a
Didem Aslan Çetin

Didem Aslan Çetin

29 Haziran 2022 Çarşamba

Ana Muhalefetin Gündemi

Ana Muhalefetin Gündemi
1

BEĞENDİM

ABONE OL

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 28 Haziran 2022 tarihinde TBMM’de gerçekleşen CHP Grup Toplantısında konuştu. Toplantıya “bizim konuşmaya, birbirimizi dinlemeye ihtiyacımız var, kavgaya değil” diyerek başlayan Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle;

“Devlet intikam ve öç alma duygusuyla yönetilmez.”

“KHK ile görevine son verilen akademisyenler, avukatlar, harp okulu öğrencileri, boşuna cezaevinde olan siyasetçiler, onlara da seslenmek istiyorum. Bazen insanlar bedel öderler ama haksız yere ödenen bedeller, ödeyen kişilerin de, onların ailelerinin de şerefidir.”

“İlk şeker fabrikasını yumurta satarak kuran bir devlet, şu an şekeri dışarıdan ithal ediyor.”

“Şeker üretiminde hiçbir sıkıntımız yoktu, kota uyguladılar, şeker üretimimiz düştü.”

“Çayda da benzer bir duruma doğru gidiyoruz. Ulusal çay konseyi çay fiyatlarını belirleyecekmiş.”

“Biz oy peşinde koşan kısır bir siyaset yapmıyoruz. Bizim için her şeyden önemli olan bu ülkede yaşayan insanların refahı ve mutluluğudur. Bir çocuk yatağa aç giriyorsa, hiçbirimiz tok giremeyiz. Bizim anlayışımız budur. Bu millet artık uyandı, bu milletin sesi var artık.”

“Çiftçinin ister bankalardan, ister tarım kredi kooperatiflerinden aldıkları kredilerin faizlerini iktidara gelmemiz halinde ilk haftada sileceğiz söz verdiğimiz gibi.”

“Biz halktan, üretimden, alın terinden yanayız.”

“Diyabetli çocukların daha konforlu bir yaşam sürmesi lazım, söz veriyorum bunu yapacağım demiştim. Erdoğan da söz vermiş bu konuda çözüm üreteceklerine dair, teşekkür ederim kendisine.”

“Eczacılar da büyük sıkıntı içindeler. İlaç fiyat kararnamesi 13 yıldır güncellenmiyor. Eczacılar personel maaşlarını, kiralarını, faturalarını, sabit giderlerini karşılayamaz durumdalar. İlaç fiyat kararnamesinin güncellenmesi gerek.”

“Dış politikada da iç politikada da tüm sorunlarımızı barış içinde çözeceğiz.”

“Devlet ayrıdır, siyaset ayrıdır. Devlet bakidir. Belediyeler neredeyse oranın halkınındır belediyeler.”

“Yangın bölgesinde tüm imkansızlıklara rağmen yangın söndürme konusunda çalışan, bütün imkansızlıklara rağmen mücadele eden ve mücadeleye katkı sunan herkese teşekkür ederim”

“Bu memlekette huzur istiyorsanız, hak, hukuk, adalet istiyorsanız bize destek verin.”

“Herkesin aşı olsun, herkesin işi olsun diyorsanız bize katılın.”

“Kimseye el avuç açmayan bir Türkiye olsun diyorsanız bize katılın.”

“Çocuklarımızı zehirleyen uyuşturucu baronlarıyla mücadele etmek istiyorsanız bize katılın.”

“Devlette liyakat olsun diyorsanız bize katılacaksınız.”

“Gençlerimiz geleceklerini dışarıda değil, kendi ülkelerinde arasınlar diyorsanız bize katılacaksınız.”

“Beraber çalışacağız, birlikte yöneteceğiz, hakkı, hukuku ve adaleti birlikte sağlayacağız.”

“Kimse umutsuzluğa kapılmasın, umutsuzluğa kapılmak bizim kitabımızda yoktur.”

Devamını Oku

Temel hak ve özgürlüklerimiz

Temel hak ve özgürlüklerimiz
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Evrensel, çağdaş hukuk anlayışında ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda basın özgürlüğü temel hak ve hürriyetler kategorisinde kendisine yer bulmaktadır. Anayasamızın birinci kısmında devletin şekli ve Cumhuriyetin niteliklerine değinilmişken, hemen ardından ikinci kısımda temel hak ve ödevlere yer verilmesi, bu hak ve ödevlere atfedilen önemi göstermektedir. 

 Nedir bu temel hak ve özgürlüklerimiz gelin bakalım:

Yaşama hakkı

Kişi dokunulmazlığı

Özel hayatın gizliliği ve korunması

Kişi hürriyeti ve güvenliği

Mülkiyet hakkı

Eğitim ve öğrenim hakkı

Çalışma ile ilgili haklar

Sağlık, çevre ve konut hakkı

Sosyal güvenlik hakları

Seçme, seçilme, siyasi faaliyetlerde bulunma hakları

Kamu hizmetine girme hakkı

Din ve vicdan özgürlüğü

Düşünce, kanaat ve ifade özgürlüğü

Yerleşme ve seyahat özgürlüğü

Toplantı hak ve özgürlüğü

Bilim ve sanat özgürlüğü

Basın özgürlüğü

Normlar hiyerarşisinin en tepesinde bulunan anayasa ile güvence altına alınan bu özgürlüklerimizi, hangi sınırlar içerisinde kullanabiliyoruz sorusu önem kazanıyor. Bu noktada ise anayasamızın 28. Maddesinde yer bulan Basın özgürlüğü üzerinden, akademik anlamda nasıl bir yaklaşım olduğuna kısaca bakalım diyorum;

“Basın özgürlüğü, haber, fikir ve düşünceleri, çoğaltıcı araçlarla, serbestçe açıklayabilmek özgürlüğüdür. Bilgi ve düşünceleri serbest olarak toplayıp, yorum ve eleştiri yaparak çoğaltabilmek ve bunları serbest olarak yayımlayıp dağıtabilmek haklarını içerir. Basın aracılığıyla yapılan yayım, düşüncelerin açıklanmasının özel bir türüdür ancak basın özgürlüğü düşünceyi açıklama özgürlüğünden ayrı bir özgürlük kategorisi oluşturur.” (Hazar, Zeynep. “Basın Özgürlüğü ve Ulusal Güvenlik”.  Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 17, Yıl 2013)

“Devlet yaşamında insanların düşüncelerini serbestçe açıklayabilmeleri sayesinde gerçeklerin ortaya çıkabileceği, bu yolla yanlışlıkların, yolsuzlukların, hukuk dışılıkların, çelişkilerin su yüzüne çıkacağı ve bunda kamu yararı bulunması gerçeği demokratik hukuk devletlerinde bu özgürlüğün kabul edilmesi sonucunu doğurmuştur. Devlet baskısı ve korkusu ile yaşayan bir basın kamunun avukatlığı görevini yerine getiremez, toplumsal yararları savunamaz. Bu nedenle basın özgürlüğü, basına tanınmış bir ayrıcalık değil, kişilik hakları gibi korunan bir hak olarak değerlendirilir.” (Kılıçoğlu, Ahmet. “Basın Özgürlüğü ve Kişilik Hakları”  Ankara Barosu Dergisi, Yıl 1989, Sayı 2. 7 Mayıs 2017).

İnsanlık tarihin boyunca düşünce ve ifade özgürlüğü mücadelesi sıkça karşımıza çıkmıştır. Yazının bulunmasından önce söz yoluyla açıklanan düşünceler, yazının bulunuşundan sonra el ile yazılmış mektuplar, kitaplar ile yayılmış, matbaanın bulunuşu ile de daha kolay çoğaltılmış ve düşünceler bu sayede hızla yayılmıştır. Gel gelelim ki düşüncelerin bu şekilde hızla yayılması o dönemlerde yöneticileri rahatsız edebildiğinden, kimi ifadelerin yasaklanması yoluna gidilmiştir. İşte insanlık tarihi boyunca süregelen düşünce ve ifade özgürlüğü mücadelesi de o günlerden bugünlere devam etmiştir. 

Uluslararası anlaşmalara da konu olan Basın Özgürlüğü, 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin 18. Maddesinde açıkça ifade edilmiştir. Ayrıca Anayasa’nın 26. Maddesinin 1. Fıkrasına göre de “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.”

Françoise Rene’nin sözleriyle yazımı bitirirken, sizleri de haber alma özgürlüğünüzle ilgili düşünmeye davet ediyorum. Sahi, haber verme hakkı kadar önemli olan, haber alma hakkınızın ehemmiyetinin farkında mısınız?

“Basın özgürlüğü olmaksızın bir Anayasal özgürlük yoktur.”

Devamını Oku

Yapısal Reformlara Vurgu

Yapısal Reformlara Vurgu
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 21 Haziran 2022 tarihinde TBMM’de gerçekleşen Grup Toplantısı’nda konuştu. Tüm Türkiye’yi, hiçbir ayrım yapmadan bütün vatandaşları kucakladığını dile getirerek konuşmasına başlayan Kılıçdaroğlu, “Her evde huzur olsun, herkesin işi gücü olsun, gazeteciler özgürce yazsın, eleştirsinler istiyoruz. Demokrasi olsun, kadın erkek eşitliği olsun, İstanbul Sözleşmesi yürürlükte olsun istiyoruz. Her alın terinin değerli olduğunun kabul edilmesini, çatısı altında olduğumuz parlamentonun, toplumun sorunlarına çözüm üretmesini istiyoruz” diyerek sözlerine devam etti.

Planladıkları tarım sigortaları hakkında detaylı bilgiler veren, tarım, hukuk, basın özgürlüğü, temel hak ve özgürlükler üzerinde duran CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının öne çıkan başlıkları şöyle;

“Söz veriyorum halkıma. Her kuruşun hesabını veren bir yönetim gelecek. Kul hakkı yemeyen bir yönetim gelecek. Herkesin iş güç sahibi olduğu bir Türkiye’yi inşa etmek için mücadele eden bir yönetim gelecek. Merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasında sağlıklı ve tutarlı bir ilişkinin olduğu yönetim kurulacak.”

“İkinci yüzyıla giderken güzel, itibarlı, bütün kurumlarına saygı duyulan bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Yargıçları adalet dağıtacak, kamu görevlileri liyakat içinde halkına hizmet edecek, verilen her kuruşun hesabı halka verilecek.”

“Yargı vesayet altında. Gidelim sokakta herhangi vatandaşa “Adalet var mı” diye soralım, “Hangi adalet, adalet yok” diyecekler.”

“Biz ülkeyi yönettiğimizde medya özgürlüğü olacak, bizi eleştirebilecekler. Özgür medyanın olmadığı yerde demokrasi olmaz, düşünce özgürlüğü olmaz. Bunlara yasak getirmeye çalışıyorlar. Basın özgürlüğü ülkeyi sağlıklı yöneten idarenin vazgeçilmezidir. İyi bir yönetim gazetecilerden korkmaz.”

“Anayasa “Basın hürdür, sansür edilemez” der. Biz sonuna kadar bu konuda mücadele edeceğiz. Çıkarsa sansür yasası, Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğiz.”

“Pınar Gültekin davasında yargıç kararıyla haksız tahrik indirimi sağlanıp, müebbet hapis cezası 23 yıla indirdi.  Hangi vicdan, hangi ahlak kabul eder bunu? Kadınların susmaması lazım. Kadın erkek dayanışmasıyla bütün haksızlıklar karşısında birlikte mücadele etmek zorundayız.”

“Hiçbir çiftçinin zarar etmeyeceği bir model inşa edeceğiz. Kredilerin faizlerini sileceğiz. Havza bazlı planlamalar yapacağız. Çiftçinin ne ekeceği, ne satacağı belirlenecek. Maliyet, makul kar tabanlı olacak. Borcu olan çiftçinin traktörü, biçer döveri, hayvanı, tarlası haczedilmeyecek.”

“Çiftçilere önce ucuz elektrik vereceğiz, sonra da kooperatiflere geçip güneş enerjisi sistemiyle ücretsiz kullanıma geçecekler.”

“Tarımla uğraşan gençlerin sosyal güvenlik primlerini biz ödeyeceğiz.”

“Kendi çiftçimiz için çalışıp onları bu milletin efendisi yapacağız.”

Devamını Oku

“Seçkinlerin Yükselişi ve Düşüşü”

“Seçkinlerin Yükselişi ve Düşüşü”
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Eski Türkçe’de mümtaz olarak geçen seçkin sözcüğünün kelime anlamı, benzerleri arasında üstün nitelikleriyle beliren, göze çarpan kimse demekken, siyaset ve sosyoloji kurumlarındaysa seçkin veya elit olarak nitelendirilen kimseler, sermayeyi ve onun getirdiği güçle de iktidarı elinde tutanlar için kullanılan bir kavramdır. Toplumda bu gücü ve iktidarı elinde tutan kimseleri tanımlamak için sıklıkla seçkin veya elit sıfatları kullanılmaktadır.

Ahmet N. Yücekök, Siyaset’in Toplumsal Tabanı kitabının önsözünde, siyaset bilimini, “Nerede, nasıl ve hangi koşullarda, kimin kime hükmedebileceğini öğrenmeye çalışan bir ilim alanıdır.” olarak tanımlamıştır.

Elitizme göre yönetimi elinde bulundurması gereken kimseler, en akıllı ve en iyi olanlardır. 

Siyaset teorisinde seçkincilik kavramını incelerken karşımıza klasik seçkinci düşünürlerden olan Vilfredo Pareto, Gaetano Mostar ve Robert Michels ve yakın seçkinci düşünürlerden olan Joseph Schumpetes ve C. Wright Mills karşımıza çıkmaktadır. Bununla beraber, seçkincilik kavramını konuşurken, ülkelerin seçkin bir azınlık tarafından yönetilmesi gerektiğini ilk ifade edenlerden olan Platon’u da anmak gerekmektedir. Platon, insanların mutlu bir hayat sürmeleri için, ya devletlerin başında filozofların olması gerektiğini ya da devlet adamlarının felsefe öğrenmeleri gerektiğini savunmuştur.

Klasik seçkinci düşünürlerden olan Vilfredo Pareto, bu yaklaşımın en önemli düşünürlerindendir. Pareto’nun çalışmalarında öne çıkardığı kavramlardan biri olan “usdışılk” liderlerin neden vazgeçilmez olduğunu başlı başına açıklayan sebeplerdendir, çünkü genellikle usdışılık kitlelerin genellikle örgütsüzlüğü ve ilgisizliğini de açıklar.

Seçkinlerin Yükselişi ve Düşüşü adlı eserinde Pareto, her şeyin değişebileceğini, tarih boyunca da değiştiğini fakat değişmeyen tek şeyin elitlerin varlığı ve yönetmeleri olduğunu vurgular. İktidara gelip güçlenirler, bir süre sonra güç kaybedebilir ve iktidardan düşebilirler fakir sonrasında yerlerine gelecek olanlar yine elitlerdir der ve bütün sistemlerde de bunun değişmeyeceğini söyler. 

Pareto siyasal yaşama sürekli Seçkinler hakim olduğundan, tarihi de “aristokratlar mezarlığı” olarak tanımlar.

Gaetano Mosca ise Pareto’nun aksine psikolojik bir çözümlemeden daha çok, yaklaşımlarını daha örgütsel çözümlemelere dayandırır. Mosca’ya göre örgütlü azınlıklar, örgütsüz çoğunluğu yönetmişlerdir her zaman. Mosca düzenli toplumlarda daima “hükümet” adı verilen bir otoritenin görüldüğünü söyler ve toplumları yönetici sınıf ve yönetilen sınıf olarak ikiye ayırır. Yöneten sınıflar Mosca’ya göre azınlıkta dahi olsalar, örgütlü ve “üstün” oldukları için hep yönetimdedirler.

Robert Michels’in çözümlemeleri ise, Pareto’ya nazaran Mosca’ya daha yakındır. Michels, Oligarşinin Tunç Yasası çözümlemesinin sahibidir. Örgütlerin, sergiledikleri demokratik dönemlerden sonra nasıl oligarşik bir yapıya dönüştüğünü anlatır. Oligarşinin Tunç Yasasına göre yönetimdekiler sürekli onaylanma ihtiyacında oldukları için, kitlelerin doğru bilgilere manipüle edilmeden ulaşmalarını engellerler. Ona göre örgütlerin tamamı demokratik görünseler dahi, özünde oligarşik bir yapıya sahiptirler. Bildiğimiz üzere oligarşi egemenliğin küçük bir zümrenin elinde olduğu düzendir.

Yukarıda izah edilenler perspektifinde seçkinlerle iktidar arasında bir bağlam üzerinden değerlendirme yapacaksak, referans noktamız ise demokrasi olacaksa, çoğulcu demokrasinin ne kadar önemli olduğunun altını çizmek gerekir. Nitekim; çoğulcu demokrasi iktidarda olmayan, gücü elinde bulundurmayan veya azınlıkta bulunan grupların da bir gün iktidar olabilmesine imkan verecek düşünce ve eylemsellik özgürlüklerini güvence altına almayı hedeflemektedir ve demokrasinin sadece seçim ve oy kullanma olarak nitelenemeyeceğini bizlere altı çizili ifadelerle söyler. Bu demokrasi anlayışı üniversitelerin, sendikaların, derneklerin ve benzeri sivil toplum kuruluşlarının statükodan arınmış, bağımsız ve tarafsız bir yargıya sahip hukuk devletinin hukuksal teminatları çerçevesinde kendisine hareket ve yön belirleyebilmektedir. Bunun yanı sıra yasama, yürütme ve yargının birbirini denetleyecek bir biçimde anayasal güvencelerle denetleme fonksiyonunun teminat altına alındığı bir demokrasi anlayışıdır.

Devamını Oku

Politika Gündemi

Politika Gündemi
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Altı Muhalefet Partisi Genel Başkanları, seçimi kazanmaları ve iktidara gelmeleri halinde ekonomi alanında atacakları adımları konuşmak üzere toplandılar. Millet İttifakı’nı oluşturan 6 Muhalefet Partisinin “Kurumsal Reformlar Komisyonu” üyeleri, ekonomik yönetim mekanizmaları ve kurumlarının reformunu hedefleyen raporu, hazırladıkları ortak metin ile 13 Haziran 2022 tarihinde basına açıkladılar.

Komisyonun, “Kamu Maliyesi”, “Kamuda Planlama”, “Merkez Bankası” ve “Ekonomik ve Sosyal Konsey” başlıkları altında yürüttüğü çalışmanın ilk raporunda, seçimlerin kazanılması durumunda ekonomi alanında atılacak adımlar özetle şöyle:

Öncelikli olarak “Durum ve Hasar Tespit Komisyonu” kurulacak ve bu kurul tüm kurumlardan veri ve bilgi talep etme konusunda tam yetkili olacak. Kurul, tespit edilen sorunları, kamu zararlarını ve olası riskleri Cumhurbaşkanı’na rapor halinde bildirecek.

“Ekonomik ve Sosyal Konsey” ise, istikrar, kaynak tahsislerinden etkinlik, rekabet gücünün artırılması, tarımsal üretimin artırılması, gıda güvenliği ve yeterlilik, yeşil ve dijital dönüşünün sağlanması, çevre, istihdam, toplumsal yaşam gibi konularda önerilerde bulunacak. Böylece “Ekonomik ve Sosyal Konsey” daha işlevsel bir hale gelmiş olacak. 

“Strateji ve Planlama Teşkilatı” kurulacak ve bu teşkilat kurumlar arası koordinasyonu sağlayacak. Kurulacak olan bu yeni teşkilat başlangıçta Cumhurbaşkanı’na, Parlamenter Sisteme geçişin akabinde ise Başbakan’a bağlı olarak çalışmalarını akademi, sivil toplum kuruluşları ve özel kesimlerle iş birliği içinde yürütecek. 

Merkez Bankası Başkanı’nın atanmasına yönelik de değişiklikler içeren düzenlemeye göre, Merkez Bankası merkezi Ankara’da olacak ve üst yönetimi 5 yıllık süre için atanacak. Merkez Bankası Başkanı Bakanlar Kurulu kararıyla, Başkan Yardımcıları ise Başkan’ın teklifi üzerine üçlü kararname ile atanacak. Merkez Bankası, enflasyonu kalıcı olarak tek haneli rakamlara indirilmesi saikiyle çalışacak. 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.