a
Ali Turğut

Ali Turğut

13 Ekim 2020 Salı

BUGÜNKÜ TARİKATLAR, CEMAATLER VE ERGENEKON

BUGÜNKÜ TARİKATLAR, CEMAATLER VE ERGENEKON
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli Okurlarım;
İletişim ve bilgi edinme ağının olmadığı dönemlerde, insanlarımız tasavvuf düşüncesinin anlayış ve terbiyesinin verildiği tekke ve zaviyelere giderek dünya hayatının çeşitli meşakkat ve sıkıntıları ile yorulan ruh ve bunalan gönüllerini dinlendirmek için giderlerdi. Tasavvuf anlayışının hakim olduğu dönemlerde tekkeler toplum düzeninin sağlanması ve devletin büyümesinde önemli yer tutmuşlardır. Ancak; zaman içinde adeta Hıristiyanlıktaki papaz okullarına dönüşen tekke ve zaviyeler, tekke öncülerine menfaat sağlama amacıyla devlet işlerine de müdahil olmaya başladı ve ahlaklı ve dindar toplum yaratma misyonlarını kaybederek devlet ve millet için zararlı, yıkıcı ve bölücü örgütler haline geldiler.Bu nedenle büyük önder Mustafa Kemal ATATÜRK tekke ve zaviyeleri kapatarak başka bir devrim gerçekleştirmiş oldu.
1952 yılında Türkiye!nin NATO’ya girmesinden sonra ülkemizde komünizmle mücadele bahanesiyle ABD tarafından birçok örgüt kuruldu. Genel olarak GLADİO adını verdiğimiz bu örgüt, “SSCB’ye karşı “yeşil kuşak” oluşturma siyaseti çerçeveside ülkemizin laik düzenini de tehdit eden cemaat ya da tarikatların önünü açarak desteklediler.
FETÖ Cemaatinin kuruluşu da O dönemlere denk düşmektedir. 1970’li yıllarda ülkemiz GLADİO tarafından adeta bir içsavaşın eşiğine getirildi ve hemen ardından 12 Eylül 1980 darbesi yaptırılarak ülkemizin laik düzenini tehdit eden kurumların önlerindeki yasal engeller de kaldırıldı. CIA tarafından kurulan FETÖ örgütünün başı Fetullah GÜLEN gibi isimler 12 Eylül darbesini ayakta alkışladılar.
1980’li yılların sonuna gelindiğinde SSCB tamamen yıkılmış ve ülkemiz üzerindeki sözde komünizm tehlikesi tamamen ortadan kalkmıştı. Bu çerçevede Türkiye’de bir komunist parti kurmak hiç kimsenin aklına bile gelmediği için Türkiye’de Komünist ve Faşist partilerin kurulmasını engelleyen Anayasa’nın 141. ve 142. Maddeleri kendiliğinden vasıfsızlaşmıştı. Ancak; Türkiye’de din esaslı partile kurmayı yasaklayan Anayasa’nın 163. Maddesi cemaat ve tarikat örgütlenmelerinin önünde büyük engekl oluşturuyordu. Bu nedenle, 163. Maddenin kaldırılması gerekiyordu. Nahkşibendi tarikatına olan gönül bağını her safhada dillendiren Turgut ÖZAL, zaten vasıfları kalmamış olan 141 ve 142. Maddeleri kaldırma bahanesiyle 163. Maddeyi de kaldırarak ülkemizdeki antyi-laik dini örgütlenmelerin önünü açtı.
1990lı yıllara gelindiğinde Fetullah GÜLEN cemaati ülkemizin tüm sistemini ele geçirme operasyonuna başladı. Bu çerçevede yoksul ama zeki Anadolu çocukları için özel öğrenci yurtları oluşturuldu ve özellikle hukuk ve siyasal bilgiler fakültelerine yerleştirilen çocukların yargıya ve devletin önemli kademelerine yükselmeleri sağlandı. Bunun yanında, polis teşkilatı ve TSK içinde de yoğun bir FETÖ yapılanması sağlandı. 2000’li yılların başında iktidara gelen AKP ile işbirliği yapan FETÖ adeta devleti ele geçirdi. O sıralar, rahmetli Kamer GENÇ gibi Türkiye’nin laik aydınları FETÖ’nün bir CIA yapılanması olduğunu bas bas bağırıyor ve AKP’den FETÖ’ye karşı tedbir almasını talep ediyorlardı. Türkiye’nin özellikle yargı ve güvenlik kurumları tamamen FETÖ’nün işgali altındaydı. Bu duruma dikkat çeken Ankara Barosu Avukatı Av. Nusret SENEM 2007 yılında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak Türk Emniyeti içindeki Fetullahçı Yapılanma hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Bunun yanında, Atatürkçü Adalet Başmüfettişleri Adalet Bakanlığına yargımız içindeki cemaat yapılanmasını rapor etmişlerdi. Diğer yandan da ÇYD, ADD ve TEMA gibi dernek ve vakıflar aracılığıyla Türkiye’nin son yurtseverleri harekete geçerek laik düzeni koruma yoluna girmişlerdi. İstanbul ve Van Yüzüncüyıl Üniversiteleri gibi birçok üniversitemizdeki Atatürkçü rektörler FETÖ mensuplarının üniversitelerde daha da örgütlenmelerinin önünü kesecek adımlar atıyorlardı.
Laik ve Atatürkçü kurumların çok kısa süre içinde halkımızdan büyük kabul gömesi FETÖ örgütünün harekete geçmesini sağladı. Bu nedenle, devlet içinde kalan Atatürkçü son yapıların da temizlenmesi amacıyla FETÖ tarafından ERGENEKON ve BALYOZ gibi sözde örgütler kurularak FETÖ ve ABD’ye karşı olan TSK içindeki binlerce kahraman subayımız ve siyaset dünyamızdaki tüm Atatürkçü kesimler bu sözde örgütlere mensuplarmış gibi gösterilerek suçsuz yere hapisler atıldı ve neticede 15 Temmuz hain darbe girişimi ülkemizde yaşandı.
Sevgili Okurlarım;
Devlet yapılanması esastır, devlet yapılanmasını dışlayan tüm dini kurumlar tarih boyunca hep düşman devletlerin hesabına çalışmışlardır. Son yaşanan olaylar tarihten hiç ders almadığımızı göstermektedir. Şöyle ki; Sağlık Bakanlığımızda Menzil cemaatinin egemen olduğundan bahsediliyor, menzilci olduğu söylenen bir meczup GATA gibi çok önemli bir kurumuzun en üst düzey yöneticisi yapılıyor ve bu şahıs şeriat propagandası yapıyor, Adalet Bakanlığında İsmail Ağa tarikatı mensuplarının cirit attıkları söyleniyor, Süleymancılar Cemaati mensuplarının benim de meclis üyesi olduğum Ankara Büyükşehir Belediyesi gibi birçok kurumda en üst düzeylerde oldukları söyleniyor, vb.
Değerli Okurlarım;
Bugünkü yazıma büyük önderimiz Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır” sözüyle nokta koyarak sözde Atatürkçüleri “ya oldukları gibi görünmeye ya da göründükleri gibi olmaya” davet ediyorum.
Sağlıkla ve sevgiyle kalın

Devamını Oku

Yaklaşan kış ayları ve Ankara Büyükşehir Belediyesi

Yaklaşan kış ayları ve Ankara Büyükşehir Belediyesi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli Okurlarım;
Bu yazımı okuduğunuzda bir kısmınız “enkaz edebiyatı” yaptığımı iddia edebilir. Ancak; Güçlü Anadolu Gazetesi’nde “Başlarken” başlığıyla yazdığım ilkyazımda mümkün olduğunca tarafsız olacağıma ve özellikle belediyecilik alanında yapılan doğru ve yanlışları samimiyetle sizlere ileteceğime dair verdiğim sözü hep tuttum ve bu sözümü Allah’ın izniyle hep te tutacağım.
Yazımın başlığındaki hususa geçmeden önce Türkiye’nin son 40 yıldır yaşadığı bütün sorunların kaynağı olan 12 Eylül 1980 faşist darbesini nefretle kınadığımı ve O faşist yönetimin yaptığı 1982 Anayasası ile halen daha yönetilmemizden duyduğum üzüntüyü belirtmek isterim.
Değerli Okurlarım;
Ankara Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere ülkemizde millet ittifakı yönetiminde geçen belediyelerde büyük sorunlar yaşanıyor. Şüphesiz ki Millet İttifakı adayları kazandıkları belediyelerde var olan sorunları önceden biliyorlardı. Aday olduklarında da halka hem bu sorunları çözmeyi hem de daha iyi bir yönetimle çağdaş, yaşanabilir ve sürdürülebilir kentçilik kuracaklarını vaat ettiler. Bu çerçevede, göreve geldikleri tarihten itibaren öncelikle belediyelerinde mümkün olduğunca bürokrat ve teknokrat yapılanmasını yaptılar. Ankara Büyükşehir Belediyesinde Sayın Yavaş özellikle bürokraside sadece rötuşlar yapma ve çok geneli Sayın Gökçek ve Sayın Tuna döneminden kalan bürokratlarla çalışmayı tercih etti. Öyle ki; belediyedeki en üst düzey bürokratik kurum olan genel sekreterlik makamında ve belediyedeki en önemli hizmet birimi olan ASKİ Genel Müdürlüğü görevinde, geçen dönem de aynı makamlarda olan bürokratlarla çalışmayı tercih etti. Belediyedeki Yazıişleri, Mali Hizmetler, Dışilişkiler, Fenişleri, Çevre, Detek Hizmetleri ve Sosyal Hizmetler gibi birçok dairsi ile ASKİ ve EGO’da ki bürokrasi eski dönemin bürokratlarıyla yönetilmeye devam edildi/ediliyor. Dışilişkiler Dairesi Başkanının sosyal paylaşım sitesinde halen daha Melih Gökçek için “efsane başkan” diyen ya da Millet İttifakının en büyük ortağı olan CHP’ye “sizi gidi tek parti kalıntıları sizi” diyen, ya da hilafeti kaldıran Mustafa Kemal Atatürk’e “kahraman” demeyen bürokrat dahil, bu dairelerin birçoğunda tek bir değişiklik dahi yapılmamışken bir çoğunda da müdür ve şef düzeyindeki idari personelin neredeyse tamamı Sayın Melih Gökçek döneminden kalan bürokrasiden oluşuyor. Tüm bunların yanında Ankara Büyükşehir Belediyesinde hiçbir emekçinin ekmeğiyle oynanmadı, hiçbir emekçi haksız yere ve siyasi sebeplerle işinden atılmadı. Diğer yandan da 25 yıl süreyle tüm hakları Sayın Gökçek tarafından gaspedilen belediye çalışanlarına hak ettikleri etkin görevleri alamayanlar da Sayın Yavaş’a adeta isyan etme durumuna gelmişlerdir.
Tüm bunlara rağmen, her geçen gün 23.5 yıllık saltanatı döneminde yaptığı usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları belgelenen internet fenomeni Sayın Melih Gökçek, kendi atadığı ve halen görevlerinde olan bürokrasi sayesinde Ankara Büyükşehir Belediyesini anlık olarak takip ediyor ve attığı çoğu mesnetsiz ve yalan twitlerle kamuoyunda algı yaratmaya devam ediyor.
Değerli Okurlarım;
Sayın Yavaş dönemindeki Ankara Büyükşehir Belediyesinin ilk yılı düzenleme, programlama ve projelendirmelerle geçti. Benim de içinde bulunduğum Belediye Meclisi tarafından, Büyükşehir Belediyesinin 2020 yılı bütçesi yaklaşık 12.3 Milyar TL olarak hesaplandı. Bu bütçenin yaklaşık 4.5 Milyarının (yaklaşık %35) birçoğu seçilmeden hemen önce işe alınan personel gideri olacağı ve bu bütçeden yaklaşık 1.5 Milyar (yaklaşık %10) Lirasının da Sayın Melih Gökçek döneminden kalan borçları ödemek oluşturuyordu. Yani toplam bütçenin neredeyse %50 kadarı daha belediye kasasına girmemektedir. Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2020 yılı bütçesinin geri kalan %50’lik kısmının neredeyse tamamını da, toplu ulaşım, araç ve iş makinası bakımı, onarımı, park bahçe koruması, temizlik ile elektrik, gaz, gibi diğer cari giderler için harcanmak zorunda kalıyor. Sayın Melih Gökçek döneminde adeta hazinenin kapılarını Ankara Büyükşehir’e açan merkezi hükümet Sayın Mansur Yavaş’a tek kuruş dahi yardım yapmadığı gibi Belediye Meclisinde çoğunluğu elinde tutan AKP ve MHP Meclis üyeleri Sayın Yavaş’ın dışarıdan borç almasına da izin vermedi.
Değerli Okurlarım;
Tüm bu olumsuzluklara rağmen Sayın Yavaş, Ankara’nın değişim ve dönüşümünü Mart 2020 ile birlikte başlatma amacındaydı. Ancak, yaşanan pandemi süreci nedeniyle Ankara Büyükşehir Belediyesi öngördüğü neredeyse tüm proje ve ihaleleri iptal etmek zorunda kaldı. Belediyenin tüm kaynakları halkın yaşatılması için seferber edildi. Milyarlarca adet maske ve dezenfektasyon malzemesi dağıtıldı, yüz binlerce ailemize ekonomik ve gıda yardımı yapıldı. Bu giderlere karşı, pandemi sürecinde belediyenin cari gelirleri neredeyse durma noktasına geldi, toplu taşım giderleri kapasite düşürülmesi nedeniyle iki katına çıktı, su gelirleri yarı yarıya düştü vb.
Değerli Okurlarım;
Pandemi sürecinde Ankara Büyükşehir Belediyesi Türkiye’nin en başarılı belediyeciliğini yaptı. Ama, önümüzdeki kış ayları öncesinde maalesef toplumuzun ve kış aylarının gerektirdiği kadar etkin olamama durumumuzu da göz ardı etmemeliyiz. Şöyle ki; en başta toplu ulaşım ve su sorunumuzu hep beraber göğüslemek zorundayız. Sayın Yavaş’ın tüm çabalarına rağmen MHP ve AKP’li meclis üyeleri toplu ulaşımdaki araç filo sayısının artırılmasına izin vermedi. Belediyenin zaten eksik olan toplu ulaşım araçlarıyla kış aylarında pandemi nedeniyle yarı kapasite ile toplu ulaşım hizmeti verilecek. Bu nedenle maalesef daha uzun süreler otobüs veya metro duraklarında beklemek ya da kısa mesafeleri yürümek zorunda kalacaksınız. Belediye meclisi izin vermediğinden, Ankara’da ki eksik su ve kanalizasyon şebekeler tamamlanamadı, Sayın Gökçek döneminde 25 yıl hiç dokunulmayan eskimiş şebekeler yenilenemedi, yeni su kaynakları yaratılamadığı için Ankara’da büyük bir su sorunu bulunmaktadır. Bu nedenle Ankara halkı su kullanımı konusunda daha tasarruflu olmak zorunda.
Sağlıkla ve sevgiyle kalın…

Devamını Oku

Akılsız Büyükşehir Belediyesi Binası

Akılsız Büyükşehir Belediyesi Binası
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli Okurlarım;
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin ucube cam binasının bulunduğu yerde 1994 yılına kadar AŞOT yani Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminali vardı. Ankara’da, orta yaş ve üstü olan herkesin AŞOT’ta mutlaka bir anısı vardır… 1980li yıllara kadar bir milyon civarında nüfusu olan Ankara’ya Anadolu’nun çeşitli kentlerinden gelip Ankara’yı 5,5 Milyonluk metropol yapan insanımızın Ankara’nın havasını ilk teneffüs ettiği yerdi AŞOT, her gün yüzlerce otobüsün hasretleri bitirdiği ya da yeni hasretleri yarattığı yerdi de AŞOT, bağıranı, çağıranı, ağlayanı, güleni ile Anadolu’ya özgü tam bir keşme keşin yaşandığı yerdi AŞOT. AŞOT’a Anadolu’nun O zamanlar sayısı 67 olan ilinden akın akın Ankara’ya gelen otobüsler özellikle sabah saatlerinde Ankara’nı trafiğini durma noktasına getirirdi.
1990lı yılların başında çağdaş kentçilik anlayışıyla Ankara’nın yönetimini alan CHP’li Murat KARAYALÇIN başkanlığındaki Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara’nın O gününü değil Ankara’nın geleceğini kurtaracak projeleri, Belediyenin kasasında adeta kuruş olmadığı dönemde tek tek imalata koydu. Kentin varoşu Mamak ile kent elitlerinin yaşadığı Çankaya ve Gaziosmanpaşa gibi semtleri kucaklaştıran Mamak Viyadüğünü, Ankara’nın doğusuyla batısını adeta bir nefes alımlık sürede kat etmeyi sağlayan Dikimevi-Emek ANKARAY Metrosu ve Kızılay-Batıkent Metrosunu, BAKAY (Büyük Ankara Kanalizasyon ve Yağmursuyu Altyapı İnşaatı), O zaman Dünya’da 2. Ve Avrupa’da birinci büyük kapasitede olan Tatlar (Yeniköy) Atıksu Arıtma Tesisi, Ankara Koruma Amaçlı İmar Planı, Ankara Nazım İmar Planı, Ankara Yeşilkuşak Projesi ve AŞTİ (Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminali) gibi Ankara’nın geleceğini kurtaran onlarca proje hem de belediyenin kasasında tek kuruşun bile olmadığı dönemlerde kaynaklar yaratılarak, olmayan metronun tahvilleri uluslararası piyasalarda satılarak, akılcı projelere dünyadaki çevre örgütlerinden hibe fonlar sağlanarak, belediyenin sahip olduğu iş makineleri ve insan gücü azami şartlarda kullanılarak yapıldı ve imal edildi. Belediye emekçilerini maddi ve manevi olarak mutlu edecek insani şartlar sağlandı, mutlu emekçilere inisiyatif sahibi oldular, daha bir azimle çalıştılar ve neticede Ankara’nın geleceğini kurtaran projeler tek tek vücuda geldi.
Değerli Okurlarım;
O projelerden biri Şimdiki belediye binası yerinde bulunan AŞOT’un AŞTİ’ye taşınmasıydı. O proje kapsamında AŞOT’un bulunduğu ve kentin tam merkezinde yer alan arazi park haline getirilerek O zamanlar adeta kirli hava nedeniyle boğulan kent için soluk alanı haline getirilecekti. Ama gelin görün ki 1994 yılında Ankara, demokrasi tarihinin en talihsiz seçimini yaptı. Halka balık tutmasını öğretmeyi değil, popülist politikalarla adeta fakirleşmeyi öğreten politikaları ana politika yapan Melih GÖKÇEK yönetimindeki belediye BAKAY projesini tamamlayıp Ankara’nın altyapı sorununu gidermek ve Ankara’nın atık suyunu Tatlar Tesislerinde arıtarak Haymana ve Polatlı’nın tarım alanlarını sulamayı değil kenti makyajlayarak günü kurtaran projeler yapıp uyguladı. Ve kentin kaynaklarını dinozorlara, uçak filolarına harcayarak adeta heba etti.
Değerli Okurlarım;
Melih GÖKÇEK döneminde yapılan projelerden biri de Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin mevcut ucube binası olmuş. CHP’li Karayalçın’ın Ankara’nın soluk merkezi olarak planladığı AŞOT’un yerine bu ucube binanın yapılması yetmemiş, O arazinin hemen yanındaki fen işleri alanı da bir yandaş şirkete “parsel parsel” verilerek belediye binası gibi onlarca ucube binanın yapılması sağlanmış.
Değerli Okurlarım;
Kentsel mimariler; toplumların kültürlerini, geleneklerini, alışkanlıklarını, yaşam tarzlarını, estetik değerlerini ve ülkelerin iklim şartlarının gereklerini barındırırlar. Tüm bu hususları göz ardı eden Melih GÖKÇEK, AŞOT binası yerine camdan toplam 25 katlı, güya “akıllı” olan bir ucube bina yapmış. Bu bina öyle bir bina ki nefes almak için aralanacak bir penceresi dahi yok, tek merkezden havalandırılıyor ve tek merkezden ısıtılıyor. Bugünün PANDEMİ şartlarında belediyeye tek merkezden giren hava belediyedeki bir CORONA19 vakasından aldığı virüsü tüm belediye çalışanlarının ve bir sebeple belediyeye gelen vatandaşların ciğerlerine adeta pompalıyor. 25 katlı binada sadece 5 asansör var. Mart ayından itibaren, belediye binasının sağlık şartlarını sağlamaması nedeniyle çalışanların ancak 1/3 kadarının mesailerine gelmesinin sağlanması gibi Belediye yönetiminin aldığı tüm tedbirlere rağmen bugün Ankara Belediyesinde yaklaşık 500 çalışan Corona Virüsüne yakalanmış halde. Çalışan sayısının mecburen az olması nedeniyle de vatandaşın belediyedeki işlerinin zamanında yapılması güçleşiyor. Yani tüm bunların temel nedeni Melih GÖKÇEK’in “akılsız” belediye binası… Bir yandan, Melih GÖKÇEK’in akılsız projelerinden kalan borçları ödemeye çalışan Mansur YAVAŞ, diğer yandan da bir önceki yazıma konu olduğu üzere, Belediye Meclisinde çoğunlukta bulunan AKP ve MHP Belediye Meclisi üyelerinin her konuda çıkardıkları engellerin üstesinden gelmeye çalışıyor.
Sağlıklı olun sevgiyle kalın…

Devamını Oku

Hukukun devleti ve Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi

Hukukun devleti ve Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli Okurlarım; Bizlere bu Toprakları yurt yapan onur ve gururu yaşatan Basta Mustafa Kemal ATATÜRK ve Silah arkadaşları ile beraber Tüm şehitlerimizi rahmet, minnet ve Şükranlarımızla yad ediyoruz. Ruhları sad mekanları cennet,makamları ali olsun 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

Anayasamızın 2’nci maddesinde “hukuk devleti” ilkesi devletin temel niteliği olarak düzenlenmiş, bu ilke Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında “eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı tutum ve davranışlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet” olarak tarif edilmiştir. Bu tanımlamayı genel olarak özetleyecek olursak, hukuk devletinin temel amacının halkın top yekun refah ve mutluluğunu belli kaide ve kurallar içinde artırmak olduğu açıktır.

Değerli Okurlarım;

Ankara kentinde son 25 yılda kentsel altyapı hususunda çok şeyin yapıldığını söylemek maalesef çok güç. Son 25 yılda Ankara kentinde yapılan ve kentçilerin “kentsel makyaj” dedikleri faaliyetlerin çok az kısmı bile kent altyapısı için yapılmış olsaydı, Ankara kenti altyapı manasında mevcut sorunlarını yaşamayacaktı. Örneğin,  bir Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi olarak bitirmek üzere olduğumuz yaz mevsiminde Ankara’nın göklerinde her bulut biriktiğinde resmen kalbim sıkışıyordu. Şöyle ki; Ankara kentinin kanalizasyon ve yağmursuyu altyapısı, kuvvetli bir yağmuru drine edecek kapasitenin maalesef çok altında. Ankara kentinin içme suyu şebekelerinin neredeyse tamamı en az 25 sene önce dönemin nüfusuna göre ve dönemin teknik olanaklarıyla yapılmıştır. Bu şebekeler tektonik zemine sahip Ankara kentinde zemin oturmaları ve hızla artan trafik ve yapı ağırlığı nedeniyle  fonksiyonunu kaybetmiştir. Günümüzde Ankara kentinin bazı bölgelerine verilen “işlenmiş” içme sularının neredeyse yarısı daha evlerimizdeki vanalara gelmeden şebeke hatlarındaki çatlak ve sızmalar nedeniyle kaybolup gitmektedir. Şöyle ki; kente verilen su arıtma tesislerinde belli proseslerden geçerek içilmeye elverişli hale getirmek için Belediye ve dolayısıyla vatandaş bütçesinden büyük paralar harcanmaktadır.

1992 yılında Sayın Murat Karayalçın, dünyanın 2. ve Avrupanın en büyüğü olan Tatlar Atıksu Arıtma Tesisini yapmış ve bu bağlamda BAKAY (Büyük Ankara Kanalizasyon Projesi) Projesi ile Ankara kentinin yağmur ve atıksularını bu tesise taşıyıp arıttıktan sonra, tarım alanlarında kullanıma elverişli hale getirilen bu sularla Haymana ve Polatlı ovalarındaki tarım alanlarını sulama amacını gütmüştür.  Vatanını ve Ankara’yı seven herkesin alkışlaması gereken muhteşem bir proje değil mi? Ama gelin görün ki Sayın Melih Gökçek bu projeyi durdurmuş, esas işi Ankara’ya su ve kanalizasyon yapmak olan ASKİ’ye Ankara-Esenboğa yolu gibi yolları yaptırdığı ya da ASKİ’ye bağlı BELKA AŞ’ye kendi fantezileri için uçak aldırıp uçak filosu kurdurduğu için BAKAY projesinin tamamlamamıştır.

Değerli Okurlarım;

Aradan 25 yıl geçmesine rağmen Tatlar Arıtma Tesisi bugün bile yarı kapasiteyle çalışmaktadır. Diğer yandan da 5393 Sayılı yasa ile İl Özl İdaresinden alınıp Ankara’nın mahallesi yapılan binin üzerindeki köyün de muazzam bir içme suyu ve atıksı sorunu bulunmaktadır. Bu bağlamda harekete geçen Sayın Mansur Yavaş başkanlığındaki Belediyemiz, Ankara kentinin içme suyu ihtiyaçlarını yeni kaynaklarla karşılamak, mevcut şebekelerin onarım ve bakımlarını yapmak, Polatlı gibi şebekeleri olmayan bölgelere yeni şebekeler yapmak ve Tatlar’da arıtılan suları Haymana ve Polatlı ovalarında tarımsal sulama amaçlı kullanarak elde edilen ürünleri Ankara’da ihtiyacı olan ailelere bedelsiz vermek üzere projeler yaptı. Bu esnada, Sayın Melih Gökçek’in yıllar önce Ankara kentinin su ve kanalizasyon şebekeleri için Belediye Meclisinde borçlanma yetkisi aldığı, bu yetki çerçevesinde borçlandığı ama aldığı paraları yukarıda örneklediğim alanlara harcadığı fark edildi.

Değerli Okurlarım;

Ankara Büyükşehir Belediye bütçesinden her ay 60 Milyon TL, Melih Gökçek döneminin borçları için ödenmektedir. Bu para ile Ankara’ya her ay 1 km metro yapılması demektir. Borç ödemekten yatırım yapmaya ve Ankara kentinin altyapı ihtiyaçlarını gideremeyen Büyükşehir Belediye Başkanımız, yasa gereği borçlanma yetkisi almak için Ankara Büyükşehir Belediye Meclisine geldi ama maalesef Başkanımızın bu talebi Meclisimizdeki AKP ve MHP çoğunluğu tarafından kabul edilmedi. Bu nedenle, Sayın Yavaş Ankara Bölge İdare Mahkemesine başvurdu ve 9. İdare Mahkemesi kamu yararı çerçevesinde Belediye Balkanımız haklı görerek Belediye Meclisi ret yönündeki kararının yürütmesini durdurdu. Bu karar, bu yazımın ilk paragrafında tanımlanan  hukuk devletine son derece uygundur çünkü toplumumuzun top yekun menfaatinin temini ile ilgilidir. Gelin görün ki daha sonra AKP’li bir belediye meclisi üyemizin başvurusu üzerine uzmanlık alanı bu hususlar olmayan Ankara Bölge İdare Mahkemesi (BİM) 10. Dairesi, 9. İdare Mahkemesinin  kararını, bilirkişi raporu gibi hiçbir gerekçeye dayanmadan “usulden” iptal etti.

Değerli Okurlarım;

Madem hukuk devletinin temel amacı vatandaşın top yekun menfaatini korumak ise, tanıklığınızda Ankara 9. İdare Mahkemesinin, başta Polatlı ve Gölbaşı halkı olmak üzere tüm Ankara halkına su sağlanması ve kanalizasyon şebekesi yapılması için Sayın Yavaş’ın gösterdiği çabaya katkı sunmasını ve Ankara Büyükşehir Belediye Meclisindeki AKP ve MHP Meclis üyesi arkadaşlarımızın keyfiyetine dur demesini sabırsızlıkla bekliyoruz.

Sağlıkla ve sevgiyle kalın…

 

 

 

 

Devamını Oku

Hemşerilik, Kentlilik, Kültür

Hemşerilik, Kentlilik, Kültür
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli Okurlarım;

Uzun bir aradan sonra sizlerle yeniden buluşmanın heyecanını yaşarken, Sivas’ta 26 yıl önce yaşanan insanlık dramını da naletle kınayarak bugünkü yazıma başlıyorum.

Değerli Okurlarım;

Yaşadıkları yerlerden sosyo-ekonomil sebeplerle koparak yabancı bir yerde varlık mücadelesi veren ve aidiyet arayışı içinde olan bireyler için “aynı yerden gelmek” büyük önem taşır. Bu sebeple aynı yerden yeni bir kente gelenler yeni hayatlarına uyum sağlamak ve geleneklerini yaşatmak için hemşerilik dernekleri kurarlar. Ancak; bu dernekler, modern örgütlerden farklılaşan örgütlülük yönü ile toplumsal değişime özgü bir ara kurum niteliği gösterirler. Memleketin geleneksel ve kültürel özelliklerini yaşatmaya çalışan hemşeri dernekleri ayrıca yerel siyasete katılımı sağlayarak kentte etkin bir baskı grubu haline de gelebilmektedir.

İnsanların geleneksel kültürlerini yaşatmaları gerekli ve önemlidir. Ancak; ülkemizde hemşerilik dernekleri bağlamında yapılan bazı örgütlenmeler geleneksel kültürlerin yaşatılmasından ziyade olmaktadır. Bu dernekler, kopup geldikleri kültürleri bulundukları kentte sentezlemeyi değil gruplaşmayı ve hatta bu çerçevede toplumsal ayrışmayı, etki/tepki bağlamında kaçınılmaz kılmaktadır. Anadolu’nun her yanı bir diğer toplumsal güzelliğe sahip. Önemli olan bu güzellikleri birleştirip çağımıza uygun hale dönüştürmektir.

Bu bağlamda Ankara kentindeki hemşerilik dernekleri çerçevesinde konuyu kısaca irdelersek; Ankara dışından gelip Ankara’ya yerleşen bireylerin çoğu memleketlerindeki her şeylerini satıp Ankara’da mal ve mülk sahibi olmalarının yanında emekleriyle Ankara kentine katma değer katmışlardır/katmaktadırlar. Bu çerçevede bakıldığında; geleneksel olarak Ankaralı olmayıp tüm birikimini Ankara’ya taşıyan ve Ankara’da yaşamaktan mutlu olan ve kendini artık ANKARALI HİSSEDEN milyonlarca insandan bahsedebiliriz. Bu insanların çok büyük kesimi Ankara’da kurdukları işyerleriyle hem milli ekonomimize katkı, hem de yüzbinlerce insanımıza istihdam olanağı sağlamaktadırlar. Hemşerilik olgusuna bir kentte maddi varlığa sahip olmak bağlamında bakıldığında Ankara dışından gelip Ankara’ya yerleşenleri herkesten çok Ankaralı saymak ta, dededen babadan Ankara’da yaşayıp Ankara’da hiçbir mal varlığı olmayanları da has Ankaralı saymak  ta yanlıştır. Ankaralı olmak, hem O kentte katma değer yaratmaktır hem de Ankara’nın değerlerini özümsemektir. Bu çerçevede; biz Ankara’nı ekonomik değerlerinin sahibiyiz diyerek kentin geleneksel sakinlerini görmezlikten gelen yaklaşımlar yanlış olduğu gibi benim atam dedem “Angaralı” diyerek dışarıdan gelen kent sakinlerini yok sayan yaklaşımda yanlıştır.

Değerli Okurlarım;

Doğru yaklaşım barış içinde birlikte yaşamayı öngören ve yaşadığımız kenti çağın gerektirdiği şekilde gelişmesine katkı sunan, dışarıdan gelenleri horlamayan, kentin yerlilerini de yok saymayan yaklaşımdır.

Ankara kentinin geçmiş yönetimi son 25 yıldır uyguladığı kültür politikalarıyla ne dededen babadan Ankara’nın yerlisi olan yaklaşık 600 bin nüfusun kültürel gelişimine katkı sunabilmiş ne de Ankara’ya sonradan gelen yaklaşık 5 milyon Ankaralının bu kente daha fazla adapte olabileceği ortamı yaratabilmiştir. Bu “siyasetsizlik” nedeniyle “aidiyet” kültürü kamplaşma ve gruplaşma şeklinde gelişme ortamı bulmuştur, maalesef. Aidiyet kültürü (hemşerilik) en minimal düzeye indirilmeli ve aynı bağlamda ortak değerler üzerinden var olan  “kentlilik” kültürü yaygınlaştırılmalıdır. Sayın Mansur YAVAŞ yönetimindeki Büyükşehir Belediyesinin son bir yıl içinde bu çerçevede azda olsa çalışmaları dikkat çekiyor. Bu çalışmaların daha kapsamlı olmasına pandemi illetinin engel olduğu da bir gerçek. Geçtiğimiz günlerde Ankara Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığına TRT’den emekli ve geçmişte O kurumda başarılı projelerin altına imza atmış bir prodüktör olan Cumaali BOZKURT isimli değerli bir bürokratımız atandı.

Cumhuriyetin başkenti Ankara’nın bir dünya kültür kenti olmasında, Ankara’da yaşayan 5.5 Milyon Ankaralının mutlu yaşamasında vb. Sayın Bozkurt’un önümüzdeki 4 yıl içinde yapacağı hizmetlerin ve projelerin önemli katkılarının olacağı inancındayım. Artık Ankara kentinde kültür faaliyeti denilince akla sadece Angaralı bilmem kimin konseri değil, senfoni konserleri, resim ve karikatür segileri, tiyatro, bale, orta oyunu gibi akla gelebilen her tür sanat faaliyeti gelmelidir. 1992 yılında Hipodtom’da ki unutulmaz “Livaneli-Teodarakis Konserine” O zaman nüfusu 2 milyon olan Ankara’nın nüfusunun yarısının katıldığı unutulmamalıdır.  Cumhuriyet bayramlarında bizim Fener Alaylarımız olur böylece halkımız cumhuriyet değerleriyle geceleri geç saatlere kadar eğlenirdi, yerli malı haftalarımız olur üreten Türkiye’nin gerekliliğinin yöntem ve gerekçeleri herkese anlatılırdı, her 27 Aralık’ta sanki büyük önder yeniden ve yeniden Ankara’ya geliyormuş gibi heyecanlanırdık, her 13 Ekim’de Ankara’yı sonbaharın son çiçekleriyle donatırdık: Ataları Kars’tan Edirne’ye memleketin dört yanında yaşamış olan her Ankara’da yaşayan kendini “Ankaralı” sayardı. Ankara Kuva-i Milliye’nin başkentidir, Angaralı da Karslı da, Edirneli de Ankara’da yaşıyorsa herkes Ankaralıdır!!!  Hadi bu özlemlerimizi gider, Ankara’yı aidiyetlerin değil kentlilik bilincinin olduğu kültürün de başkenti yap Ali Bozkurt başkan. Başarılar.

Sevgiyle ve sağlıkla kalın…

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.