baba? Bu kadar iyi bir insana bu yapılır mı?” diye sormuş. Babası “Sen dediğimi yap ve dostluğun ne demek olduğunu öğren!” demiş. Ertesi gün çocuk pazara gitmiş ve Yumurtacı Ali’nin tezgâhına tekme atarak tezgâhı devirmiş. Ona “Ne yapıyorsun oğlum, dur!” diyen Ali’ye bir de tokat atmış ve arkasına bakmadan kaçmış. Ardından Yumurtacı Ali çocuğa şöyle seslenmiş: “Oğlum! Babana selâm söyle! Biz 1000 yumurtaya, 1 tokata soğan tarlası bozmayız!”

Çocuk anlamış ki dostluk denilen şey hiç de kolay kazanılacak bir şey değil… Hayatın gerçeklerinden birisi de bu zaten…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.